Kendi Eserinle Övünmek Bu Olsa Gerek

Kırk yıllık birikim. Dile kolay. Tam kırk yıl. Öğretmenlik hayatım boyunca okuduğum kitapların, dergilerin kapaklarındaki boşluklara, defterlerin yarım kalmış sayfalarına çalakalem yazdığım dizeler artık tozlu raflardan inerek gün ışığında soluklanıyordu.

O gün 20 Mart pazardı. Heyecanımın tavan yaptığı özel bir gündü. Üyesi olmaktan büyük bir haz duyduğum Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği’nin geleneksel kahvaltı günüyle örtüşmesi ayrı bir duygu seli yaşatıyordu insanlara. EFLATUN YÜREKLER DOĞUYORDU bu günde...

Çalışma hayatım boyunca almış olduğum bir çok ödüller bana bu heyecanı yaşatmamıştı. Bu çok ayrı bir güzellikti. Meğer neler neler yazmışım? Ne kadar da yazmışım? Nasıl da saklamışım? İyi ki de saklamışım. Çünkü bugün bana vefa borçlarını ödeyeceklerdi.

1961 yılında Ondokuz yaşında başlayan köy öğretmenliğim bana mesleğimden tat almayı, haz duymayı, zorlukları mutluluğa dönüştürerek aşıp başarmayı öğretmişti. Köyümde elektrik yoktu. Su yoktu. Yol yoktu. Yazmak için tahta tebeşir yoktu. Ama biz vardık. Umutlarımız vardı. Aydınlık hedeflerimiz, bizleri bekleyen öğrenmeye aç insanlarımız vardı. Öğretmen okullarının kimyasında var olan 16 Mart ruhu dediğimiz ‘KONU VATANSA GERİSİ TEFARRUATTIR’ felsefesi ışığında onlarca güzellik yüreğimize nakış nakış işlenmişti zaten. İşte bu ruh bizlere her adımda her solukta şevk ve heyecan veriyordu. Yılmadan usanmadan çalışıyorduk. Bitmeyen uzun kış gecelerinde yazdım KÖY GECELERİNİ...

KÖY GECELERİM

Köydeyim...!

Gecenin köründeyim

Her yer karanlık

Lambanın titreyen aleviyle

Yalnız defterimin sayfaları aydınlık

Yazıyorum ben...!

**

Küçük pilli radyom var

Bazı sabah selam selam selam

Söyle o yâre, diyor

Türkülerinde Yıldıray Çınar.

Dinliyorum ben

**

O ne...! Yazmıyor yine

Kalemimde mürekkep

Lambamda yağ

İçecek suyum da bitmiş

Dışarısı çok soğuk

Buzlar sarkıyor damlardan

Camlar buz tutmuş

Eser yok gün boyu koşturan adamlardan

Korkuyor muyum acaba ben...!

**

Öf be… bu kara kalem de

Bir yazıp bir yazmıyor.

Kızdırma beni, yakma canımı.

Haydi yüreklendir beni köy gecelerim.

Onlarca sevdam sabaha beni bekliyor

ÖĞRETMENİM BEN...!

(22 Aralık 1969)

Şair değildim. Lakin bir şeylerin şiirle anlatımı, dizelere dökümü mutlu ediyordu beni. Şiiri sevmeye başlamıştım. Öyle ki yaşadığım olumlu olumsuz her bir şey bir şiire hayat veriyordu. Dizeler ardı sıra geliyorlardı.

Akasya kokulu tenin

Çiçeklenir bahar gelince

Serin sabahlarda buğulu mor salkımlarla

İnceden süzülürsün yüreğime.

Tel tel saçların düşerken kaşlarına

Çiğdemler kardelenler

Taç olur saçlarına...!

Dizeleri serbest şiirlerle ilk bölümü süslüyorlardı EFLATUN YÜREKLERİN.

Tokat sevdasının şiirlere dönüştüğü ikinci bölümde bir başka aşk çağlaşıyordu. Geçtiğimiz aylarda Valimiz sayın Cevdet Can’ın dile getirdiği benim de yürekten katılıp desteklediğim 'AİDİYET VE AŞK' yani ait olduğun yöreye aşk ile bağlanmak fikirlerine canı gönülden katılan biri olarak doğduğum, doyduğum, arada bir gönül koyduğum şehir olan TOKAT SEVDASI bende hiç tükenmedi ki zaten. O şiirlerimde, dizelerimde hatta yerel gazete köşelerimde hep vardı. Ve diyordu ki...! TOKAT GÜZEL...!

TOKAT GÜZEL

Havan güzel

Suyun güzel

Tokatlıysan huyun güzel

**

Yüzün güzel

Özün güzel

Seher vakti güzün güzel

**

Dağın güzel

Taşın güzel

Gökte uçan kuşun güzel

**

Yaz baharın

Bir başka da

Bu mevsimde kışın güzel

**

Bağın güzel

Bahçen güzel

Dillerdeki lehçen güzel

**

Sazın güzel

Sözün güzel

Dal perçemli kızın güzel

**

Nezük güzel

Kıymet güzel

Türkülerle özün güzel

**

Yeşil güzel

Irmak güzel

Güzelleri sarmak güzel

**

Koç yiğitler meydan almış

Toy toylayıp perdah atmış

Nerelidir sor bakalım

TOKATLIDIR mutlak güzel.

Şiirler bir doğmaya görsün o yürek ne kalem ne kağıt ne de ışık ister. Hele de konu vatan olursa...

Ağrıdan Kaz Dağı’na uzanırsın ya

Katmer katmer görünür Erciyes’in karları

Toroslar ki kucak açmış Anadolu’ya

Çiğdem kekik kokar o Bey Dağları Topçam Dağları.

Doğudan batıya bu güzellik nerdedir?

Kimse hesap yapmasın mührü bendedir…

İşte bu dizeler, bu dizeler ki ülküme, ülkeme, Atatürk’üme sevdamı haykırışımdır.

Eflatun Yüreklerin bir bölümünde ise, Dünyanın en güzel çiçekleri çocuklarımın sesi, nefesi, gözlerindeki ışıltıların anlatımı var.

Şöyle sesleniyorlar:

Ellerin var öğretmenim

Üşümeyi bilmeyen

Bilge bayrağını sıkıca tutan

Kış soğuklarında yüreğimi ısıtan

Sırtımı, saçımı yanağımı okşayan

Ellerin var öğretmenim öpülesi ellerin,

Buram buram babam kokan

Sımsıcacık annem kokan...

Bu duydular var ya..! Bu duygular anlatılmaz yaşanır...

Eflatun yüreklerin doğuşunu tetikleyen final bölümü TOKAT ÖĞRETMEN OKULU MEZUNLARINA ithafımdır. Zira bu şiir hepimizin yaşadığı ortak güzelliklerin yıllar sonra paylaşımıdır. Şöyle bitiyor.

Bu sabah pencereden gök yüzüne takıldım.

Masmaviydi, pırıl pırıl aydınlık

Bir çift kumru uçtu uçtu da

Yüreğimin tam üstüne kondu.

Hiç şaşırmadım ya.

Çünkü siz vardınız orda

Ayak sesleriniz vardı...!

Bana şunu sordular hep. Neden Eflatun Yürekler? O Eflatun ki; Öğretmenliği tanrı katında bir sanat olarak yücelten ünlü düşünür ve bilge kişidir. Renk olarak eflatun öğretmenliğin ve asaletin sembolüdür. Her iki güzellik birbiriyle o kadar güzel örtüşüyor ki bunu yüreklere nakşetmek de benim işim olsun dedim. Ve Eflatun Yürekler doğdu.

-Sevginin, sadakatın, özverinin, memleket, bayrak ve Atatürk sevdasının 16 Mart ruhuyla ne denli örtüştüğünün yazılı görsel ve duygusal ifadeleridir Eflatun Yürekler...

-Eflatun yürekler kuşakları aydınlık yarınlara taşıyan yüreklerin ortak sesidir.

-Ve Eflatun yürekler bir öğretmenin hasat sonu zenginliğidir.

İşte bu yüzdendir ki Eflatun Yüreklerdeki ruh insanlığın yaşam biçimidir.

20 Mart Pazar günü heyecanımı paylaşmak ve onca güzellikleri yaşamak için bizimle olan; başta Eflatun bir yürek, öğretmen arkadaşım CHP Tokat Milletvekilimiz Sayın Kadim Durmaz'a, Milli Eğitim Müdürümüz sayın Levent Yazıcı'ya, Belediye Şube Müdürü Turan Erdoğan'a, TED Okulları Tokat Kurucusu sayın Dr. Bilal Durmaz'a, güne mazeretleri dolayısı ile katılamayan ancak gönderdikleri övgü dolu faks ve çiçeklerle güzellikleri paylaşan sayın Ali Şevki Erek'e, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı öğrencim, güzel evlat sayın Vahdettin Ertaş'a, Yargıtay Emekli Hakimi değerli aile dostum Mahmut Gül'e, Tokat Gazetesi sahibi Sezai Kaymak ve çalışanlarına, can arkadaşlarım emekli öğretmenlere, akraba ve tüm öğrencilere, Şairler ve Yazarlar Derneğinin saygın üyelerine ve özellikle edebiyatımızın iki duayeni Hasan Akar ve Mahmut Hasgül'e sonsuz şükranlarımı iletiyorum.

Ve diyorum ki; Yüce Türk Kadınına altın tepside sunduğu en güzel ve insani haklarla burada bulunmamı, yazı yazmamı, konuşabilmemi sağlayan büyük insan başöğretmen Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e sonsuz şükranlarımı ve dualarımı yolluyor, teşekkür ediyorum.

 

Esen kalın…