Mukayeseli Sohbet

Hanımefendi anlatıyor:

            -Görmeye gittiğimiz oğlumun yanında bir sene kadar kaldık, eşimle. O nedenle hayli tanıdım Avustralya’yı diyor. Ora insanı evlere girerken galoş giymiyor, ayakkabılarını da çıkarmıyorlar. Neden çıkarsınlar ki temizlik yönünden adamların sokaklarının evlerinden farkı yok… Belki inanmazsınız. Her sabah sokak ve kaldırımları sabunlu su ile yıkıyorlar.

            - Biz çıkarıyoruz da ne oluyor sanki? Uzun yol otobüsünde ayakkabısını çıkaran yolcunun başında muavin hemen bitiyor. Yolcular rahatsız oluyor, giy çabuk ayağını diye… Çünkü otobüsün içini kesif bir ayak kokusu alır. Muavinin deodorant sıkması da kâr etmez.

            Henüz apartmanda oturmayı öğrenemedik gitti. Ayakkabılarımızı daire kapımızın önünde çıkarıp dalıyoruz eve. Akşama kadar sürüklediğimiz spor ayakkaplarının içinde ayaklarımız terledi. Nefes alıp biraz ferahladı ama kokusunu da merdiven boşluğuna yaydı. Böylece merdiven boşluğunun İzmir girişindeki kokudan farkı kalmıyor. Şimdilerde kurbağalı dere de öyleymiş…

            O yüzdendir ki dostum Mehmet Tapar’ın camilere sıra sıra tahta döşensin önerisi boşuna değildir. “Hiç olmazsa diyor Tapar, alnımızı koyduğumuz yer bari temiz olsun. Evet, abdest almadan namaza durmuyoruz ama kaçımızın ayağı ve çorabı, banyodan yeni çıktığımız kadar temiz?”

            -Evler, genellikle iki katlı ve bahçelidir. Bahçenin temizliğinde çıkan ot, dal gibi katı atıklar için araç çağırmak zorundasın. Ücretiyle atıklarını alır götürürler. Bizler gibi çöp konteynırının yanına bırakıp belediyenin taşımasını beklemek yasaktır. Anında yüklü bir ceza ile karşılaşmanız güçlü ihtimaldir.

            Orada ücretler dolgun ama hayat şartları da o kadar pahalı. Oğlum yıllarca çalıştı. Maddi olarak gittiği gibi geldi.

            Öyle deyince bir başka tanıdığım emekli öğretmen, ağabey geldi aklıma. O da Almanya’da işçilik, öğretmenlik yaptıktan sonra Tığ teber şah-ı merdan döndüğü için banka kredisiyle ancak alabilmiş, başını sokacağı bir evi. “Almanlar gibi yaşarsan para biriktiremezsin diyor. Ben onlar gibi yaşadım, ülkeme beş parasız döndüm. Buradan götürdüğün bulgur, un, mercimek, nohutla beslenirsen para sahibi olabilirsin. Yoksa benim gibi tıngır elek tıngır saç, elin hamur, karnın aç…  Meteliğe kurşun atarak dönersin ülkene...”    

            İnanç, ibadet ve kıyafet özgürlüğü sınırsız. Devlet her türlü inanca eşit mesafede. Dayatma yok. Ancak kişilerin inançlarını özgürce yaşamaları devlet garanti ve güvencesindedir.

            İşte laik düzen budur. İnsanoğlu bu düzene ulaşabilmek için ne mücadele vermiş. Allah ile kul arasına girilir mi?

            Sağlık da devlet güvencesindedir. Örneğin yalnız yaşıyorsun. Hastalandın. Düğmeye basınca tam donanımlı ambulans kapının önündedir. Evde tedavi etmeye çalışırlar. Gerekiyorsa hastaneye götürürler.

            Son yıllarda ülkemizin sağlık hizmetleri de epey düzeldi. 112’ler evde bakım üniteleri vb. böyle giderse hiçbir ülkeye özenmeyiz inşallah!

 

            Ülkesine dönen yabancıların da evlerine dönünce Türkiye’yi böyle anlatacakları günler dileğiyle..