Biz bu hale nasıl geldik?

Bir yerde  yoksulu şikayetçi, orta hallisi şikayetçi, zengini şikayetçiyse orada bir sorun var demektir. Yönetimi, adaleti, kendimizi  gözden geçirip sorgulamamız gerekmektedir. Ufacık hataları umursamayız , ilerde karşımıza büyük sorunlar çıkarır.O sorunları ne biz çözeriz nede bizleri yönetenler. Ulusal bir sorun olur, karşımıza çıkar. Yolsuzluk gibi, terör gibi, rüşvet gibi, manevi ve maddi değerlerimizin bozulması gibi.

            Bugünkü ile, eski yaşantımızı karşılaştırdığımız da sanki eskiler daha mı iyiydi ne. Eskilerde teknik teknoloji yoktu. Ama bir sosyal yaşam birliği vardı. Yardımlaşma, destek, hoşgörü vardı. Hısım, akraba, eş, dost, ana, baba, büyük, küçük saygısı sevgisi vardı. Günümüzde bu değer, duygular azalıp, yok olmaya, küllen erek üstü örtülmeye başladı. Baba oğluna, ana kızına güvenmemeye, şüphe duymaya başlar oldu. Para, çıkar, menfaat her şeyin üstüne, önüne geçmeye başladı. Soygunlar medeni ve bilimsel hale gelmiş. Hak edilmeden, emek sarf edilmeden büyük yalanlarla büyük, küçük yalanlarla küçük vurgunlar yaparak yaşayan bir avuç insan. Hak ve adaleti çiğneyenler, gün ve zamanı gelince dönen çarların arasında sıkışıp bağırınca kimse yardım etmez. Çünkü yardım edecek kimsenin gücü ve cesareti kalmaz. Adalet erinde geçinde yerini bulur.

            Siyasetçiler, ihtiyacı olanlar, dilenciler yaşam ve gelir kaynaklarını mağdur edebiyatı üstüne kurmuşlardır. Kısaca bunun adına aldatma denir. Siyasette bulunan iktidar sahipleri; muhalefet olmasa, terör olmasa, halkın istek ve yatırımlar olmasa bu ülkeyi yönetmek ne güzel. Kendi hata ve yanlışlarını bu değerlerin üzerinden örtmeye çalışırlarsa. İhtiyacı olanlar gerçekleri söylemeden yakınında bulunanlara akraba, eş ,dost ve saygı duyduğu insanları kendi menfaati için kandırıyorlarsa; dilenciler ihtiyacı olmadığı halde  meslek haline getirdiği yaşamını eziklik, din ve  fiziki acındırmayla  cümleler kurarak insanları aldatılıyorsa, bir birimize güven azalıyor, yok oluyor demektir. Bu kişilerin  yaşamları rahat ve  kolay. Oh ne güzel hayat, yan gel yat. Çalışan insanların alın teri, emeklerini, leş kargaları, sırtlanlar gizlice götürecekler. Bu tür olumsuzluklara karşı yasalar ne kadar uyanık olsa da, bir yolunu bulup, yasaları delip düzenlerine devam edecekler.

            Biz bu hale nasıl geldik? Eskiden Ahi-Evren yasası vardı. Yoksullar yoksulum demeye utanırlardı. İhtiyacı  olanlar cami önündeki sadaka  taşından ihtiyacı kadar alırlardı. İhtiyacı bitince yerine fazlasıyla koyarlardı. Yalan söyleyene itibar edilmezdi, toplum dışına itilirdi. Hırsızlık ve katillik kabul edilir bir durum değildi. Din adamları bilimin ve ilimin tüm dallarını bilirdi. Tüm dinleri iyi yorumlar, yabancı dil, matematik, fizik, kimyayı bilirlerdi. Yeniliğe acık, okuyan, araştıran, toplumun rehberi, ileri gitmesini sağlayan kişilerdi. Peki şimdiki din adamlarımız da onlar gibi mi?

            Mahallede ki komşular bir birine yan gözle bakmaya, selam vermemeye  başladılar. Selam verirken düşünüp, tartarak verir oldular. Vatan için canını seve seve veren  gençler şimdilerde üniversiteye gitmek, paralı askerlik yaparak vatani görevini yerine getirmeye çalışanların sayısı artmaya başladı. Bir birimize olan güvenimize, saygımıza ne oldu? Bizleri dıştan ve işten yıkmak isteyenler olacaktır. Bizlerin eğitimimiz ve öğretimine ne oldu? Bizler hainlere karşı nasıl maddi ve manevi gücümüzü birleştireceğiz. Her şeyin para olduğu, paranın değeri kadar hizmet ve sevginin gösterildiği bir durumdan kurtulup, paranın da kullanıldığı gerçek değerlere dönmemizin zamanı gelip de geçti bile. Birlik ve beraberliğimizin harcı sevgi,hoşgörü,çalışmak ve güvendir.

     Biz bu hale nasıl geldik? Bombaların patladığı,insanların bir birlerini öldürdüğü,tacizlerin arttığı,haksızlıklara göz yumulduğu,neme lazım denildiği  bir yaşamın ortasında yer alır olduk. Bir tarafta şehitlerimize ağlarken diğer taraftan eğlenceli tv programları. Yas tutamadığımız,  olayları çabuk unuttuğumuz bir toplum olduk. Bu hatalarımızı bulup bir an evvel çözmemiz gerekmez mi? Terör sen ben demez, bir ülkeyi yer ve bitirir, geriletir, içten içten kemirir. Herkes düzelmeyi önce kendinden, ailesinden, akrabasından, çevresinden, şehrinden başlarsa sorunlar biter, ülke kalkınır. Eğriye eğri, yanlışa yanlış, hırsıza hırsız demenin zamanı gelmedi mi? Akıl, mantık, birlik, beraberlik yoluyla tam demokrasi, tam bağımsız Türkiye'yi güçlü kuvvetli hale getirebilmek için biraz daha çalışmamız gerekmez mi? Bizler uyur, neme lazım dersek ya hep beraber batarız, ya da hep beraber medeniyetin nurlu ışıklarıyla yaşarız. Biz bu hale nasıl geldik sorusunu ilim, bilim ve akılla çözeriz. Yeter ki  birlikte sevgi yolunda el ele yürümesini bilelim

Süleyman ERKAN

01-Nisan-2016

 

Şişli-İstanbul