Okumak Cahilliği Giderir…

Yazıma bir Bal ve Karınca hikayesi ile başlamak istiyorum.

             “Bir gün bir yere bir damla bal düşer. Küçük bir karınca gelir, balın tadına bakar ve gider. Bal karıncanın hoşuna gider. Bir zaman sonra tekrar gelir, biraz daha yer, sonra gitmek ister ama bal lezzetli gelmiştir.

            Karınca bir türlü balı bırakmaz istemez. Kendisini balın lezzetine kaptırmıştır. Bal damlasının içine girer. Ancak çıkmak isteyince buna gücü yetmeyince, debelendikçe daha da bala batmaya başlar ve içinde can verir.”

            Karınca biraz bal ile yetinseydi elbette ölmeyecekti.

            Hz. Ömer (r.a)  der ki;

            “Dünya büyük bir bal damlasıdır. Kim ondan yetecek kadarıyla iktifa ederse kurtulur. Kim de ona dalarsa karınca misali battıkça batar.”

            Cahilde eksik olan akıl değildir, eksik olan ahlaktır. Aklını kullanamayan insan ister okumuş olsun ve isterse okumamış olsun hiç fark etmez. Okuma- yazması olmayan öyle insanlar vardır ki konuşurlarken ağızlarından bal damlar. Öyle okumuş cahiller de vardır ki ağızlarından zehir akar. Bu örneklere son zamanlarda çokça rastlıyoruz.

            Şu söz her zaman çok hoşuma gider: “Şöhreti, serveti, huzur ve şerefi haysiyetinizle değişmeyiniz.” Bu gün nokta kadar menfaatleri için virgül kadar eğilen öyle okumuşlar var ki; insan, insan olmaktan utanıyor. Yalakalık, dalkavukluk, aymazlık diz boyu… Utanma, arlanma ve haysiyet pınarından bir damla bile bunlara nasip olmamış. Makam, mevki, şöhret ve menfaatleri için bu tipler çalmadık kapı bırakmazlar. Bunlar bukalemun gibi her renge girer ve her soytarılığı yaparlar.

            Adamın biri çıkmış cehalete övgüler düzüyor. Bir üniversite Rektör Yardımcısı katıldığı bir TV programında diyor ki:

             “Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni hafakanlar boğuyor. Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimim ferasetine güveniyorum bu ülkede.”

            Bu ifade cehaletin daniskası değil mi? Ülkemizde bu zamana kadar cehalet bu denli revaçta değildi.

            Hz. Mevlana:

            “Bir delil ile kırk âlimi yendim.

            Kırk delil ile bir cahili yenemedim.”Diyor.

            Hiçbir şeyi sorgulamayan kendini biat kültürünün teslimiyetine bırakmış bu tip insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede demokrasiden bahsetmek ne derece doğrudur? Bu tip insanların çoğunlukta olduğu toplumlar, kimilerinin iddia ettiklerinin tersine, yok olmazlar, varlıklarını sürdürürler. Yanlızca arada demokrasilerin kimi kurum ve kavramları biraz değişikliğe uğrarlar. Mesela ‘karizma’nın yerini ‘kerizma’nın alması gibi…

            Cehalete övgünün yapıldığı ve pirim topladığı ülkede muhalefet de azalır. Çünkü çevrede durumdan rahatsız olan insan da kalmamış, kalanlarda da, çıkaracak ses kalmamıştır.

            Bir gün önce “söylenenler”,ertesi gün arsız bir üslupla alelacele tekzip edilir. Anlaşılıyor ki bugün söylenenler de yarın yalanlanacak, ‘algı’ yöntemi ile ‘farklı bir şekilde’ vatandaşın önüne konulacaktır.

             ‘Hırsızlık’ saygın bir meslek haline geliyor,’soygun’ kurumsallaşma çağına giriyor;’ihaleler üzerinden’rüşvet havuzları’ oluşturuluyor. Ülkede yer yerinden oynarken, herkes kendine göre bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Ama ‘asıl konuşması’ gerekenler ‘dilsiz şeytan’ haline gelmiş susuyor.

            Kul hakkı, hırsızlık, rüşvet ve kadın cinayetleri, kız ve erkek çocuklara tecavüzler artarken;öz kızını’ öperken şehvet duyan sapık babalar çoğalırken, din ulemaları tarafından ‘kırmızı ışıkta geçmenin caiz olmadığına’ ilişkin fetva vermeye çalışılan bir ülkede tuz da kokmuş ve naftalinde kokmuş demektir.

            Dürüstlük, doğruluk pirim yapamaz hale gelince bir toplumda milli ve manevi değerlerde yozlaşır. Nemalandıkları insanlara özel sıfatlar yükleyerek onları adeta ilahlaştırarak, toplumun gözünde dokunması zor konuma taşırlar. Demokrasi sonunda “Teokrasi”olur.

           Aslında bu dünya da bırakılacak en büyük miras dürüstlüktür. Yine Hz. Mevlana’nın sözleriyle bitirelim yazımızı:

                                 “Yaklaş, Konuş, Tanış ama

                                UŞAKLAŞMA,

                                Doğrul, Devril ama

                                YASLANMA,

                                İtil, Kakıl, Atıl ama

                                SATILMA.”

 

Diyarbakır’da Ermeni dönmelerinin bomba yüklü aracı patlatmaları sonucunda şehit düşen güvenlikçilerimize Allah’tan rahmet, geride kalan anne-baba, çocukları, yakın akrabaları ve arkadaşlarına sabırlar dilerim. Türk Milletinin başı sağ olsun.