MOSKOF

Türklerin öyküsü altı yüzyıldır Ruslarla birlikte yazılıyor. Rus varlığını görmezden gelerek Türkiye’de tabiri caizse yaprak oynamıyor.

            Ruslarla yaptığımız savaşların çoğunu kaybetmişiz maalesef.

            Rusların düzenli, disiplinli planlı hamlelerine biz her defasında gelişigüzel karşılıklar vermişiz.

            Onlar bütün ajanlarına Osmanlıca, Arapça öğretirken, hatta şehir efsanesi değilse ajanlarına imamlık yaptırırken, bizim hafiyelerimiz Rusçanın R’sini bilmeden nyetiştiler.

            Çeşme limanındaki son Osmanlı donanmasını yok etmek için iki filoyla Baltık Denizini geçerek, Cebeli Tarık Boğazından atlayıp Osmanlı Donanmasını gafil avladıklarını ve yapılan muharebe sonunda bütün donanmayı kaybettiğimiz gerçeğini tarih derslerinde içimiz sızlayarak öğrendik. 1770’te aldığımız bu deniz bozgunundan sonra denizlerde varlığımız sıfırlandı.

            Tam da bu tarihlerde Yunan ayaklanmaları başlatıldı ve bütün ayaklanmaları yönetenler Ruslar idi.

            Ruslarla yaptığımız hemen bütün savaşları kaybetmeye başladık.

            …

            Geçtiğimiz günlerde Gazi Osman Paşa’nın izinde Bulgaristan’ın Plevne şehrine kadar gittik. Plevne Savaş Panoramasını gezdik. Bizim kurtuluş savaşımız ne ise Bulgarların Plevne savaşı da o. Osmanlı esaretinden kurtuldukları büyük gün, büyük zafer olarak gösteriyorlar. Gazi Osman Paşa’nın yaralı halde teslim olurken, kılıcını teslim ederkenki halini tablolaştırmışlar. Osmanlı askerlerinin öldürülmeleri, geri çekilmeleri resmedilmiş her yerde. Büyük bir zafer onlar için ama biliyoruz ki bu zaferin Bulgarlarla ilgisi yok. Bu savaşı Rus ordusu kazanmış ve Bulgarlara hediye etmiş. Peki neden? Bulgaristan Devleti kurulacak ve Türklerin Batı sınırına duvar örülmüş olacak. Türklerin Avrupayla irtibatı kesilecek. Boşnak, Arnavut, Makedon, Romen vatandaşı olan Müslüman gruplarla arada iletişim kalmayacak.

            Üstelik 9 milyon Bulgar’a o kadar adaletsiz bir toprak verilmiş ki 90 milyon insanı yetecek toprak 9 milyona tapulanmış. Uçsuz bucaksız ovalar, verimli topraklar adeta sahipsiz şimdi. İnsanlık açısından  bu toprakların ısrafı Küresel Servetin ısrafıdır. İnsanlık o atıl toprakları verimli kullanmalı, açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan kitlelere hizmet sunabilmelidir.

            Bu adaletsizliğin mimarı Ruslardır. Türkiye’nin Batı sınırını Bulgar ve Yunan duvarlarıyla kapatmıştır.

*          *          *

            Hemen doğumuzda kurulan ve bir zamanlar Oğuz Boylarının yurdu olan, Dedekorkut’un at koşturduğu, Doğu ve Batı Türklerinin geçiş bölgesi olan bölgeye Ermenistan diye bir devlet yerleştirildi. Doğu sınırı neredeyse tamamen kapatıldı.  Karabağ – Nahçivan – Azerbaycan hattında bir koridor kalmıştı. Rusların emri üzerine ve büyük destekleriyle bu bölge de Ermenilerce işgal edildi. Türiyenin Doğusuna geçirimsiz bir duvar daha örüldü. Burnumuzun dibindeki Bakü’ye ulaşmak dünyanın en zor işlerinden  biri haline geldi. Kara yoluyla ihracat – ithalat neredeyse imkânsızlaştı.

*          *          *

            İran öteden beri Rus kontrolünde ve Türkiye karşıtı politikalrda Ruslarla ittifak halinde. Ermenistan’dan daha anlayışlı ve daha Türk dostu değildir İran. Ermenistan’da Türk füfusu neredeyse sıfırlandı kısa zamanda. Dünyanın gördüğü en büyük soykırımlardan birini   Ermenistan Türkleri yaşadı; İran da içinde barındırdığı 40 milyona yakın Türk nüfusunu, Güney Azerbaycan’ı yıllardır adeta bir mengenede boğmaktadır.

 İran bölgesi de Asya’yla bağlantımızı engellemek için kurulmuş bir duvardır.

*          *          *

Şimdi güneyimizde İran, ABD, İsrail eliyle bir İsrail Kürdistan’ı inşa edilmeye çalışılmaktadır. Bu İsrail Kürdistan’ının tek kuruluş amacı vardır: Türkiye’ye son duvarı örmek.

            Bu duvar örülürse, Türkiye yok edilme kıvamına gelmiş güçsüz bir kurban olacaktır.

Rusya’nın son 200 yıldır sabırla uyguladığı proje son aşamaya gelmiştir. Türkiye olayın vahametinin farkında değildir.

*          *          *

            Cumhuriyetin kuruluş kutlamalarından birinde Mustafa Kemal şoförüne kutlama balosunun verildiği otele çekmesini söyler. Otelin salonuna girdiğinde halkta büyük heyecan olur. Gazi, bir sandalyenin üzerine çıkarak kısa bir konuşma yapar. Ve konuşmanın sonunda dinleyicilere sorar: “Bu Cumhuriyetin cumhurbaşkanı olarak benden bir isteğiniz var?”

            Genç bir tıbbiye öğrencisi “Efendim, bize zaferler ve pırıl pırıl bir devlet bıraktınız ama bize bir hedef gösterin, bir ülkü verin.” Atatürk bunun üzerine o delikanlıyı yanına çağırır ve beklemesini söyler. Sohbetler bitince Çankaya Köşküne o genci de beraberinde götürür. Özel çalışma odasının ışığını yakar ve duvarı komple kaplamış olan haritayı gösterir. Haritada Türkiye’nin üzerine abanmış olan dev gibi SSCB devleti görülmektedir. “Bak görüyor musun Bolşevik devletini. Bu devasa devlet bizim nefes almamızı bile engelliyor. Bu devletin içinde Türkler var. Bu  Türklerle köprüler kurun. Gazeteler , dergiler, kitaplar, neler yapabiliyorsanız. Bak evlat hiçbir zulüm imparatorluğu ebedi kalmaz. Bu zalim devlet de yıkılacaktır.  Bu devlet yıkıldığında oradaki kardeşlerimize karşı hazırlıklı olmalıyız. Sizin ülkünüz budur, der.

            Gerçekten de yüz yıl geçmeden bu korkunç devlet yıkılır, dağılır. Ama biz maalesef yeterince hazırlıklı değilizdir. Köprüler kurulamıştır. 1991’de ortaya çıkan muhteşem fırsat iyi değerlendirilememiş, ya da KGB tehlikeyi fark ederek müdahalelerde bulunmuştur.

*          *          *

            Rusları daha iyi anlayabilmek için birkaç husussu daha irdelemek gerekir. Geçtiğimiz günlerde Eski Bakanlardan Metin Gürdere Rahmetli Özal’ın ölümüyle ilgili bazı şüpheleri gündeme getirdi. Özal’ın ölümünde onun Orta Asya’ya yaptığı son seferin etkisi olacağını düşünüyor. Zira Özal, Orta Asya Türk topluluklarıyla bazı müşterek adımlar atılması gerektiği fikrini savunuyor, bu toplulukları (devletleri) çeşitli anlaşmalara hazırlıyordu. Bu duru bütün hayatı Türklerle ilintili olan Rusları tedirgin etti. KGB o buhranlı günlerine rağmen Türkiye’yi görmezden gelemezdi ve Sn Özal bir şekilde KGB tarafından zehirlendi. KGB zehirleme konusunda deneyimli ve yetenekli bir örgüttür.  Ukrayna muhalefetlideri Viktor Yuşçenko nasıl zehirlendi ve nasıl öldürüldü bütün dünya televizyonlardan canlı canlı izlemişti.

*          *          *

            Ruslar  söz konusu olunca insanın aklına birden 1944 olayları geliyor. 1944’te Türkiye’de milliyetçilik hareketlenmeleri başlamış, son derece üstün özelliklere sahip, aydın, bilgili, donanımlı bir kadro milliyetçilik fikirlerini yaymaktadır. Türkiye’de gelişecek bir milliyetçilik Rusya’da deprem yaratacaktır. SSCB içerisinde milyonlarca Türk vardır ve b u Türklerin uyanması demek SSCB’nin çökmesi demektir. Bu tehlikeyi gören Joseph Stalin İnönü’ye ültimatom verir ve Türkiye’deki bütün milliyetçilerin beli kırılmak istenir. 10944’te tabutluklarda işkenceye tabi tutulan milliyetçilerin çoğu profesördür. Diğer tümü de sanatçı, düşünür, alanında ülkenin en değerli isimleridir. Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş,Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal bu saygın isimlerdendir.

*          *          *

            Rusların kendi kalbimizde, İstanbul’da ve Ankara’da Çeçen mücahitleri nasıl tek tek avladıklarını unutmadık. Bu konuda nasıl bir  acz içinde kaldığımız gün gibi ortadadır. KGB bu savaşta kullanılabilecek her taktiği denemekten çekinmez. Devletlerin büyük savaşlarla alabilecekleri kazanımlar KGB stratejik hamlelerle kazanabilmekte, Rusya’yı kısa zamanda küllerinden yaratabilmektedir. KGB 1991 sonrası ekonomşk ve sosyal açıdan yerle bir olan Rusya’yı 15 yıl gibi kısa bir sürede yeniden şahlandırmıştır. KGB kendi içinden çıkardığı Vladimir Putin ile bir sistem devleti olduğunu yine göstermiştir. Nedense bizim ülkemizde “Derin Devlet”, “Devletin Gizli sistemleri” “Çelik Çekirdek” “MİT”, “Kozmik Oda” gibi kavramlar mutlaka yok edilmesi gereken noktalar olarak algılanır. Bu gafletlerin (yahut ihanetlerin) faturaları sanılandan daha acı olacaktır.

            Rus politikasını doğru okumadan bölge ve ülke siyasetini asla doğru okuyamayacağız. Rusya gibi, KGB gibi düşünemeden bir başarıya ulaşmamız da mümkün olmayacaktır. Yeniden MİT, JİTEM, TİK gibi örgütlenmelere gitmek, çok nitelikli devlet adamları yetiştirmek zorundayız.

             Postmodern politikalar üretmek, geçtiğimiz yüzyıllardaki gibi “fetih” mantığı ile genişlemenin mümkün olamayacağını görmek zorundayız. 

            Bütün bölge Türkiye’ye göre, Türkiye için şekillendirilmektedir.

            Mazlum Truva halkının yaşadığı akıbet bizi beklemektedir. (Hile ile Çanakkale’ye –Truva’ya- sızan Helenler Truva’da bebeklerden, 80 yaşındaki ihtiyarlara kadar bütün halkı kılıçtan geçirmişler; insanlığın gördüğü en büyük soy kırımı yapmışlardır. Bir millet kökten yok edilmiştir.)

            İhmalin acı faturasından kaçabilecek kimse yoktur.

            Varlık – yokluk savaşının başlamak üzere olduğu bu günlerde tartışılan başka her şey şımarıklıktır, ihanettir. Terör belası derhal çok şiddetli ve etkili bir yöntemle bitirilmeli, Türkiye önünü görebilmelidir. Yaşamasına izin verilen bir terörist 30 masum insanın katili olacaktır.  Teröriste izin veren 30 masumun katili olacaktır.

 

            PKK’ya destek veren Müslüman Kürtler’in bu ihaneti, bu ateş oyununu fark etmelerini bekliyoruz; çok ümidimiz yok ama son uyarılarımızı yapıyoruz. Bu korkunç planda Kürtler de kurban edilecektir, Emeniler de! Hem de onları kullananlar tarafından!