Ne Der, Ne derdi Acaba? Ne derler?

Akıl, zekâ, irade, kalp.

Üçü soyut biri somut gibi görülen kavramlar. Üçünü beyinle ilintilediğimizde dördü de somut gibi görülen varlıklar. Ancak, insan davranışlarına yön veren, davranışların ölçü birimi, terazisi, metre’si olan bu dört kavram birer soyut kavramlardır. Kalp, aynı zamanda vicdan olarak ifade edilebileceği için bu dört kavram hayatımızın her safhasını kontrol eder, davranışlarımızı yönlendirir.

İnsanoğlu, uyku (yarı ölü) dışındaki tüm zamanını bu dört kavramla kontrol eder. Bu dört kavramın çalışma durumuna göre makbul olan ya da makbul olmayan insan tipi ortaya çıkar.

Her insanın uyku dışındaki zamanı, ister çalışsın ister çalışmasın mutlaka bir aktiviteyle geçer. Fiziksel bir iş yapmasa bile düşünce durumu da bir aktivite sayılır. Ya toplumsal bir iş yapmakta, ya bireysel bir iş yapmakta, ya eğlenmekte ya da zamanını boş geçirmektedir. İnsan her ne yaparsa yapsın bedenin fiziksel yapısını (ropotik yapı) bir kenara bırakırsak bu dört faktör insanın davranışlarına yön vermektedir.

Akıl ve zekâ genellikle birbirine karıştırılır. Evet, birbirine karıştırılan fakat aynı olmayan iki farklı kavramlardır bunlar. Zekâ, genellikle beynin çalışmasıyla alakalı bir kavramdır. Eşyayı kavrama becerisi, olayları algılama, hızlı ve doğru kararlar verebilme sanatı gibi bir şeydir. Matematik tarafı baskındır. Zeka, bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır.

Her ne kadar akılla zekâ aynı şey gibi görünse de akıl ile zekâ farklılık arz eder. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir. Akıl, insanı hayvandan ayıran en önemli faktördür. Akıl somut olarak ölçülemez ama zekâ pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılır. Zeki olup da amaçsız yaşayan, ortalıkta gezinen bir sürü insan vardır. Akıl; zekâyı kullanma ve yönlendirme sanatıdır.

Bana göre atom bombasının mucidi Einstein zekiydi ama akıllı değildi. Ancak İbn-i Sina hem akıllı hem de zekiydi. Aynı şekilde Hitler sadece zekiydi, Fatih Sultan Mehmet hem zeki hem de akıllıydı. Sanat çerçevesinden bakarsak; Da Vinci zeki bir sanatçı iken Mimar Sinan hem zeki hem de akıllıydı. Burada zeka ile aklın (kalbin) uyum halinde çalışması insanlığa faydalı olmanın ölçüsü olmuş oluyor. Kısaca zeka eşyayı kavrama sanatı, akıl ise eşyayı yaratanı anlama ve ona göre davranış disiplini geliştirme sanatı olmuş oluyor. Her ikisi birleşince mükemmel insan, İbn-i Sina gibi insanlar ortaya çıkıyor.

Bu durumda akıl mı (kalp mi) öncelikli olacak yoksa zeka mı? Her ikisinin de tam yetkin çalıştığı insan sayısı çok azdır. O halde insanoğlu hangisini talep etmeli? Diye bir soru akla gelebilir.

Burada aklı önceleyen insan dünyanın sonunu unutmayan, öbür âlemi önceleyendir. Sadece zekâyı önceleyen ise cenneti bu dünyada arayan insandır, diyebiliriz. O halde siz hangisini öncelersiniz? Yani aklınızın (kalbiniz) mı baskın olmasını istersiniz, zekânızın mı? Bunu düşünmek lazım.

Bütün davranışlarımızın ve düşünce dünyamızın ölçü aletinin doğru çalışıp çalışmadığını bugüne kadar hiç merak ettik mi? Ölçü aletimiz “Ne der, ne derdi acaba” mıdır, yoksa “ ne derler” midir? Ölçü aleti “ne derler” olan insanlar; aklı, kalbi ön planda tutmayanlardır. Bu tip insanlar, kendilerine, yakınlarına ve ülkesine hiçbir faydası olmayan insanlardır. Bunlar bağnaz, egoist, çıkarcı, kendisinden korkan ve hep savunmada olan insanlardır. İyilik yapmanın ne olduğunu bilmeyen, bu şerefe erişemeyen insanlardır. Empati yapma becerileri olmayan, sadece kendisi için (tek kişilik) yaşayan insanlardır. Bu tip insanların oluşturduğu toplumlar devlet kuramaz, devletin yaşam süresini uzatamaz, sorun çözemez hatta sorun üretirler. Kurumları (özellikle aile kurumunu) batırırlar. Bunlar asalak halinde yaşayan canlılardır. Ancak bütün davranış ve düşünce dünyasını “ne Der ve ne Derdi acaba” ölçüsü üzerine kuran, her nefesinde bunu düşünen, miyarı bu olan insanlar zekâ yaşı çok yüksek olmasa bile akıl yaşı yüksek, makbul insanlardır. Bu tür insanların oluşturduğu kurumlarda (işyeri, aile, köy, şehir, dünya) hiçbir sıkıntı yaşanmaz.

 

Özellikle kendisini Müslüman olarak bilen, Müslüman olarak öleceğini ve Cennet’e gideceğini düşünen, ümit eden insanoğlu: “ne Der ve ne Derdi acaba”  ölçüsünü ne kadar uyguluyor? İşte bütün sıkıntılar burada gizli. “Ne Der” ölçüsünü istediğimiz kadar göz ardı etsek bile bundan kaçmamız mümkün değil. “Ne derdi” ölçüsünü önemsemeyen, ona göre yaşamına dikkat etmeyen insan sevgiden yoksun insandır, yaratılmışları sevemez. Sevgisiz insan yaratılış disiplinine uymayan insandır. O halde cenneti sonsuza kadar yaşamak istiyorsak nefes alışımızda bile aklımızı ve kalbimizi öncelemek zorundayız. Ölçü aletlerimizi doğrusuyla değiştirmek zorundayız.