ÖĞRENCİLERİM

  Arkadaşım takıldı:

            -Sen iyi öğretmen değilsin. Sosyal demokrat görünüyorsun. Oysa öğrencilerinin çoğu ülkücü çıkmış.

            -Sana yakın oldukları için sen yalnız ülkücü öğrencilerimi tanıyorsun. Oysa benim öğrencilerim Türkiye gibidir. Onlar arasında her görüşten insan bulabilirsin.

            -Edebiyat gurubu öğretmeniydim. Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi asıl branşım. Bunun yanında ücretli saatimi tamamlamak için değişik derslere de girerdim. Yılda yaklaşık beş yüze yakın öğrencinin karşısına çıkardım. Böylesine kalabalık öğrencinin içinde her görüş bulunurdu.

            Ancak biz siyasi görüşümüzü sınıfın kapısında bırakır, sınıfa öğretmen olarak girerdik. O yüzden de hiçbir öğrencim ya da velimin görüşü dolayısıyla düşük not aldığı şikâyetiyle karşılaşmadım. Sınavlarımda kim ne hak ettiyse onu almıştır.

            Söz gelişi: sınav günlerinde her güne bir yazılı yoklama koyardım. Akşam okur ertesi gün sınıfa getirirdim, sınav kâğıtlarını. Önce istediğim yanıtları anlatır sonra çocuklara sorardım kaç beklediklerini. Beklentilerle aldıkları notlar arasında ya bir not oynar aşağı yukarı, ya da aynı çıkardı. Oynayan not, genellikle kompozisyon sorusundan kaynaklanırdı. Çünkü kompozisyon, resim, müzik gibi derslerin matematiksel cevap anahtarları yoktur.

            Hiç unutmam bir öğrencimin itirazı haklı çıktı. Anında düzelttim. O yıllarda sınav kâğıtlarını yüz üzerinden değerlendiriyorduk. Ben üç aldığını söyledim. O, en az yedi sekiz beklediğini. Kâğıdına baktık beraberce, yetmiş üç almış. Ben, birler hanesindeki üçten etkilenip üç vermişim. Tabii not defterimdeki üç, hemen yedi ile yer değiştirdi.

            Dışarıdan bakınca öğrencilerimizin siyasi eğilimlerini tahmin ederdik ama sınıfa girince bizim gözümüzde hepsi eşitti. Bir öğretmen arkadaşımızın kardeşi üç sene öğrencimiz olmuş da dersine giren hiçbir öğretmeni, onların kardeş olduklarını bilmemiş.

            -Yaaa arkadaşım, bizler öğretmendik ama militan değildik. O yüzden okuttuğumuz öğrenciler arasından ülkücüsü de devrimcisi de dincisi de çıktı. Biz ne görüşü bize yakın olana kolaylık,  ne de uzak olana güçlük çıkardık. Hepsi bize önce yüce Tanrı’nın, sonra kutsal devletimizin emanetiydi. Elimize tutuşturulan programı uygulamaya çalıştık. Herkes kabının hacmi kadarını aldı.

 

            Öğrencilerimizin siyasi görüşlerini yönlendirmek gibi bir görevimiz yoktu.