FORMAT ATMAK

Mustafa UÇURUM

 

Göreve ilk başladığım yerden bana sağlam dostluklar ve iyi bir bilgisayar bilgisi kaldı. Sonradan bilgisayarla olan samimiyetimi daha da ilerletip kendime hatta çevremdekilere de yeten bir bilgi dağarcığına ulaştım. Şükür ki artık kendi yağımda kavrulabiliyorum. Bilgisayarlara en sık yaptığım uygulama format denen, bilgisayarı temizleyip yeni bir program kurduğumuz işlem. Yani aklı karışan bilgisayarın aklını başına getirmeye çalıştığımız en klasik bilgisayar temizleme programı. Bilgisayardaki kötü, işe yaramaz bilgileri, programları, virüsleri silerek bilgisayarı rahatlatma girişiminden herhalde bilgisayar da memnun ki formattan sonra öyle bir rahatlıyor öyle bir hızlanıyor ki keyfine diyecek yok.

Format güzel bir işlem. Keşke bizde de böyle bir işlem olsa da hayatımızda istemediğimiz olayları, kişileri formatla yok edebilseydik. İnanın o zaman hayat daha güzel ve yaşanır bir hâl alırdı.

Hayat denen şu keşmekeşte mutlu olmak için ne kadar çaba sarf ediyoruz, ne kadar hassas dengeler kurmaya çalışıyoruz, bunu yaşayarak öğreniyoruz. İnsanın kendini koy verip yaşaması çok zor görünüyor. Her zaman tetikte, her an bir şeyler olacak telaşı ile yaşıyoruz.

Ben çok mutlu olduğum anlarda bir o kadar da içimde tedirginlik yaşarım. Bu kadar mutlu olmak bu devirde zor görünüyor gibi bir kuruntuyla,  bir yerlerden gelecek felaket haberlerinin tedirginliğiyle içim pır pır eder durur. Sanki mutlu olmaya hakkımız yokmuş gibi boş tedirginlik işte.

Hayatı vurdumduymaz yaşayanlar için böyle bir sorun yoktur zaten. Bütün ekseni kendisini gösteren, kendi dışındaki olaylara kulağını ve kalbini tıkayanlar için hayat o kadar da çekilmez değildir. Çünkü kendisi vardır ve başka bir şeye yer yoktur onun hayatında. Dünyanın bir köşesindeki insanların hem de ramazanın ortasında sular altında kalması, hayatlarının artık yaşanamaz hale gelmesi onun için pek de sorun değildir. Çünkü o, yan komşusunun iftarlık sofrasında kuru ekmek varsa ondan bile habersizdir.

Zaman akıp geçerken, pişmanlıklarla dolu bir hayat yaşıyoruz. Fakat şu da bir gerçek ki son pişmanlık fayda etmiyor. İş işten geçtikten sonra ne yazık ki zamanı geri çevirmek, hayatımıza format atmak imkânsız oluyor. “Keşke” denen yangına düşen için artık birçok şey için çok geç olmuş oluyor.

Bir nokta vardır. Bir özel an vardır. O anı kaçıran için birçok şey bitmiş demektir. Bunu siyasette de çok görüyoruz. Bazı siyasilerin eline öyle fırsatlar geçiyor ki, o fırsatı yakalasa, her şey çok farklı olacaktır. Herkesin böyle olmalı dediği bir duruma ters açıdan yaklaşan siyasilerin ne yazık ki hazin sonlarına çok şahit olduk. Mesela Apo asılsın diye meydanları dolduranların zamanında asılma fırsatı geldiğinde koltuğun rahatıyla çekimser davranmaları, siyasi hayatlarını epeyce gerilere götürmeye yetmişti. O zaman, asılmıyorsa biz yokuz deyip hükümetten çekilme yolunu gösterseydi birileri belki de büyük bir oy oranı ile iktidarı zorlayacaktı. Ama olmadı. Herkesin düşündüğünün tersi hareket ederek kendilerini ve siyasi kariyerlerini zedelediler. Hayatlarına format atmak ellerinde olsaydı herhalde o günleri silmeyi çok isterlerdi.  

Hayatımızda silmek isteyeceğimiz, yok sayacağımız günlerimiz az olsun. Geriye dönüp bakınca içimize bir ferahlık düşsün. Bu hayat şartları düşünülünce zor görünüyor ama ölümlü dünya deyip Polyanna’nın kulaklarını çınlatıp hayata iyi yönünden bakmaya çalışalım. Zor olanı başarmak da büyük bir zaferdir. Zaferlerinizin bol olduğu, hayatınızda format atılacak günlerin olmadığı bir yaşam diliyorum.