Bahçemizin Sabah Görüntüsü

30 Nisan 2016 cumartesi. Kapalı havada yağmur yağıyor sakince. Penceremden bahçemizdeki ağaçları izliyorum. Geride kocaman yapraklarıyla iki çınar, daha beride aşlanmamış bir dut ağacı.

Hava kapalı ve yağmurlu ama rüzgârsızdı. Dut geç uyanır, meyvesini erken verir. Dutun yaprakları çok taze ve narindi. Öyle ki bunlara tomurcuk yaprak diyesim geliyor. İşte bu narin, bu tomurcuk yapraklara yağmur damlaları bir serçe gagalaması gibi dokundukça önce irkiliyor, sonra silkiniyorlar. Böylece damlanın suyunu attı attı, atamayınca kenarlarına yönlendiriyor. Artık suya dönüşen damlalar, yaprağın kenarından siyim siyim süzülüyor.

Damlanın birincisini savmakla iş bitmiyor ki. İkinci, üçüncü ve daha nice damlaların saldırısından kurtulamıyor, bir türlü. Her damlada irkilmek silkinmek, yönlendirmekten yorulup bitap düşüyor ama arkası gelmez saldırılar, biteviye sürüyor…

Genç dallara gelince onlar, yaprağını çıkarmış görevini tamamlamışların, ununu eleyip eleğini asmışların ruh haliyle istirahata çekilmiş, keyif çatıyorlar. Üstlerine düşen damlaları tınmıyorlar bile. Yağmur damlası yaprağı ettiği gibi dalı rahatsız edemeyince başının çaresine bakıyor. Su olup dal boyunca süzülürlerken ikilemde kalıyor. Yer çekimine uyup yere mi inseee, yoksa dal çekimine uyup şebnem halinde dalda mı kalsa.

Yere inip ne yapacak? Toza toprağa karışıp çamur olacağına şebnemlerin büyük çoğunluğu, dala tutunup yeryüzünü yüksekten seyretmeyi tercih ediyorlar. Ta ki güneş doğup buharlandırıncaya, ya da deli bir rüzgâr çıkıp oraya buraya savuruncaya kadar…

Saat on iki ye doğru hava yükseldi. Yağmur durdu, güneş doğdu. Tertemiz yaprak ve çimler, insanın yüzüne gülüyorlar yeşil yeşil.

Bir Pazar sabahını da böyle yaşadım. Bahçemiz, ağaç ve çimlerimizle evimiz kırları aratmıyor. Evimizi çok seviyorum.

 

Paylaşmak istedim dostlarımla…