Her Kula Helal, Müslümana Haram...

Her şey hak edene güzeldir. Hak edilmeyen, emek verilmeyen, izin sız yapılan her iş haramdır. Razılık; karşılıklı anlaşma, bir birini sorgulama, hesaplaşmaktır. Sonuçta hak edene hakkını vermektir. Toplum içinde yaşıyorsanız o topluluğa karşı sorumluluğunuz ve görevleriniz var demektir. Hiçbir birey tek başına, yalnız yaşayamaz ve o birey tüm işlerini de kendisi yapamaz.Yaparsa vahşi bir hayatta yaşıyor demektir. Birlikte dayanışma ruhuyla hareket eden toplumdur. Giriştikleri her mücadelede sosyal, ekonomik, eğitim gibi her alanda başarıya ulaşmışlardır. Toplumsal dayanışma olmadan, birlik ve beraberlik sağlanmadan atılan adımlar en başta başarılıymış gibi algılansa da o çemberin dişin da  bir kişi dahi  kalsa bile birlik sağlanmamış demektir. ''Eller çoğalınca, işler hafifler.'' İngiliz atasözü. ''Birlik içinde eriyen her işte muvaffak olur.'' Bir arada duranlar ve karşılıksız yardımlaşan toplumlar mutlu huzurlu ve çağdaştır. ''Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemektir, birlikte çalışmak başarıdır.'' Henrg  Fort. Birlik ve beraberlikle ilgili  bir olay anlatayım sizlere:

      (Osmanlı döneminde  Bursa ilinde Arap şükrü adında  bir Müslüman vatandaş kendi muhitinde  bir çeşme yaptırır. Çeşmenin başına da şöyle bir hitabe eklemiş.  Her kula helal, Müslümana haram. O dönem Bursa  başkent. Osmanlı ahalisi karışmış. Kadıya şikayet etmişler. Adamı der deste kadının huzuruna çıkarmışlar. Şikayet edenler ve Arap Şükrü'yü dilemiş. Kadı: -Bu nasıl fitneliktir, dini İslam ahalisi Müslüman olan devlette sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslümana yasakla!  Olacak iş mi, ne sebebin, aklını mı yitirdin!- diye çıkışmış adama. Adam, -Müsaade buyurun, sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır. Kadı, -Ne delili, ne ispatı, sen fitne çıkardın Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!- demiş. Demiş ama bir yandan da bu konuyu merak edermiş. -Nedir gerekçen- diye adama sormuş. Adam -Bir tek  sultana derim...- cevabını vermiş.Ortalık yine karışmış. Söz sultana gitmiş. Adamı yaka paça saraya götürmüşler. Padişah da sinirlenmiş. Ama  bir yandan da bu konunun aslı nedir diye meraklanmış. Padişah, -De bakalım ne diyeceksin. Bu nasıl iştir ki hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helal, Müslümana  haram yazarsın?-  Adam başı önünde konuşur. -Delilim vardır, lakin ispat ister...- Padişah, -Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin.- Adam, -O zaman boynum hükme kıldan incedir sultanım. Padişah, -Eeeee  söyle bakalım nasıl ispatlayacaksın.  Adam, -Sultanım her hangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka paça  tutuklayın, sonra bir hafta bekleyin bakalım ne olacak.- Adamın dediği yapılmış. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler..  -Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza  biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim.- Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş. Mektup üstüne mektuplar getirmişler. Bir hafta dolunca ... Adam, -Sultanım artık bırakma zamanıdır- demiş. Haham bırakılmış. Azınlıklar mutlu. Bu sefer sultana teşekkürler, hediyeler, minnet dolu sözcükler etmişler. Adam, -Aynı işlemi bir kiliseden her hangi bir papaz için yapınız sultanım- demiş. Aynı şekilde bir papaz pazar günü ayinin tam ortasında derdeste alınıp tutuklamışlar. Tepkiler daha fazla artarak devam etmiş. Haftası dolunca serbest bırakmışlar. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış. Teşekkürler, şükranlar... Din adamına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine. Padişah, -Bitti mi?- demiş adama. Adam, -Sultanım son bir iş kaldı sonra hüküm zamanıdır izninizle- demiş. Padişah, -Şimdi nedir isteğin?- demiş. Adam, -Efendim, Bursa'nın en sevilen alimini alınız minberinden- Adamın dediğini yapmışlar. Ulu  cami imamını cuma hutbesinin ortasında almışlar.Yaka paça tutuklayıp götürmüşler. Bir Allah'ın kulu çıkıp da, -Ne oluyor,siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleyiniz?- gibi bir tek kelam etmemişler. İmamın peşinden giden, soran, arayan kimse olmamış. Geçmiş bir hafta, nerede imam diye gelen, giden yok. Halk halinden memnun. Başlamışlar bir dedikodu. ''Bizde onu adam bilmiş, hoca bellemiştik.''  ''Kim bilir, ne suç  etti de  tevkif edildi.'' "Vah vah! Yanarım arkasında kıldığım namazlara.'' Padişah, kadı ve adam bu olan bitenleri izliyorlarmış. Sonunda padişah çeşmeyi yaptırana  sormuş, -Eeee, ne olacak şimdi? Adam, -Bırakma zamanıdır hocayı. Bir de özür dileyip, helallik almak lazımdır, hocadan- Padişah, -Haklısın- demiş. Denileni yapılması için emir buyurmuş. Adama dönmüş, adam başı önünde konuşmuş, -Ey büyük sultanım, siz idare buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara  su helal edilir mi?- Sultan acı acı tebessüm etmiş. -Hava bile haram hava- demiş.)

            Vatanına, bayrağına, milletine sahip çıkmayana her şey haramdır. Vatanı bir vücut gibi düşünürsek, bir organ hastalanınca tüm vücut acı çeker. Her nedense bizler bir vücut gibi bir bütün olamadık. ''İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Bir birinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.'' Hz. Muhammed. '' Düşenin elinden tut ki, sen de düştüğün zaman tutunacak bir el bulunsun.'' Afbagil.  Birlikte olun, birbirinizin sorumluluğunu üstlenin ki sevgi yolunuz da çiçekler açsın.

Süleyman ERKAN

02-05-2016

 

Şişli-İstanbul.