Geç buldum tez kaybettim - Cevdet Aykan

Bir bilmecenin soru ve yanıtı:

-Gökten iner apışır, cümle âleme yapışır?

-İsim.

Canlı cansız her nesnenin bir adı vardır. Her adın da bir gerekçesi. Zamanla gerekçe unutulur, isim yeni sahibine yapışır. Örneğin Gazi Osman Paşa; staddır, lisedir, üniversite, cadde, ilçe ve mahalledir... Bu varlıklardan yararlananların çoğu bunlara GOP isminin niçin verildiğini düşünmez.

-Nerde okuyorsun?

-Gazi Osman Paşa’da, denilince ilk önce şu andaki varlıklardan biri gelir akla. Üniversite, lise ya da ilkokul… Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, ne kadar gerçekse adını taşıyan varlıklar da o denli gerçektir. İsmin asıl sahibi gerilerde, hayli gerilerde kalmıştır. Yeri geldikçe bazen hatırlanır ama o da çok az.

 

Eskiden kentimizde iki hastane vardı. Biri devlet (Cevdet Aykan), öbürü sigorta (Recep Yazıcıoğlu) idi.  Hastaneye Recep Bey’in adı, yakın geçmişte ilimizde valilik yaptığı için verilmişti ama Cevdet Bey’inkini yakınlarından ve tanıyanlarından başka bilen yoktu. Cevdet Aykan sözü bize yalnız hastaneyi hatırlatırdı. Asıl Cevdet Aykan meğer neler başarmış, neler?

Erdal Gülten’in masasında birkaç kişi sohbetteydiler. İçlerinden tanımadığım birisine gayet saygılı davranıyorlardı. “Hoş geldiniz” deyip adımı söyledim. Yanından yer ayırdı. İltifat etti. Yazılarımdan tanıyormuş beni.

Belli bir yaşın sahibi olmasına rağmen duru bir belleği vardı. Yazılarımın çoğunun konusunu anımsıyordu. Günlük olayları değerlendirmesi, yorumlaması mantıklı ve akılcıydı. Bende bıraktığı izlenim: En başta kendisiyle barışık, mültefit,  babacan, hoşgörülü, mütevazı, bilim kadar kadere de önem veren, sevimli ve dolu dolu bir beyefendiydi. Böyleleriyle sohbet edilir. Ne yazık ki benzerlerini çevremde bulmak zor.

“Demokrasi, süreç ve anılar” adlı kitabı ve adının verildiği bir hastanede yaptığı konuşmaya göre Gazi Osman Paşa Lisesi, İstanbul Tıp Fakültesi’nde okumuş, İngiltere Cambridge’de dil öğrenmiş, “TheMaudsley Üniversite Hastanesinde asistanlık yapmış, New York’ta ünlü akıl hastanesi “Utica” hastanesinde psikiyatrist göreviyle çalışmış. Aldığı eğitim ve yurt dışı çalışmalarıyla belli bir olgunluk düzeyine ulaşmış. 

Siyaset hayatında Köy İşleri Bakanı, Sağlık Bakanı olduğu yıllarda ilimize hatırı sayılır hizmetler getirmiş. Politik yaşamını noktaladıktan sonra da önemli görevler yüklenmiş ama bunların Tokat’la ilgisi yok. 

Bizi, özellikle Mehmet Tapar’la beni en çok ilgilendiren olay, sayesinde Vip Salonunu görmek ve orada kendisiyle sohbet etme olanağı bulmamız oldu. Hava alanına uğurlamaya gittiğimizde Vip Salonunda olduğunu söylediler. İçerisi görülmeyen salonun kapısında ne zil ne kapı kolu, ne de görevli vardı. Telefon ettim. “Sizi bulamıyoruz. Tutsak mısınız yoksa” diye takıldım. Sekreterini gönderdi kapı açıldı da belki de ömrümüzde ilk ve son defa Vip salonuna girmiş olduk. Ben de Vip Salonunu âhım şahım bir yer sanırdım. Hülya Avşar diyenleyin bizim evden farkı yokmuş. İki takım koltuk, birkaç sehpa hepsi o kadar. Benzerleri bizde de var. YaniJ))

Sohbeti koyulaştırmıştık ki vakit geldi dediler. Vedalaşarak ayrıldık. Geç bulup tez kaybettiğim dostumun yolu açık olsun diyorum.

 

Kendilerine ve ailesine iyi kaderler dilerim…