İsimler Ve Gerekçeleri

Canlı cansız her varlığın isminin bir gerekçesi vardır:

            Soyadı yasasından önce verilen taşınmaz tapularının sınırları şöyle adlandırılırdı: şark: dere, garp: Ahmet. Cenup: yol. Şimal: Zeynel. Yönlerin doğu, batı, güney kuzey olduğunu anlıyoruz da Ahmet ile Zeynel neyin nesiymiş? Komşu taşınmaların sahiplerinin adlarına baktığımızda içlerinden en az birinin Ahmet ve Zeynel isimlerini taşıdıklarını görürüz. Bu, vefat eden sevgilinin ondan sonra gelen çocukta yaşatılma isteğidir. Demek ki tapunun hazırlandığı yıllarda komşu taşınmazın birinin sahibi Ahmet, öbürünün ki Zeynel’miş.

            Bazen ölen kişi o kadar genç, o kadar sevilendir ki hem adını yaşatmak için bir çocuğa veririz, hem de verdiğimiz isimle çocuğu çağırmaya dilimiz varmaz. Adını Zeynel diye tescil ettiririz ama onu şimdilik “Adı güzel” diye çağırırız. Adı güzel de olur sana “Adııozel”

            *Babam, çerçiymiş. Bulunduğu köyde akşam olup karanlık kısınca bir konağın uygun bir yerine sığınmış. Konaktan yükselen seslerden kardeşler arasında miras kavgası olduğunu anlamış. Erkekler, kız kardeşlerini mirastan az pay alması için iknaya çalışıyorlarmış. Babam, kızın yüksek sesle “Akraba akrepten daha tehlikelidir. “Ben hakkımı isterim!” diye çıkıştığını işitmiş. Kızın savunmasını pek beğenmiş. Yiğit kızın adının Şaziye olduğunu öğrenmiş. O yıllarda kızlara mirastan pay mı veriliyordu ki?

            Kulak misafiri olduğu bu tartışmada savunmasını beğendiği kıza izafeten doğan ilk kızına Şaziye adını vermiş.

            *Köyümüze göçmen bir aile uğramış. Bir kaç gün içinde ailenin delikanlı oğullarından Rasim adında birisi vefat etmiş. Onu köy mezarlığından ayrı bir yere defnetmişler. Ve oraya garipler mezarlığı demişler. Bundan etkilenen babam, o delikanlının adını bana vermiş.

            *İlçede düzenlenen büyük bir güreş organizasyonuna rastlayan babam, güreşçilerden ünlü Adil Atan’a hayran olmuş. Sevgili kardeşimin adının gerekçesi de bu turnuvaymış.

            Köyümüzde bizden önce Şaziye, Rasim, Adil isimlerine rastlanmazmış. Bizden sonra da tercih edilmedi.  Her evde istisnasız bir Hasan bulunur. Ancak gıyabında kendisinden söz ederken Hasan adına ayırıcı özelliğini belli eden bir sözcük daha eklemek gerekir: Cılı’nın Hasan gibi. Bizim adımız, yardımcı bir sözcük istemiyor. Çükü köyde bizden başka Şaziye, Rasim Adil isimli kimse yok ki. 

            Çocuklara genelde sevilen akraba büyüklerinin ismi verilmesine karşın, önemli olayların kahramanları da tercih nedenidir. 1938’de Mustafa, 1960’da Gürsel, 1974’de Bülent isimleri yaygın olarak kullanılmıştır.   

            Pınar, doğa, yaprak, toprak, yağmur, bora, tayfun, yıldırım, şimşek bulut, güneş, yıldız, gül, menekşe gibi tabiat isimleri. Devrim, emek, özlem gibi simge isimler, daha yakın zamanlarda ise anlamını bilelim ya da bilmeyelim kutsal kitaplardan alınan isimler seçiliyor…

 

            Kısacası çocuklarımız için seçeceğimiz isimlerde bile mesaj vermek istiyoruz galiba. Kim, hangi ismi hangi amaçla seçerse seçsin çocuklarımız adlarıyla bin yaşasın vatana millete hayırlı birer evlat olarak yetişsinler. Gerisi teferruat…