19 MAYIS 1919

Türk İstiklali ile İstikbalinin Vuslat Günü

 

“1919 yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a çıktım. Durum ve genel görünüm… Osmanlı devletinin dahil bulunduğu gurup genel savaşta yenilmişti. Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, şartları çok ağır olan bir ateşkes imzalanmıştır. Büyük Savaşın uzun yılları zarfında millet yorgun, yoksul ve bitkin durumdaydı. Milleti ve memleketi savaşa sokanlar kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Ordunun bütün silahları işgal kuvvetlerince ellerinden alınmış, ülke yer yer işgal altındaydı…”

Böyle anlatıyor Gazi Mustafa Kemal Samsun’a çıktığı günlerdeki ülkenin halini. Gerçekleri tüm açıklığı ile ortaya koyuyordu belli ki.

97 yıl… Neredeyse bir asır. Ömürlere değil, ancak tarihlere sığabilecek bir zaman dilimi.

Onlar birkaç cesur yürektiler. Her daim büyüdükçe büyüyor, her dakika istiklali istikbale taşıma heyecanını yaşıyorlardı. Bu heyecan ki, işgale, zulüme, talana, haksızlıklara karşı mazlumların diriliş habercisiydi.

Bu heyecanlar ki, bir hilal uğruna batan Güneşlerin, vatan toprakları için yeniden doğuşuydu.

Biraz hasarlı olmasına rağmen gururla ağır ağır yol alıyordu. Hırçın Karadeniz’in sularını parsel parsel aşıyordu Bandırma Vapuru. Taşıdığı yüce yüreklerin sorumluluğu vardı onda. O yürekler ki ölümden öte hiçbir şey düşünemiyorlardı. Çünkü namusları, aziz ve kutsal vatan toprağı düşman çizmeleri altında inliyordu. Kurtarıcı bekliyordu millet. Halk dört bir yanda işgal kuvvetlerine direniyordu ama yetemiyorlardı.

*İzmir işgal altındaydı. Zamanın aydınları feryadı figan miting alanlarına inmişlerdi. “Keşke yüzyılların geceleri ve dünyanın mezarları gözlerime dolsaydı da kör olsaydım. Sokak sokak dilenseydim de milletimin bu felaket günlerini görmeseydim!” diye Sultan Ahmet Meydanında seslenen Mehmet Emin Yurdakul’a katılmamak mümkün müydü?

Ülke kan ağlıyordu. Her yerde Türk Bayrakları siyah tüllerle örtülmüş, kürsüler siyah bezlerle sarılmış, evler siyah perdelere bürünmüştü.

*22 Mayıs 1919 günü Kadıköy mitinginde bir Türk kadını şöyle haykırıyordu: “Heyecanlarımız, kanlarımız söndürülürse bile göğsümüzde milliyetten yapılmış bir kalp var ki, onda bir yabancının, bir düşmanın ne ihtirası, ne korkusu yaşar. Onun göklerini kaplayacak ancak bağımsızlık havasıdır. Ben kendim hürriyeti kaybedilmiş bir milletin kızı olarak bağımsızlığıma koşacağımı söyleyeceğim. Bu sözler kollarımızı bağlamak isteyenler için dikkate değer alınmalıdır. Oğlum bana ‘ben kimim?’ diye sorduğunda, ona göklerden haykıran melekler gibi ‘Sen bir Türksün!’ diyeceğim.”

*Bir başka meydanlardan büyük usta Halide Edip Adıvar’ın coşkusuyla karışık ızdırap dolu sesi yükseliyordu.

“Kardeşlerim! Evlatlarım! Millet adına, atalarımızın ruhları üzerine yemin ediyorum. Bu gün kolları kesilmiş olan Türkün kalbi asla cesaret ve gücünü kaybetmemiştir. Geceler karanlık geceler. Ama insan hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Yarın parıldayan bir sabah olacaktır!” Bu söylevler ve gösteriler halkın azim ve kararını güçlendirmiş, bağımsızlık aşkını alevlendirmiştir.

Öte yandan Bandırma Vapurunun taşıdığı göğsü iman dolu Bedrin Aslanları menzillerine ulaşmışlardı. Her biri İMANDAN-İMKAN yaratan kahraman yüce yüreklerdi. Samsun bağrına basmıştı hepsini de. Bu sevgi, bu kucaklaşma dünya tarihinde eşi bulunmayan, yalnız Türk ulusuna nasip olan KURTULUŞ SAVAŞI destanının başlama habercisiydi. Bağımsızlık sevdasının istikbale çıkardığı davetiyeydi 19 Mayıs 1919. Esarete başkaldırış, dirilişti.

Çok ağır bedelleri olsa da zafere ulaşılacaktı. Ve öyle de oldu. Zafer artık milletindi. Lakin bu zaferlerin her biri milletin onuru, kanı, canı, namusunun zaferleriydi. Bunlara bir ad verilmeliydi. Tarih yazmalıydı, ders almalıydı Dünya. 19 Mayıslar, 23 Nisanlar, 29 Ekimler, 30 Ağustoslar, böyle doğdular ebediyyen yaşamak için. İşte bu güzellikler ki Türk Milletinin makus talihinin derinlere gömülerek zulüme, talana, sömürüye karşı savaşın kazanım senetleridir. Asla ve asla yok sayılamazdı.

Ama ne yazık ki zaman zaman yaşanılan akıl tutulmaları bu onur verici güzellikleri sebep ve sonuçlarıyla tartışılır duruma getirdiler. Bu bir cehaletlik dramı, cehalet gösterisidir diye düşünüyorum.

Zira, cehalet, cahiller topluluğunun karanlık ortamlarda sergiledikleri oyunların tümünün kaynağıdır. Orada karanlığı boğup, çirkinliklerin, yanlışlıkların görülmesini sağlayacak tek unsur Güneştir. Güneşin doğuşu orada asla istenmez, kabul görmez. Çünkü ışık onların ve oraların kabusudur.

Bu yüzdendir ki… Eyyy Türk Gençliği! Şunu unutmayalım. 19 Mayıs 1919 ile başlayan Kurtuluş Savaşımız, işgallerde kaybettiğimiz dini, ahlaki, sosyal ve kültürel, kutsal değerlerimizin geri kazanımıdır.

Çoğu yazılarımda önemle vurguladığım sözümü yeniliyorum. Tarihini doğru ve iyi bilmezsen, coğrafyanı birileri çizer. Bu yüzden bayramlarımızı sebep ve sonuçlarıyla, aklın yolu birdir ilkesi ışığında doğru belleyelim.

19 Mayıs 1919’a sevdalı Türk Gençliği!

“Ben milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sizin adınıza öğretmeniniz olarak sevgi, saygı, şükran ve dualarımı yolluyorum.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun.

 

Esen kalın.