19 MAYIS TÜRK’ÜN DOĞUM GÜNÜ

19 Mayıs bir ulusun yeniden doğuşunun adıdır. İlk adım, ilk heyecandır. Çaresizliğin, bitkinliğin, yokluğun, yoksulluğun üzerine doğan bir güneştir. İnancın azmin, birlik, beraberliğin ayak izidir. Karanlığa yakılan bir ateştir. Bir millete gerçekleri anlatmanın uykudan uyarmanın bilgiyle, beceriyle buluşturulduğu gündür. Türk bayrağının altında, Cumhuriyete giden yolun başlangıcıdır. Zulüm yapılan Osmanlıya bir müfettiş gönderilir. Daha çok zulüm ve ölüm olsun diye. Sözüm ona azınlığa yapılan haksızlık önlensin diye. Karanlıktan bir güneş gibi doğar Türk milletini üstüne Mustafa Kemal Paşa… Bir vatanın bölünüp, parçalansın, emperyalist ülkelere peşkeş çekilsin diye Vahdettin padişahın sessizliği, suskunluğunun tarihe gömülüşünün günüdür.

Osmanlı devletinin yanlış yönetimi sonucundan; İngilizler; İstanbul, Çanakkale, Bursa, Tekirdağ, Kocaeli'ni: İtalyanlar; Afyon, Uşak, Antalya, Denizli’yi:  Yunanlılar; İzmir, Balıkesir, Kırklareli, Edirne’yi: Ermeniler; Trabzon, Rize, Artvin, Kars, Van'ı: Fransızlar; Sivas, Kayseri, Malatya, Hatay, Adana,  Kahramanmaraş, Gazi Antep'i harita üzerinde paylaşmışlar, sıra yerleşmeye gelmiş. Bölgelere askeri olarak da yerleşmişler bile. Osmanlı Devletine; Eskişehir, Ankara, Çorum, Kastamonu, Yozgat, Tokat, Amasya, Kırşehir, Nevşehir bırakıyorlardı. Vahdettin Padişah'' benim tahtıma, tacıma dokunmasınlar, nereyi alırlarsa alsınlar'' düşüncesindeydi. Ama bir güneş doğdu samsun ufuklarından. ''VATAN TOPRAKLARI KUTSALDIR, KADERİNE TERK EDİLEMEZ''. ''YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM''. ''TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE'' diyen Mustafa Kemal Paşaydı. Dışarıdan emperyalistler, içeriden işbirlikçi yobazlar, Türk milletiyle savaşıyorlardı. Savaş kazanılmış, dış ve iç düşmanlar boyunun ölçüsünü almışlardı. Vahdettin hısım ve akrabasını alarak İngiliz gemisiyle  İngilizlerin himayesine sığınmıştı. Neden bir Arap veya Müslüman ülkesine sığınmayı düşünmemişti acaba? Bu da onun  emperyalistlerle ne denli işbirliği içinde olduğunu göstermiyor mu?

      19 Mayıs 1919' da  Mustafa Kemal'le birlikte Samsun'a çıkan tabip yüzbaşı Behçet Feyzi oğlunun ses kaydından alınmış yazıyı okuyalım.

'' ---Nasıl çıktınız İstanbul'dan?

--9. Orduda Mustafa Kemal Paşa'nın  idaresinde 9. ordu karargah tabipliğine  tayin edildiğimi tebliğ ettiler. 16 Mayıs günü ev halkına veda ederek Beşiktaş'tan ayrıldım. Bir sandal ile Galata rıhtımına çıktım.

----Kimler vardı sizden başka?

-- Daha önceden… Karargahında olan… Sıhhi malzemeyi almıştım. Bandırma vapuruna yollamıştık. Hatta bir defa da Bandırma vapurunu ben teftiş ettim. Acaba temiz mi değil mi diye. Tamamen kamaralar, her yer ter temizdi. Geldim onu haber verdim. Mustafa Kemal Paşaya. Ondan sonra  Galata rıhtımında bekliyorduk. M. Kemal Paşa geldi. Arabasından indi. Arkasından Fethi Okyar geldi. Onun arkasından Rauf Orbay geldi. Ayakta epeyce bi yarım saat kadar konuştular. Ondan sonra M. Kemal Paşa bir motorlu sandala bindi, epeyce uzakta rıhtımdan uzakta demirlenmiş olan Bandırma vapuruna hareket etti. Arkasından biz de bir sandal ile vapura hareket ettik. Vapura çıktık. İaşe maddelerimizi Galata’da, rıhtımdaki bakkaliyelerden almıştık. Artık kara ile irtibatımız kesilmişti. Vapurumuz hareket etti. Fakat içimizde bir acı vardı, bir sızı vardı. O da üç gün evvel haberini aldığımız İzmir'in Yunanlar tarafından işgali idi. Vapurumuz Kız Kulesi önlerine vardı ve vapur orada durakladı. Saat 3-4 sularıydı. Orada bir saat kadar bekledik. Ancak ne için beklediğimizi bilmiyorduk. Bazı arkadaşlar dediler ki vapuru İngilizler teftiş ediyormuş falan dediler. Neyse bir saat sonra vapurumuz oradan hareket etti. Boğaza doğru yol almaya başladık. İskeleler... Beşiktaş iskelesinden Üsküdar iskelesinden... efendim  Beylerbeyi ve bütün iskelelerde, bir tane canlı mahluk görünmüyordu. Sanki İstanbul keder içindeydi efendim. Yeniköy’den geçerken, yukarıdaki yalılardan birisinden bir beyaz mendil bize doğru sallandı. Bizi uğurladı bizzat; O da M. Kemal'i  tanıyanlardan bir zat olduğu anlaşıldı. Oradan hareketimiz devam etti. Derken, M. Kemal Paşa kamarasından çıktı. Zaten mevcudumuz 11-12 kişiydik. Vapurumuz yol alıyordu. Artık Karadeniz'e doğru, fakat hafif dalgalar başladı. Hava serindi. Paşamız artık kamaramıza inelim dedi. Bizler de çekildik. Kaptanın Kayserili olduğunu haber alınca, bana haber yolladı. Doktor gel hemşehrini buldum, burada diye. Ben de çıktım kaptanın yanına gittim.

--Kaptanın adı ne idi?

--Kaptanın adını hatırlamıyorum, fakat Kayseriliymiş, yirmi seneden beri denizde kaptanlık edermiş. Acaba dedim bu dalgalar fırtına azacak mı acaba, daha ileri gittikçe diye sordum. Bunlar efendim geçmiş bir fırtınanın arta kalan dalgaları. Artık bundan sonra fırtına olmaz, diye cevap verdi. Ona da memnun oldum. Ardından ben de kamaraya çekildim. Yanımda da deniz tutmasına karşı ilaç taşıyordum. Gece yarısı İnebolu'ya  geldik. İnebolu’da vapurumuz durdu. İnebolu’ya kaymakam olacak, yeni tayin edilmiş bir memur, ailesi ile beraber bizim vapurdaymış. Onlar çıktılar çalapa dedikleri büyük kayıklardan birisine bindiler. Onları orada terk ettik. Bizim vapur ile yola devam ettik tekrar. Geceyi vapurda geçirdik. Tam öğle üzeri Sinop'a  vardık. Vapurumuz Sinop'ta durdu. Sinop yüksek memurları geldiler, paşamızı karşıladılar. Paşamızla beraber, Refik bey yaverleri hepsi karaya çıktılar. Biz bir kaç arkadaş vapurda kaldık. Güvertede. Sinop'tan iki üç delikanlı geldi yanımıza. Selamlaştık. Bize silah verin dediler bu delikanlılar.

--Bu gece Bafra fenerinin bekçisini Rum çeteleri öldürdüler. Köylerden dışarı çıkamıyor Türkler. Bu çeteler etrafı kasıp kavuruyor. Aman bize silah verin, dediler. Bizde silah ne gezer. Biz de dedik ki, bizim paşamız bu işleri hal için gidiyor. Bu çetelere son vermek için gidiyor. İnşallah kısa bir süre içinde bu çeteler ortadan kalkar, rahat edersiniz, dedik. Sonra paşamız ve beraberindekiler vapura döndüler... Ardından vapurumuz akşamüzeri hareket etti. Sabahın erken saatlerinde deniz çok sakindi. Çarşaf gibi pırıl pırıl parlıyordu. Kendimizi Samsun'un önünde bulduk. Kamaramızdan çıktık. M. Kemal gayet güzel giyinmişti. Her zamanki gibi. Biz de biraz uzaktan ona bakıyorduk. Sahilden bir kayık geldi. İçinde bir binbaşı çıktı, vapura geldi. Güverteye. Paşanın önüne gelip selam durdu, elini sıktı. Ardından paşamızı kayığa aldı. Beraber Samsun iskelesine doğru hareket ettiler. Samsun’da onu iskelede müzik ile karşılandı paşamız. Biz uzaktan göremiyorduk. Sesini duyabiliyorduk sadece. Aradan biraz zaman geçti, bizim için kayıklar geldi. Eşyalarımızı doldurduk, karaya çıktık. Samsun'un iki iskelesi vardır. Bu söylediğim, paşamızın çıktığı iskele ismini hatırlayamıyorum. Biz de çıktık Samsun'a. Samsun caddeleri hınca hınç dolu, adım atacak yer yok. Herkes omuz omuza gidiyorlardı. Bir kısmı tabi önden paşamızı takip ettiler. Biz adadayız artık.''

Samsun'dan Havza, Amasya, Tokat, Sivas ve Erzurum kongresi. 4 Eylül Sivas kongresi. 23 Nisan 1920 TBMM'in açılışı. Savaşlar, Cumhuriyetin ilanı ve Türkiye'nin kaderini değiştiren devrimler. İşte Türkün doğum günü 19 Mayıs. Herkese kutlu ve mutlu olsun. Dünya lideri Atatürk'ün ve arkadaşlarının ruhu şat olsun. Mekanları cennet olsun.

 

Süleyman ERKAN

19-Mayıs-2016  Perşembe

Şişli-İstanbul