İKİ KELİMELİK MUTLULUK

Bazen konuşmasını sevmediğimiz veya  konuşmasını yeterli bulmadığımız  insanlar için, bazen de küçümsediğimiz  insanlar için  “iki kelimeyi yan yana getirmesini bilmez” diye yakınırız ya,  düşündüm de çok konuşan insanlar bile  hayatımıza renk katacak veya düşmanlıkları dostluklara dönüştürecek iki kelimelik mutlulukları hiç önemsemiyorlar.Çok konuşmaktan ziyade iki kelimelik  mutluluk şifrelerini bilsek hayatımız belki de rahatın rahatı olacak”

Hayatımızda iki kelimelik mutluluklara o kadar rastladım ki,  bunca sene bunlara neden dikkat etmediğime sizin kadar bende hayret ettim.Gelin şimdi ben bunları nasıl l tespit ettim* Bunları tespit edince ne gibi mutluluklar yaşadım hep beraber bakalım.

Birisinden bir iyilik gördüğümüz zaman kaç tanemiz “Teşekkür ederim” diye iki kelime ile insanlara  teşekkürlerimizi sunmaktayız? Kıskançlıklarımızı bırakarak bu iki kelimeyi sık sık iyiliğini gördüğümüz insanlara  söylemeyi alışkanlık haline getirsek acaba dostlarımız mı azalır düşmanlarımız mı artar? Bu kelimeyi sık kullanan insanları biz daha mı çok seviyoruz daha mı az? Bir düşünelim ve bu iki kelimeyi daha çok kullanalım.  

Gene  kendisinden iyilikte bulunduğumuz insanlar bize “teşekkür ederim” dedikleri zaman bizlerden kaç tanemiz bu teşekküre “rica ederim” diyerek karşılık vermekteyiz? Bu iki kelimeyi kullanmak bizlere teşekkür eden insanların sayısını azaltır mı yoksa artırır mı? Varın siz karar verin.

Teşekkür etmek ve rica etmek sonuçta iki kelimelik bir şey  Bu iki kelimeyi yan yana getirerek  kendi egomuzu ayaklar altına alırsak bizler bu ayaklar altına aldığımız egomuzla bir karşı daha yükselmekten ve çevremizdeki insanları biraz daha dikkatli görmekten başka zararımız olmaz. O halde egolarımız ayaklar altına alınmalı ve teşekkür etmeyi ve rica etmeyi de daha sık kullanmaya bakalım artık.Bunu da çevremize güçlü sözler ve  duygularla telkin etmeye bakalım.

Bu iki kelimeye başka iki kelimeler eklemek istemekteyim.

Bir hata işlediğimiz zaman ki “hatasız kul olmaz, hatam ile sev beni” şarkısını hatırlayarak  hatalarımızı gördüğümüz zaman “yanlış hesap Bağdat’tan döner” diyerek hemen çevremizdeki insanlardan “ özür dilerim” diyerek aman dilemek   bizlerin onurunu yükseltir sadece. Ama egomuz burada da önümüze çıkarak bize adeta özür dilemeyerek  dostluklarımızı  düşmanlıklarımıza dönüştürür adeta. Özür dilemek geleneği olan ailelerde çocuklarında özür dilemeye alıştığını ve  toplumun iyilik gördüğü zaman teşekkür eden, hata işledikleri zamanda  özür dileyen topluma doğru gittiğini düşünerek mutlu olalım.

Duygularımızı nedense içimize atarak karşımızdaki insanı sevdiğimiz halde, bunu  belki de ömür boyu söyleme cesareti gösteremeyerek, gene belki de ömür boyunca pişman olduğumuz iki kelime de “seni seviyorum” demek değil mi?  Senelerce aynı yastığa baş koyduğu halde eşine “ seni seviyorum” diye ömründe bir defa bile hitap etmeyen çok erkek vardır. Sorduğumuz zaman “davranışlarımla yeterince göstermiyor muyum?” diyenlere biz “iman bile kalp ile inanmak dil ile ikrar (söylemek) ile olmuyor mu?” diye sormamız gerekmez mi? 

Hem söylemek, hem de duygu ve davranışlarımızla  muhatabımıza sevdiğimizi hissettirmek her zaman bizlere  hayatımızda bizim onları sevdiğimiz kadar bizi sevecek insanların çoğalmasına sebep olur yalnızca bunu çok iyi anlarsak mutluluklarımız da her zaman çoğalacaktır mutlaka.

İki kelimelik mutluluklarda dudaktan  sadece 6 veya 7 hece çıkar ve bu 6 veya 7 heceyi söylemek için dudaklarımız çok az enerji harcar. Buna rağmen bu harcanan enerjiye  karşımızdaki insan kucak dolusu sevgisi ve ilgisi ile kazancımız çok olur. Her şeyin madde ile  değerlendirildiği günümüzde ben bu iki kelimelik mutlulukları çok önemsemekteyim ama  ne yazık ki iş ortamında, aile arası ilişkilerde, akrabalar arası ilişkilerde, komşular arası ilişkilerde bunu görememekteyiz. Maddeye daldıkça mutlu olacak yerde mutsuzlukları artan çok insana rastlamamız da işte bundandır.

Bunları sadece yaşamakla kalmayarak, daha anne karnından itibaren çocuklarımızın duyacağı şekilde “ teşekkür ederim” , “özür dilerim” , “ rica ederim” , “ seni seviyorum” kelimelerini  söylemeye başlarsak ve bunda da ısrarcı olursak bir zaman sonra çocuklarımızın da bizlere karşı ilişkilerinde, okulda, toplumda bu kelimeleri daha çok kullanmaya ve gittikçe de daha çok kullanan bireyler olmaya doğru gittiklerini görerek sevinç duyacağız.

Bu kelimeler  yanında  çocuklarımız hata işledikleri zaman bu hataları kasıtlı yapmadıklarını gördükçe “ önemli değil”  “bilerek yapmadın” daha dikkatli ol”  gibi üzmeden ama hatasını da anlamasına vesile olacak kelimeler iki kelime veya 5 ile 6 hecelik konuşmalar ile iletişimimiz daha üst seviyeye  daha verimli olarak gidecek bunu unutmazsak, hayatımıza uygularsak zamanla çocuklarımıza kızmak yerine onları çok sevdiğimizi de göreceğiz.

Çoğumuz hayatta iş arkadaşlarımızla, evde eşimiz ve çocuklarımızla, akraba ve komşu çevresindeki insanlar ile ilişkilerimizin iyi olmamasından yakınırız. İşe bu iki kelimelik hazineler ile başlasak zamanı gelince “iletişim üstadı” olmamız işten bile olmayacaktır. Nasıl ki “ damlaya damlaya göl olur, damlacıktan sel olur” diye ata sözümüz  bir gerçeği yansıtmaktaysa  bizlerde huzur ve mutluluğa bu iki kelime ile başlayalım ne dersiniz?

Bir çocuk konuşmaya nasıl ki “ anne” veya “ baba” gibi iki heceli tek kelimelik kelimeler ile başlarsa  koskoca adamlar olarak biz de iletişimimizi daha ilerletmek için gelin bu iki kelimelik iletişim şifrelerini biraz çaba ile bularak, hayata uygulayarak mutlu olalım. O zaman  göreceğiz ki hayatta şifreler hayatımızı zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için var her zaman.

İki kelimelik mutluluklar ile  iki dünyamızı da mutlu hale getirmek insan olarak bizim elimizde ise bunu fark ettiğimiz zaman uygulamaya geçmek ve  hemen çevremizdeki insanlardan en ufak iyilik gördüğümüz zaman söylemeye başlayarak ağzımızı alıştırmak zamanla bizim alışkanlıklarımız olur. Sigara da tek tek içerek, ayyaşlıkta nasıl ki tek  kadehle başlamışsa mutlulukta tek kelimeler ile değilse bile iki kelimelik  şifreler ile başlayarak artar.

Başarılı insanlara baktığımız zaman bu iki kelimelik mutluluk şifrelerini  çokta keşfettiklerini, hayata uyguladıklarını ve ağızlarından çıkan kelimeler ile “olumlu düşünen, “ olumlu konuşan “ ve “olumlu yaşayan”  bunun sonucu olarak da mutluluğu yaşayan insanlar olarak hayatta her zaman “ bende varım”  diyerek  herkes geride kalırken onlar gene ön plana çıkmayı başarırlar işte.

Şifreyi kötü algılamak yerine şifrelerin bu olumlu yönünü de keşfedersek o zaman bu şifre değil adeta herkesin bildiği hayatın şiltesi olur. Yani hayatta mutlulukla başımızı  şilteye koyup yatacak kadar mutlu oluruz. Rahatlarız . Ben derim ki  şifreleri artık olumlu algılayalım ve hayatımızın ne kadar güzel düşüncelerle ne kadar kolay olacağını bilelim.

Karşımızdaki insanı ikna etmek çok konuşmakla değil, az ama etkili ve verimli kelimeler kullanmak ile olur. İnsan karşısındaki insanın ne söylediğine ve ne kadar az kelime ile ne kadar şeyi anlattığına bakar.Sonrasında vücut dilinin neler ifade ettiğine ve söylediklerinin de ne kadar samimi olduğuna bakarak o insanı ciddiye alır ya da başından savar. Bunlara dikkat eden insanlarda zaten hayatına dikkat ederek  mutlu yaşamlarını daha mutlu hale getirirler. Çok zamanda bu iki kelimelik mutluluklar ile sağlarlar. Bu konu üzerinde düşünürsek bunu hep görürüz zorlanmadan.

 

Hayatımız hep iki kelimelik mutluluklarla dolu olsun.