DOĞUM SANCISI

 “Hayat” denen sonsuzluk sevdası birileri için ne kadar tatlı, ne kadar şen şakrak geçse de; birilerimizin içi hâlâ kan ağlamaya devam ediyor. Bu coğrafyada yaşaması “Kader” olan bir milletin yüreğindeki sancıların dinmesi kolay kolay mümkün değil.

            Kim ne derse desin, medeniyetin beşiği, yaşadığımız coğrafyadır. Tarihin başlangıcından günümüze kadar insanlığı ilgilendiren, insanlığa yön veren hangi olay varsa hep bu coğrafyanın ya içinde geçmiş ya da bu coğrafya yüzünden olmuştur.  Ekonominin bel kemiği parayı kullanan Lidyalılardan, “0”rı bulan bilim adamına, İskender’in Şark rüyasından Roma Kralı Sezar’ın  müzmin sevdası Kleopetra macerasına, Hz. Süleyman’ın Belkıs’la olan buluşmasındaki ilahi sırdan İki Cihan Serveri Resulullah (s.a.v) Efendimizin gelişine; Cengiz Hanın Kıyamet atlılarının gelmiş geçmiş en büyük insanlık katliamının sancılardan bu sancıları, bu acıları gönül dünyalarından devşirdikleri sonsuzluk sevdasının gülleriyle sarıp sarmalayan Yunus gibi Mevlana gibi erenler de bu coğrafyada yaşamışlardır.

            Bin yıldır yaşadığımız bu coğrafyada sayısız badireler atlattık. Hiç şüphesiz şu günlerde yaşadığımız sıkıntıları da atlatacağız. On aydır ülkemizin içine düştüğü kan girdabı elbette bu ülkenin; Ortadoğu, Orta Asya, Ön Asya ve hatta Afrika’da gittikçe yükselen yıldızını söndürmek için bütün küresel düşmanlarımızın iş birliği ile meydana getirdikleri  kanlı olayları çok iyi tahlil etmek durumundayız.

            Birkaç kendini bilmezin yaptığı iş gibi görmek; birkaç sivrisineği şurada burada boğazlamak kolaydır. Fakat koca bir coğrafyayı bataklığa çevirmiş hainlerinin kökünü kurutmak kolay kolay mümkün görünmüyor.

            Az kaldı demiyorum. Daha yolun başındayız. Yaşayacağımız daha büyük acılar ve  sancılar olacaktır.  Fakat şunu asla unutmayalım: Bu sancıların ve acıların hepsi bir büyük doğumun sancısıdır.

            Necip Fazıl Kısakürek’in “Büyük Doğu” hayalindeki “Büyük Türkiye”, elbette büyük sancıları çekerek doğacaktır. O gün geldiğinde; ne içimizdeki hainler, ne dışımızdaki hainler seslerini çıkarabileceklerdir. Hepsi boyunlarına taktıkları kölelik tasmasından kurtulup, “Büyük Doğu”nun mümessili bir ülkeye hizmet etmekten şeref duyacaklarıdır.

            Bunda asla şüphem yoktur. Sizin de olmasın. Osmanlı “Fetret Devri”nden sonra nasıl huzura kavuşmuş, yeni fetihlerle dünyanın en büyük devleti olmuşsa; Türkiye Cumhuriyeti Devletti de; “terör” adı verilen ve ülkemizin gelişmesine pranga vurmak isteyen bu hainlerin  emellerini boşa çıkaracak ve “Büyük Doğu” ülküsünün  şahlanışını başlatacaktır.

            Asla mahzun olmayın. İnanıyorsanız mutlaka başarılı olacaksınız. Zafer elbete inananların olacaktır.  Buna bütün kalbimle inanıyorum.

            Berat Kandilinin Zümrüd-ü anka kuşunun kanatlarına konup semadan yeryüzüne inmeye başladığı şu saatlerde, bütün inanların yüreğinin huzur ve mutlulukla dolmasını gönülden diliyorum.

            Sevginin üstünde hiçbir şey tanımıyorum. Yalnız bizim değil, on sekiz bin âlemin yaratılışının sebebi hikmeti de, hiç şüphesiz: Sevgidir. Öyleyse sevgi; bütün kinleri, bütün nefretleri, bütün hasetleri örtecek kadar güçlüdür. Güneşin olduğu yerde, karanlığın hükmü mü olur?

            Evet, şehitlerimize birlikte dua edelim. Bu vatan için şehit olacak milyonların olduğunu bilerek sevelim, sevinelim.  Ah ü figan ederek düşmanlarımızı güldürmeyelim. “Bir ölür bin diriliz” ruhuyla bu üç buçuk zağarın hakkından er geç geleceğimizi bilelim.

            Gönül kapılarımızı sonsuza dek açıp, Yüce Allah’tan  hem yardım isteyelim, hem de böylesine güzel toprakları bize verdiği için semayı süsleyen yıldızlarca “Elhamdülillah!” diyerek şükredelim. Şükür, nimet verene vefa borcudur.  Bu ülkenin insanı asla vefasız olmamıştır.

            Haydi artık yüzünüz gülsün. Bütün acılarınız, sancılarınız dinsin. Güneşe göç varken, sen hâlâ neden ah ü figanla meşgulsün.  Açalım kalbimizi,  kanatlanalım sonsuzluğa doğru… Orada şehitlerimizle kucaklaşalım… Cennet onların kokularıyla dolu… O kokular, ülkemizin dört bir yanında ilahi bir vecd ile semaya doğru yükseliyor. Çıkalım sokaklara, caddelere, kırlara, dağlara, bayırlara…

            Doyasıya nefes alalım mübarak toprakların kokusundan.. Çünkü o topraklar cennet kokuyor… Çünü o topraklar şehit kanıyla yoğrulmuş…

            Böylesine güzel bir vatanda yaşadıktan sonra “Felek her türlü cefasın toplasın gelsin, dönersem kahpeyim millet yoluna hizmetten “ diyen şaire ne mutlu!... Onun yolunda olanlara ne mutlu!...

 

MEHMET EMİN ULU