YOLLARDA

Seyir açısından otobüs yolculuğu daha iyi oluyor canım. Otomobilin görüş alanıyla otobüsün ki kıyas bile kabul etmez. On sekiz saatlik Tokat- Marmaris yolculuğumuzda gördüklerim ve bunlarla ilgili çağrışımları şöylece özetleyebilirim:

            Yöneticiler, kentlerini tanıtmak için ilginç ve akıllı yöntemler düşünüp uygulamışlar. Şöyle ki: daha en az kırk km. öncesinde Yeşilöz Köyü rampasında Amasya’yı tanıtan büyük boy bir slogan: “Şehzadeler Kentini gördünüz mü?” gibi…

            Koparan boğazında, “Az ilerde Alaca Höyük” bildirisi. Benzer uyarıların tekrarı yolcu da merak uyandırıyor. Bir vazonun altında “Hüseyin Dede’nin vazosu Çorum müzesinde.” Kimdir Hüseyin dede, vazoyu görmek neden önemli? İlgi uyandırıyor, turist çekmeye yarıyorsa amaca ulaşılmıştır. Gerisi önemli değil. “Molada namaz kılmak mı istiyorsunuz? Çorum Ulu Camii sizi bekliyor.” Ya da “Tarihî Hitit Yolu’nda yürüdünüz mü?” gibi bilgi levhaları; turist çekme yöntemlerinin basit, kolay her yöneticinin uygulayabileceği örnekleridir diye düşündüm.

            Ankara’da hareket saatinde yerimizi aldık. Sürücü ve yardımcısı telaşla koşuşturuyor, sağa sola... 41 numaralı koltuk boş. Telefonla ulaşılan yolcu, başka bir otobüsün 41 numarasına oturmuş hareket etmesini bekliyormuş. O geldi de hareket edebildik. Teknik, diyorum. Cep telefonlarının hayatı kolaylaştırması...

            Ulusoy Dağ tesislerinden sonra bir yamaçta boydan boya güneş panelleri döşenmiş en altında bir kulübenin önünde  “…enerji” yazısı okunuyor. Benzer panelleri Kayseri yolunda da görmüştüm. Paneller tarlanın tamamının yüzeyini kaplıyordu. Demek ki diyorum insanlar mecbur kaldıkça ihtiyaçlarını değişik yollardan sağlıyorlar. Almanya, elektrik enerjisinin büyük bölümünü güneşten sağlıyormuş. Almanya ile ülkemizin güneşi kıyaslanabilir mi?

            Enerji deyince Yatağan’ı anımsadım. Pırıl pırıl bir sabahta girdik Yatağan otogarına. Kafamı kaldırdığımda koyu gri bir dumanın mavi gökyüzüne, şehre ve çevreye yavaş yavaş zehir yaydığını gördüm. Hava almak için araçtan ayrılanlar, kör pişman ve acele olarak araçlarına geri döndüler. Çünkü dışarısı otobüsün havasından daha kirliydi. Yolcuların bir mola zamanı dayanamadıkları dumana Yatağanlılar yıllarca katlanıyorlar. İsyanları zaman zaman gazetelere yansıyor ama dertlerine çare bulamadıklarını bu yoğun duman, bütün çıplaklığıyla gösteriyor, dosta düşmana ve de otobüs yolcularına.

            Çevre dostu su, rüzgâr, güneş enerjileri dururken, Yatağanlılara hayatı çekilmez hale getiren termik santralde neden bu denli ısrar edildiğini anlamak zor. Öte yandan doğal gazın önemli bir kısmının da elektrik enerjisi için kullanıyormuşuz. Rüzgârlarımız boşuna eser, güneşimiz her sabah doğup her akşam batarken onlardan yeteri kadar yararlanamamamızı da anlayamıyorum. Oysa yamaçlardaki tarlalarımızı ekip biçmekten çoktan vazgeçtik. Bozkır otu çabuk kurduğu için mera olarak da kullanamıyoruz. Oralara paneller döşeyecek müteşebbisler bulunamaz mı?

            Mayıs ayında zümrüt yeşili çevreyi izlemek iç açıcı oluyor ama görülen bazı olumsuzluklar da kişiyi derin düşüncelere sevk ediyor.

 

            Bu konular, kafa yormaya değmez mi?