MEYVE VERDİ FİDANLARIM

Mayıs ayı bereketli geldi. 24 Mayıs 2016 günü, Şerare Yağcıoğlu Kıvrak’ın “Eflatun Yürekler”, 29 Mayıs 2016 günü Mustafa Doğan’ın “Yıllarım”,  aynı gün Hasan Akar’ın “Temmuz bulutlarını bekliyorum” adlı şiir kitapları geldi. Mustafa ile Hasan, öğrencilerim. Şerare’nin öğretmeni olduğumdan pek emin değilim ama büyük bir olasılıkla ortaokulu okulumuzda okumuştur. Böylece Şerare’nin de öğrencilerimizden olduğunu tahmin ediyor, başarılarından payelenmemin hakkım olduğunu düşünüyorum.

Şaka bir yana üçünün kitaplarını da çocuklarımın birer mürüvveti, fidanlarımın mis kokulu turfanda meyveleri kabul edip hepsinden ayrı tat aldım. Önümdeki eserlere, bu daha başlangıç gözüyle bakıyorum. Bir çırpıda hepsini okuyup üzerinde fikir yürütmemin olanaksızlığı takdir edilir. Ancak sayfaları şöyle bir çevirince ilk izlenimlerimi paylaşmak istedim. İnşallah ileride hepsiyle ilgili görüşlerimi beğeni ve sevgiyle yazmaktan mutluluk duyacağım.

“Yıllarım”ın basımı ve yapraklarının kâğıtları kaliteli. Ancak kitap çok aceleye getirilmiş. Takibeden baskılarında daha titiz davranılacağına inanıyorum. İçeriğine gelince: Mustafa; yalın, duru, akıcı bir dille halk edebiyatı tarzında yazmayı seçmiş. Şiirlerinde samimiyet ve doğallığa önem vermiş. Mustafa’nın tercihi soyuttan, imgeden, çağrışım ve göndermelerden çok, somut söylemlerdir. Konularını daha çok çevresi ve çevresindeki kişilerden almış.

Şu dörtlüğü ne kadar samimi, doğal ve insancıldır: Seçilen konu neredeyse Pir Sultanın şiirinin konusuyla örtüşüyor gibi…

 

“Acı tatlı yaşıyorum

Güz gelince üşüyorum

Arada bir düşüyorum

Yâre minnetim kalmadı.”     

 

“Pir Sultan Abdal'ım bu dünya fâni

Baştanbaşa kim sürdü bu devranı

Yârin bir çift sözü üşüttü beni

Yüce dağ başında buymuşa döndüm”

** 

Hasan Akar’ın “Temmuz bulutlarını bekliyorum”unu kapak, tasarım ve içerik bakımından çok beğendim ancak sayfa kâğıtlarının kalitesi, hoşuma hiç gitmedi. Çünkü cansız yazılar, ikinci okuyuşta silindi silinecek gibi.

Bunun yanında imgeler, çağrışımlar, deyim ve tabirler yerli yerinde. Hepsinin de usta işi olduğu ilk bakışta hissettiriyor, kendini. Hasan’ın bir dizesi beni La Martin’in  “Göl” şiirine götürdü: Hasan diyor ki:

“DÖRT ŞİİRİZ ARTIK, ZAMAN AĞIRDAN ALSIN” Bu dizeden ana, baba ve iki çocuğun oluşturduğu mutluluk tablosunu izledim. Devamını içtenlikle dilerim.

 

La Martin ise:

 

“Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses 
Şu sözleri söyledi; 
‘‘Zaman, dur artık geçme, bahtiyar saatler, siz 
Akmaz olunuz artık! 
En güzel günümüzün tadalım o süreksiz 
Hazlarını azıcık! 
Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün, 
Hep onlar için akın; 
Günleriyle birlikte dertlerini götürün, 
Mesutları bırakın.”

**

Söylemlerin ortak yanı, mutluların günlerinin yavaş, talihsizlerinkinin hızlı geçmesi dileğidir.

Şerare’nin bir kadın duyarlılığı ve de ilkokul öğrencisinin ağzından kaleme aldığı şiirinin bir bölümüyle çocukluk günlerime gittim.

 

Ellerin var öğretmenim

Bilge bayrağını sıkıca tutan

Kış soğuklarında yüreğimi ısıtan

Sırtımı, yanağımı okşayan

Ellerin var öğretmenim öpülesi ellerin,

Buram buram babam kokan

Sımsıcak annem kokan…

 

            Çıktıkları çetin yolda, fidanlarımın eriştirecekleri nice başarılı ve tatlı meyveleriyle nasiplenmeyi gönülden dilerim. Yolları açık, yaprak ve çiçekleri gür, dalları şen ola…