İlle De Memleketim

İnsan ruhunun doğduğu toprağa bağlı olmasından daha güzel ne olabilir? Hiçbir şey… Evet, gerçekten hiçbir şey… Hani derler ya “Bülbüllü altın kafese koymuşlar da ah vatanım!” demiş.

            Bilmem kaç aydır memleketten uzakta yaşamanın verdiği hasret türküleriyle kendimi avuttum durdum.  Ülkemin dörtte bir nüfusunun yaşadığı yerde; kalabalıktan bunalmış, serseri mayın gibi nereye ve kime sataşacağını bilmeden hayatını sürdürmeye çalışan insanlarla, trafikle, yollarla, cedelleşe cedelleşe hep memlekete gideceğim günü bekledim. Gönül dünyamda memleketimin dağlarını, ovalarını, ırmaklarını, çiçeklerini böceklerini, ille de insanlarının sevecenliği özleye özleye büyük bir heyecanla döneceğim günü bekledim.  

            Yolculukta hiç gözümü kırpmadım. Sisli bir Mayıs sabahında Aydınca’dan Tokat topraklarının kokusunu almaya başladığımda, duyduğum heyecanı ancak ben bilirim. Tanıdık yüzleri, en ince kıvrımlarına kadar hatırladığım dağları, her köşesinde bin bir hatıra bıraktığım köyleri gördükçe koca bir tarih yüreğimde canlandı…

            Nice yıllardır gönül dünyamda beslediğim kıratlı, bengibozlu, doratlı birliklerim şaha kalkarak, Kazova’nın çevresinden Ağ dağa doğru dörtnala koşmaya başladılar. Biraz sonra geceden gökyüzünde kaybolmuş bütün yıldızları toplayarak ovanın üzerine bir nur gibi yağdırdılar. O an, bütün ova bir nur paçası halinde gönül dünyamda kaleler ve kulelerle oluşturdu. Ay yıldızlı bayrağımı burçlarına kondurdum bu kalelerin ve kulelerin…

            Bin yıl geri gittim, Ak Tolgalı Danişment beyleriyle at sürdüm, biteviye düşman üstüne… Bin yıl ileriye gittim… Gökteki bütün ümit burçlarını gönül kanadımla derleyip toparladım, memleketimin insanların gönül dağarcığına hediye ettim her birini…

            Bir tebessümü ile bin bir gönlü fetheden nice güzel insanlar gördüm. Ellerini bıraktım ayaklarına yapıştım, bu kutlu insanların… Acılarını yüreklerindeki derin kuyulara salmış, inadına  bayrağına sevdalı, inadına memleketine sevdalı insanlara haşır-neşir oldum.

            Bütün kötülükleri sağımdan kovdum, solumdan kovdum, yanımdan kovdum.  Bir kutlu ayın arifesinde yeniden doğdum memleketime gelince, yeniden doğdum...

            Dedim ya, insan memleketine dönünce bir başka dünyaya gelmiş gibi oluyor. Hasret türkülerinin yerini vuslat türküleri alıyor.

            Hey Tokat’ım güzeller güzeli şehrim,

            Sensiz yaşadığım günü cehennem bilirim

            Umudun incilerini gözlerinde görürüm

            Senin için doğdum, senin için ölürüm.

 

Mehmet Emin ULU