HARPUT’TAN YEMEN’E , SARIKAMIŞ’A!...

Yıllar önce elime geçen bir kitabı şöyle bir gözden geçireyim dedim. Kitap kendini okutmak için sihirli nağmeler yaymaya başladı. Daha bırakmak mümkün mü? Nefes nefese okudum. Uzun zamandır kitaplar hakkında yorum yazmamıştım. Yorum yapmak için bilgisayarın başına geçtim. Bundan tam altı yıl önce Elazığlı bir dostum, kitap hakkında öylesine güzel yorum yapmış ki,.. Söze ne gerek. İşte Bedrettin Keleştemur kardeşimin yorumu… 

            “Bir kitap ki,  bütün hitabı okuyucuya olacak!  Bir kitap ki,  bütün nağmeleri içinizde fırtınalar koparacak!  Bir kitap ki, o her satırı sana yazılmış ecdadın Harput’tan Yemen’e, Sarıkamış’a,  Çanakkale’ye uzanan  ‘zor yılları’  olacak.  Üzerinden bir asır geçse de,  yakılmış ağıtlar ciğerleri pare pare edecek kasırgalar, hafakanlar koparacak!

            Elimde,  belki her gün binlerce evde hatıraları anılan, yâdedilen ecdadın romanı,  bir gam kervanına beni katmış götürüyor. Zekeriya Bican kardeşimizin kendi ifadeleriyle 1970’li yıllarda bizatihi gazilerimizin nurdan damlalar halinde dökülerek billur kâseler haline içirilen söz nağmelerinden dinlemişler. O kadar çok etkilenmişler ki,  son dört yılını gecenin ayazı demeden, gündüzün niyazına sükûtunu da katarak dört elle sarılmışlar,  bu milletin ‘Azap günlerine’  Prof. Dr. Beşir Aşan Bey’in de ifade ettikleri gibi,  “kırk yılı aşan bir zaman dilimi”  cephenin gerisinde yokluklar, çileler ile örülmüş kâbus dolu bir hayat!  Ölüm kusan cepheler,  şefkat damarlarının nasıl çağladığına, ağlayan figan eden yüreklerle şahadet ediyor!  Yollar,  merhamet iskelelerine dönüvermiş!

            Kitabın sayfalarını çevirdikçe kendimi, Harput’ta Azap Günlerinin korku yumağına hıçkırıklar içerisinde sarılmış hissediyorum.

            Sade bir roman mı? Hayır, hakikatin nurdan heykeller halinde karşınıza dikildiği bir dönemin kendisi!  Yürek dolusu satırları, kırk katırın taşıyamayacağı ağırlıkta hatıralar kırmızı gül deseninde açıyor.

            Şair sözünde, ‘hikmet’ vardır. Allah Resulünün makamlarında ıslanan seccadeler nasıl rayihalarla,  ‘Gaza Meydanlarına’  taşacaktı!  Fırat’ın kaynağında,  ‘cennet kevseri’ olduğunu söylemekle yetinmeyeceğim. Allahüekber Dağlarının şehitlerle birlikte ‘şükür secdesinde’ olduğunu bir daha belirtmek isterim. O dağlar,  sağanak halinde Fırat’ı emzirir!

            “Azap Günlerinde Harput, Yemen, Sarıkamış”  isimli tarihi roman okundukça; Harput’ta, Kayabaşında belki de bütün nağmelern inlediğini göreceksiniz!  Dil inlermiş,  zaman inlermiş, maksat inlermiş,  sevda inlermiş, ocak inlermiş!

            426 sayfayı bulan bu hacimli eserin 272 sayfası , ‘olmuşların ta kendisi’ Aynalar tutulmuş bir asır öncesine!  Dil harcını dökmüş,  kalem vicdanıyla baş başa koca bir dönemi yoğurmuş!  74 sayfa ciğerparelerimizin, kınalı kuzuların tek tek isimleri!  Ve 70 sayfa, arşiv resimler! 

            Sizlere belki de o dönemi en iyi tasvir eden yine şairlerimiz oluyorlar.  “Mehmedim çarıksız Yemenden gelmiş,/ Pak beden mor oldu Sarıkamış'ta,/ Gök mavi yer beyaz, kefeni almış,/

Bir tufan görüldü Sarıkamış'ta.” 

            Yokluğun en çetin imtihanından geçti Mehmed’im!  Rütbelerin en alasını seçti Mehmed’im!  Asra yemin olsun dedi, kalbe yöneldi dudaklar;  Şahadet şerbetini kanarak içti Mehmed’im!  Böyle bir hali tasavvur eden kalemlere ne mutlu derim.

            Yemen ve Sarıkamış, ateş derecesinde bunaltan bir sıcak ile buz dağını andıran soğukluk arasında bir çetin imtihan!  Şairin dediği gibi; “Dikenli güllere veda edip/Bu kez dönülecek Yemen’den,/Başka bir vatan köşesi/ Kurtarılacak tez elden./Elveda Yemen, elveda Sana!/

Artık düşman gibi bakma,/ Dönüyoruz baksana./Kader attı bizi 3. orduya;/Göğüs gereceğiz Sarıkamış’ta”

            Harput’un yüzü nereye dönüktür?

            Hangi ocak, hangi mekân sönüktür?

            Sarıkamış soğuk, Yemen donuktur!

            Çanakkale asrın zor meydanıdır!

 

            Harput’ta her gün yürekler yanar.

            Anne öğüdüyle evlatlar kanar.

            Dualar,  ümide gayeler yakar.

            Yemen dertlilerin zor meydanıdır.

            Yazar bizleri,  ‘azap dolu’ uykusuz geçen uzun ve kör gecelere götürüyor.  Nasıl bir imtihandır ki,  bazen evlat ile baba cephenin aynı safındadır.

            Dağlar ötesi acı haber soluklar!

            Oluk oluk hasret akar yollara!

            Yollar, gülü saklar diken içinde!

            Emmilerin gitti Harput, ninnilerin ağrılı Harput! Bak, bu yollara daha kimler çağrılı Harput!

            Savaş, bizleri karlı dağlara götürmüş meğer!  Anadolu,  acılarıyla sağılmış amanım hey!  Bu ferman, toprağın kara bağrından gelmiş!

            Zekeriya Bican kardeşime teşekkürler. Bir gece boyu beni kâh Çanakkale’ye,  kâh Sarıkamış’a,  kâh Yemen’e götürdün!  Hayretim nedir bilir misiniz, bu milletin tahammülü!  Acılarla gelen o amansız imtihanı!  Körük gibi açılan göğüslerde ki,  tevhidin boyası!  Harput,  tarihin kadim şehri ismi ile zikri ile sürekli, Yemenle anılır oldu.  Sarıkamış'la hâlâ kıyamda durur Harput’un burçları!

            Harputlu aileler, her biri birer abide gibi olan vakarına bir daha romanın en içli satırlarında şahit ve hayran oldum.  Meğer  ‘şehit vermeyen’ hane kalmamış!  Acıları, içine öyle gömmüş ki; Allah’ın Resulü bir gün muştusundan başka sinesine bir şey almamış!

            Dağların metanetini dile getiren, “Azap Günlerinde Harput Yemen Sarıkamış” mutlaka okunmalıdır.  Nereden nerelere geldiğimizi; nasıl ve hangi zorluklarla geldiğimizi düşündürecek ve zamanı sorgulayacak bir eser…”

            Bu yorumdan sonra umarım “Azap Günlerinde Harput, Yemen Sarıkamış” kitabını siz de okursunuz. Böylesine güzel bir yorumu yapan kardeşime binlerce teşekkür…

            Selam sana Bedrettin Hocam, Selam bütün Elazığ’a…

             Şu mübarek günlerde hâlâ canlarını hiçe sayarak dağ taş demeden ihanet yuvalarını dağıtmaya giden yiğitlere…

            Selam dün olduğu gibi bugün de vatanımızı kanlarıyla sulayan aziz şehitlere…

            Selam, selam, selam…

 

            Mehmet Emin ULU