NİKSAR’DA BAŞLAYIP ANKARA’DA BİTEN BİR HAYAT MÜCADELESİ SALİH İSPANOĞLU

Her insanın bir hayat öyküsü vardır. Kiminin acı kiminin tatlı. Erzurumlu Emrah’ın şiirlerinde dediği gibi:

“Bahçelerde nar ağacı

Kimi tatlı, kimi acı

Benim gönlümün ilacı

Ya bulunur ya bulunmaz”      

            İşte Salih İspanoğlu da Erzurumlu Emrah’ın ömrünün son yıllarını geçirdiği Niksar’dan. Biz Ankara’da ikamet eden Serpil-Müfit İspanoğlu Ailesinden Salih İspanoğlu’na ait bir hatıra defterini bulup da mücadelelerle dolu, ilginç hayatını okuyunca onu belgelere aktarmayı bir borç bildik.

            “Manzum Hikâye Olarak Hatıralar, Ağıtlar ve Dostlara Hitabeler" adını taşıyan hatıra niteliğindeki defter 236 sahifeden ibaret. Muhteviyatında nesirlerle birlikte manzum şiirler yer alıyor. Zamanın şartlarına göre hatıraların sahibi Salih İspanoğlu kendi el yazısı ile büyük bir özenle vücut buldurduğu eserini sağlığında teksir kağıtlarına yazarak karton ciltle evlatlarına birer tane sunmuş.

            Birinci sahife önsöz bölümüne 20.08 1978 tarihi not düşülerek ayırt edilmiş. Burada bu eseri niçin yazdığını şöyle özetlemiş:

            “Olağan bir hayatın hikâyesini çok basit yönlü ve deyimlerle, beyitlerle kısmen olsun ifadeye çalıştım ve manzum hikâye olarak sundum.

            Hisse alınacak ve ibret olacak hiçbir yönü olmamakla beraber hatıratın açıklanması ve neslimize intikali bakımından bir nebze olsa anlatılacak yönlerin bulunacağı ümidinde idim.

            En halisane dileklerimle torunlarıma ve devam edecek neslimize hatıra olarak intikalini arzulamaktayım.”

            Biz, bu kıymetli hatıra defterindeki Salih İspanoğlu’nun anlattıklarına manzum şiirlerinden örnekler de alarak bakmaya çalışalım:

            O, 1337 (1921) yılında Niksar’da doğmuş. Dedesi, Müftüzadelerden Ömer Efendi, babası, Huru Köyü Camii İmamı Hüseyin (Şentin)Ağa, annesi Nuriye Hanım’dır. Kader onu daha üç yaşında iken babayıhenüz tanımadan yetim bırakmıştır.

            1926 yılında beş yaşına ulaşmış, ailesinin isteği ile Hoca Sultan’da oradanda Albayrak İlk Mektebinde eğitime başlamıştır. O zamanki şartlara göre öğrenciler Hoca Sultan Mektebi’nde dokuz ay eğitim gördükten sonra ikinci sınıf için Albayrak İlk Mektebi’ne gönderilmektedir. İmkânsızlıklarınyaşandığı yokluk,yoksulluk yıllarıdır. Yaşı küçüktür henüz okula gidiş gelişte sıkıntılar yaşamaktadır dolayısıyla dördüncü sınıfta başarısız olur. 1932 yılında Albayrak İlk Mektebi’nden mezun olur.

            “Üç yaşında babadan yetim kaldım, Cızlak elimde merdivenden yuvarlandım.

Avluda dökülen son sulara daldım,

Teneşirdeki hale çocukça baktım”

            Niksar’da ortaokul yoktur. Arkadaşları okumak için ya Tokat’a ya da Ünye’ye gitmektedirler. Ama Salih’in böyle bir imkânı yoktur.Tarlalarda çalışıp, koyun, keçi gütmek ve eve bakmak zorundadır. Lakin ortaokula gitmeyi hiç hayalinden çıkarmaz. Huru Köyünde güreşlere katılır.

O dönem Niksar’ın tanınmış şahsiyetlerinden Mukayyidzade Ahmet Efendi’nin yazıhanesine gider. Derdinianlatır, okuma hevesini dile getirir heyecanla. Ahmet Efendi bakar ki bu çocukta okuma aşkı ağır, masanın çekmecesinden bir kâğıt çıkarıp kendi elleriyle Vilayet Makamına bir dilekçe yazar. Zarfı kapatıp bunu Tokat’a git Vali Bey’e bizzat kendin ver der.

                                   “Vilayet Yüksek Makamına

                                                                       Tokat

            Kanı ve canı temiz bir Türk çocuğuyum. Okumak ve vatanıma faydalı bir insan olmak istiyorum.

            İlkokulu bitirdim. İlerisine gitmek imkânımyoktur. Babadan yetim kaldım. Yokluk ve fakirlik içerisinde kıvranıyorum ve Tokat Ortaokulu’nda yatılı okumama emir verilmesi için de size yalvarıyorum.

            Saygı ile arz ederim efendim.

            Niksar’ın Cedit Mahallesi’nden Ölü Hoca Hüseyin oğlu Salih.”

            Eve vardığında durumu annesine anlatır. Ertesi sabah annesinin bir çıkına hazırladığı azıkla yollara düşer. İlk işi Keşfi Osman Efendi Camiine oradan da Hoca Sultan Camii ve Çöreği Büyük Camii önlerine gelip dua etmek olur.

            Yolda, Maduru Mahallesinden Yemenlerin Nazım Efendi rastlar. Nazım bakar ki küçük bir çocuk sabah mahmurluğuyla hızla yürüyor. Atına bindirir Yeni Çiftlik denilen yere kadar götürür. Salih, kimi zaman koşar kimi zaman yürür Dönekse, Ohtap derken kuşluk vakti Cilgori Hanı’na (Gökdere) ulaşır.

            Hancı onu katırı olan bir yağ ticareti yapan adamın yanına katar. Gümenek Köprüsünden geçip Uzun burun denilen mevkide dinlenirler. Öğle sonu Tokat’a varıp Sülükpınar’da birbirlerinden ayrılırlar.

            Salih’in Beybağı’nda halası Nuriye Hanım vardır. Yorgun argın ikindi vakti evin bahçesine ters düşer. Sabah Behzat Semtindeki Vilayetin yolunu tutar. Ancak vali makamında yoktur. Vali Yardımcısı ilgilenir, dilekçesini alır elinden kayda aldırır. Ertesi günü tekrar soluğu Vilayette alır. Vilayet Kalem Memuru Kör Tevfik denilen zat:

            -Evladım üzülme, senin işin olacak. Vali Bey dilekçeni Niksar Halk Fırkasına havale etti ve postaya verildi müjdesini verince Salih’in başı göklere sığmaz, artık sabahı zor eder. Ertesi günü Meydan Semtindeki Osmancanın Hanına gelir. Çünkü Niksarlıların gelip gittiği, konakladığı iletişim merkezidir burası. Kösenin oğlu Hüsnü’nün at arabasını görür. Kendi mahallesindendir onu para almadan Niksar’a götürür. Oysa o tarihlerde yol ücreti 45-50 kuruştur.

            Sabahı zor ederek dilekçesini takip için Niksar Halk Fırkası’na koşar. Reis Osman Efendi (Bozbeyoğlu)’dir. Postadan gelen evrakların içinden Salih’le ilgili olanı bulur ve iki defa okur. Vali Recai GÜRELİ’nin kırmızı kalemle:

            “Bu bir çocuk Tokat Pansiyonunda kalmak üzere Fırkanızca okutulamaz mı?” havalesini okur. Biraz düşündükten sonra gülümseyerek:

            -Okutacağız seni evlat, okutacağız. Der.

            Ertesi gün ilkokul diploması, nüfus kâğıdı ve anasından aldığı 145 kuruş yine yayan olarak Tokat’ın yollarını tutar. Nuriye Halanın kocası Abdullah Efendi ile Tokat Ortaokuluna kayda giderler. Müdür Yardımcısı dönemin sevilen öğretmenlerinden İsmail Boysan’dır (Kara İsmail).Bir Salih’e bir ilkokul diplomasına bakar ve:

            -Evladım sen bir yıl ara vermişsin okuyabilecek misin? Diye sorunca Salih:

            -Okuyacağım efendim, diye cevaplar. Böylelikle 363 numaralı öğrenci olarak kaydı yapılır, velisi de Abdullah Efendi olur. Bir buçuk ay kadar Beybağı’ndan yayan okula gelir ama çoğu kez geç kalır. Bir gün Türkçe Öğretmeni Zımba Sakal Bey:

            -Evladım sen neden hep geç kalıyorsun diye azarlar. Öğleleri eve gitme imkânı olmadığı için Meydan Camii civarında yarım ekmek üzüm alarak karnını doyurmaya çalışır.

            Günün birinde sıra arkadaşı Durmuş Aras pansiyon taksitinden, Himaye-i Efdal’dan para gelmediğinden bahisle Avukat Münip Bey’in yanına gideceğini söyler. Saathanenin karşısındaki iş yerine beraber giderler. Kendi meselesini de anlatınca Münif Bey:

            -İki gün sonra Niksar’a gideceğim, senin işini de hallederim der.

Üç gün sonra okulun odacısı kapıyı tıklatır ve Saffet Tunay’ın dersinde Salih’i idareye çağırır. Öğretmenden izin alıp Müdür Yardımcısı Kara İsmail’in yanına çıkar. Avukat Münip Bey sözünün eri olmuş, üç aylık pansiyon ücreti olan 25 lirayı Niksar’dan getirmiş, orada oturmaktadır. Müdür Yardımcısı İsmail Boysan:

            -Hemen yatağını pansiyona getir der. Böylelikle bir merkebin sırtında getirdiği yatakla beraber artık Salih de pansiyonlu olmuştur.

            Elbiseleri oldukça eskidir, üşür, hasta olur. Pansiyon Direktörü Halis Asarkaya(Cinlioğlu) durumunu görünce bir kazak verir. Öyle ki o kazak ona bir palto vazifesi yapar. Kitap almaya parası yoktur. Derslerde not tutarak, pansiyondaki arkadaşlarının kitaplarını okuyarak bu eksikliği gidermeye çalışır. Ortaokul birinci sınıfı ikmalsiz geçer. Şeref talebesi olur. Üçüncü senede ikmalsiz doğrudan sınıfı geçerek 1937 yılında on altı yaşında Tokat Ortaokulu’ndan mezun olur.

Niksar’dan Hüsamettin Alpar, Hüsnü Bozbeyoğlu, Mehmet Selimbeyoğlu, Erbaa’dan Cemil Say hem sınıf hem de pansiyon arkadaşlarıdır.

“Üç yılda da pansiyon tamamen doluydu,

Şeref listesine geçtiğim yıllar da olurdu.

Okuyamaz diyenlerin rengi, ruhu solardı,

 

Kurtuluş için çalışıp başarmak tek yoluydu.” 

DEVAM EDECEK...