NİKSAR’DA BAŞLAYIP ANKARA’DA BİTEN BİR HAYAT MÜCADELESİ

Mezuniyet yılında Tokat’ta Orman Fen Okulu imtihanı açılacağını öğrenir. Gerekli müracaatı yapıp Niksar’dan arkadaşı Bektaşoğlu Mehmet’le beraber Zotiri Necati’ye de imrenmeleri neticesinde imtihana girerler. Aslında Salih’in arzusu Balıkesir Öğretmen Okulu’na gitmektir. Oraya da müracaat etmiş ancak istenilen evraklar arasında akciğer filmi eksik diye dosyası Tokat Ortaokulu’na geri iade edilmiştir. Türkiye’de Bursa’dan sonra ikinci okul olarak açılan Bolu Orman Okulu’nun ilk talebeleri arasında olur.

            Tatillerde Tokat’a gelerek Turhal ve Kavak’ta üç yaz boyu Tesellüm Memurluğu yapar. Böylelikle okul harçlığını çıkardığı gibi bir kısmını da annesine verir. Bolu Orman Fen Okulunu pekiyi derece ile bitirerek Mühendis Muavini olur.

            İlk memuriyet yeri Isparta Şarkikaraağaç Orman Bölge Şefliği ’ne 22.10.1940 tarihinde başlar. Annesine de her ay on lira para göndermeye başlar. Bu arada Bektaşoğlu’nın kızı, Bolu Orman Okulu’ndan arkadaşları Bektaşoğullarından Mehmet ve Ahmet Aktaş’ın kız kardeşleri 1926 Niksar doğumlu Mediha ‘ya hayran olunca nişan yüzüğünü Tokat’ta takarlar. Araya askerlik girince Otuzaltı ay nişanlı kalırlar.

“Bektaşoğlu’nun kızına hayran kalmıştım,

Hazreti Yunus Emre’nin bacısı sanmıştım.

Tokat’ta nişan yüzüğünü takmıştım,

Otuz altı ayda nişanlı kalmıştım.”

            Bu arada askerliği çıkar. 1 Mart 1942 tarihinde İzmir Menemen’deki Askeri Birliğe hazırlık kıtasına sevk edilir. Buradan da Ankara Yedek Subay Okulu’na gönderilir. 1 Ekim 1942'de yedek subay okulunu bitirince görevi Anadolu Kavağı’ndaki 81.Piyade Alayına çıkar. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Anadolu fenerinde düşman taarruzlarına karşı hazırlık için görevlendirilir. Burada iken üşüterek çok ciddi bir zatürre rahatsızlığıgeçirir. Alay Doktoru Müfid Ekdal onu tedavi ederek iyileştirir. Dr. Müfid Ekdal daha sonra İstanbul Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde Dâhiliye Klinik Şefi olarak görev yapar. Salih, evlendikten sonra ilk çocuğuna bu vefadan dolayı onun ismini koyacaktır.

            Askerlik görevi sırasında başından bir de hırsızlık vakası geçer. Nöbet sonrası koğuşuna döndüğünde askeri çantasından nüfus cüzdanının alındığını görür. Bunun üzerine kuşkulanır, ilerde problem olur diye ilgili makamlara müracaat ederek Şentin olan soyadını İspanoğlu olarak değiştirtir.

            Otuz altı ay süren askerlik görevinden sonra 19 Mayıs 1945’de evlenirler. Tayini  Giresun Bulancak Orman Şefliği’ne çıkar. Niksarlı hemşerisi Remzi Zarakolu da  o atandığında Bulancak Kaymakamıdır. 15 Şubat 1946’da oğlu Hüseyin Müfid, 28 Mart 1948 ‘de ikinci oğlu Mustafa Remzi doğar. Buna da Öğretmeni Mustafa Remzi Köktürk’ün adını koymuştur. Bu çocukları 17 Ocak 1951’de ikiz kızları Ruhiye ve Huriye’nin doğumları takip eder.

“15 Şubat 1946 oğlum Müfid doğdu,

Anamdan başka yanımızda kimse yoğdu.

Elektriğe tuttuğumda eli ile gözünü oğdu,

Süt bulamayınca da vekirdemesi çoğdu”

            Tayinini buradan hemşehrisi Muttalip Uslu’nun da yardımıyla memleketim diye 1953 yılında Niksar’a aldırır. Lakin buradaki görevinde huzur bulamaz, şikayetler üzerine tayini 1954 yılında Beyşehir Kurucuova Orman Bölge Şefliği’ne sonrasında becayişle Beyşehir Merkez Orman Şefliğine çıkar.

            Niksar’dan ayrılışı hüzünlüdür. Almuslu Süleyman Ağa’nın Kamyon Şoförü Ali Osman’a:

-Sür aslanım sür. Geriye dönüp bir daha bakmayacağım, diyerek içini boşaltır.

            Konya yılları onların hayatında bir dönüm noktasıdır. İlkokula Niksar’da başlayan Müfid, kardeşi Remzi ile Beyşehir’de okula devam eder. Konya Maarif Koleji’ni kazanır. İki yıl sonra da Remzi aynı okula girmeye hak kazanır. 1951 ‘de Niksar’da doğan kızlardan Nuriye Konya İlk Öğretmen Okulu’nu bitirir. Sonrasında Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’na devam ederek Muhasebe Öğretmeni olur. Hüseyin Şehsuvar’la evlenir. Huriye(Adını Emel olarak değiştirmiştir) ise ilkokuldan sonra Ankara Bahçelievler Kız Enstitüsü’nden mezun olur. Hâkim Coşkun Çalhan’la evlenir.

            Bu sırada İspanoğlu’nun tayini Ankara’ya çıkar. Bu görevi, Eskişehir Mihalıççık ve Kütahya Simav Merkez Orman Şefliklerinde iki yıl kadar devam ettirir. 1964 kışında ise tayini Çanakkale’ye çıkar ama burada da idari bir takım sıkıntılar onu üzer ve 1966 yılında görev yeri yeniden Ankara-Nallıhan olur.

            Bu arada Müfid İstanbul Tıp Fakültesi’ne, Remzi Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’ne girer. Salih İspanoğlu bu kez Ankara merkeze Orman Bakanlığı İstihsal Şubesine atanır.

            Salih İspanoğlu, 33 yıl 8 ay süren memuriyet hayatını 1974 Eylülünde isteği ile tamamlayarak emekli olur. 29 Eylül 1990’da bir kalp krizi sonucu hayataveda eder. Eşi Mediha ise 27 Nisan 1999 tarihinde aramızdan ayrılır.

            Oğlu Müfit’in, Serpil İspanoğlu ile evliliğinden Bahar (Günalçın) ve Cihan İspanoğlu doğar. Bahar İspanoğlu İşletme Fakültesini bitirdikten sonra bir bankada çalışır, hâlen Ankara Belediyesi Hanımlar Lokali’nde ud öğretmenliği yaparken, Cihan İspanoğlu Amerika’da Bilgisayar Enformasyon Sistemi öğrenimi gördükten sonra Türkiye’ye dönmüş ve bir şirkette sistem mimarlığı yapmaktadır.

            Salih İspanoğlu’nun, bu hatıratının son bölümünde yakınlarına ve sevdiği insanların vefatı üzerine ağıt tarzında duygularını dile getirdiğini görüyoruz. Bunlardan biri, oğlu Müfit’in kayınvalidesi Niksar Müftüsü Sait Hoca’nın torunu İffet Sözen’in vefatına ait:

“Günlerden On dört Şubat Çarşamba idi,

Felek kurbanlarından birini daha yedi.

Amansız ecel zamansız zulmünde çok haindi,

Hacı Bayram önündeki bekleyiş gerçekten hazindi.”

            Diğer bir şiir Sapanca Gölüne uçağıyla düşerek şehit olan Niksarlı Pilot Akil Erdem’le ilgili 01.10.1979 tarihini taşıyor:

“Hani o bayramlardaki vakarlı ve nezih ziyaretin,

Ne kadar mükemmeldi mütevazı gönülleri fethin.

Feleğe küsmüş uçmuyor artık senin sadık jetin,

Diliyoruz ki ruhun şehitlik mertebesinde azizleşsin.”

            Oğlu Müfid’e nasihat tarzında bir şiiri de “Oğlum Müfid’e “ başlığıyla 15 Ağustos 1980’de yazmış:

“Serpil gibi üstün,akıllı olmaya çalış,

Arada ev işlerinin bazılarına da alış.

Mesleğinin ilmi yönünde dikkatle yarış,

Prensibin olsun iyi insanlarla barış.”

Diğer oğlu Remzi’ye de bu şiirin ertesi günü 16 Ağustos 1980’de şu duygularla seslenmiş:

“Yuvanı ve bağlarını hiçbir ahvalde unutma,

Nahoş dedikoduları ve huyları akılda tutma.

Birikimleri atmaya çalış dimağda kurutma,

Senden beklenilmiyor lüzumsuz yere darıltma.”

            Şiirlerinde torunlarını da unutmamış biz bunlardan Cihan için 24 Ekim 1980’de yazdığı şiirden bir dörtlüğü alalım:

“Gökyüzündeki meleklerle konuşur gibisin,

İspanoğlu soyadını yaşatmakta ümidimizsin.

Olgunluğun alametleri şimdiden başlamış sende,

Ulema siması mevcuttur deniliyor bedende.”

            Yüreği Atatürk sevgisi ile dolu İSPANOĞLU, Çanakkale’de görevli iken Atatürk’ün 100. Doğum Yılına ithafen on dört kıtalık bir şiir yazmış.Bir kıtasını aktaralım:

“Ruhlar katından hep parlasın müşaheden sathı vatana,

Olamaz kusur Türk’ün geleceğinde de manevi şahsına.

Kalpler kanıyor,meş’alen daha da parlıyor her 10 Kasım’a,

Sarsılmaz gücüyle maliktir ordular mefkûrenizin esasına,

Vatandaki nesiller minnettardır tarihi tarih yapan Atasına.”

            Niksarlı, tanınmış doktorlardan Hüsamettin Alpar’ın ölümü üzerine de 15.12.1987 tarihinde bir ağıtla içini dökmüş:

“Bütün cemaatin ahvali görülmemiş derecede hazindi,

Niksar’ımızın Keşfi Camisinde namazın kılındı.

Bu acı haber yurdun her yerinden aniden duyuldu,

Amansız ecel böyle bir ipeğe nasıl kıyıldı.”

            Yine Hâkim, Şair Necati Öncül’ü de duygu dağarcığının içine şu duygularla almış:

“Müessiriyete teslimiyeti akıllardan sildin,

Kalplere ve gönüllere vazife aşkınla girdin.

Haktan, hukuktan yana pek çok örnekler verdin,

Görev anlayışında sen elbette ki mükemmeldin.”

            Hâlen hayatta olan Orman Mühendisi Osman Karabay’a da 24 Ağustos 1980’de övgü dolu bir şiir yazmış. Dörtlüklerden biri:

“Önce Afganistan semalarında süzülerek uçtun,

Mayası saf ipekten bülbüle benzeyen kuştun.

Nadiren de bir iki kadehle neş’elendin,coştun,

İyiliksever yönünle mükemmel ve ne kadar hoştun.”

Salih İspanoğlu Niksar’a bir gelişinde(Haziran 1980) olumsuz bir tartışmanın içinde kendini bulunca evi terk ederek yakın akrabası Rüstem Bektaş’ın evine gider ve “Hocanın Ardından” başlığıyla beş kıtalık bir sitem şiiri yazar:

“Anayı ağlatmanın çok çeşidini gördük,

Neden bu kadını gamlandırıyorsun diye sorduk.

Hiddetin rotasını bize çevrilmiş bulduk,

Nere gidersen git denilmesine hedef olduk.”

            İspanoğlu, çok sevdiği Rüstem Bektaş’la ara sıra mektuplaşmıştır.17.07.1978 tarihli mektubunda henüz işe giren bu yakınına bakın nasıl nasihat etmektedir:

            “Sen lise tahsili yapmış bir çocuksun. Okuduğunu anlayan ve anladığını anlatabilen bir durumda olduğuna kaniyim.

            Sana sürat etmiş olan hayat şartlarını güldürmek için azminden hiçbir şey kaybetmeden işine ısınmaya çalış.Mevzuatı neler ise onları öğrenmeyi benimse ve yukarılarda şaşmaz,yanılmaz Hazreti Allah’ın mevcudiyetini unutma!

            Tarlaya ekilen buğdayın kimi taş üstünde,kimi kumda, kimisi de yumuşak toprakta yetişir.”

Ve hatıratının sonunu şu sözlerle tamamlamış:

            “Mütevazı bir hatıratın baskısında bütünüyle emeği geçen zevata,ziyadesiyle teşekkürlerimizi ve en halisane dileklerimizi sunarız”

            Evet, biz de kendi hayatı ile birlikte bir kentin yakın tarihine ışık tutan bu hatıratın sahibi Niksarlı Salih İspanoğlu’nu rahmetle anıyor,ruhu şâd olsun diyoruz.

            Tabi ki bu hatıratı bizim istifademize sunarak yayınlanmasına imkân veren Müfit-Serpil İSPANOĞLU Ailesine teşekkürü bir borç bildiğimizi de buradan belirtmek isterim.