Konuşmak Ve Yazmak Üzerine

Bir toplum karşısında konuştun ya da umuma açık bir yayın organında yazdınsa her türlü tepkiyi göze alacaksın. Zira o söz ya da yazı senden çıkmış, toplumun malı olmuştur. Etkinliğin dolayısıyla övgü de alırsın yergi de. Çünkü kiminin bam teline, kiminin sinir ucuna dokunmuşsundur. Bunlardan birincisi överken, ikincisi yerecektir. Ulu tanrı, boğazı kırk boğum yaratmış. Kullarım kırk düşünsün bir konuşsun diye…

            Kaleci doksan dakikada gol yemesin; kedi, panter, aslan kaleci diye göklere çıkarılırken uzatmalarda bir gol yesin, birden bire kova kaleci olur, yerin dibine batırılır. Zira son dakikalarda yenen golün telafisi zordur.

            Yazmak kolay. Keyfine göre, istediğin gibi yazarsın. Beğenen okur, beğenmeyen okumaz. Ama konuşurken özellikle sohbetlerde muhataplarına dikkat edeceksin. Sözünün konusu muhataplarını ne derece ilgilendiriyor? Anlattığın süre kadar da dinliyor musun? Herkesin konuşma hakkı olduğunu kabul edip ölçüyü ayarlayabiliyor musun? Konuşurken arkadaşlarının sıkıldıklarını hissedersen ya kısa kesiyor ya da konuyu değiştirebiliyor musun? “Bir yerde ki yok nameni takdir edecek kulak / Nefesini boşa harcama tebdil-i mekân eyle"

            En çok iki örnekle anlatacağımız konuyu aklımıza gelen bütün örneklerle anlatmaya kalkarsak dinleyenleri usandırırız. Muhataplarımızın anlama kabiliyeti de önemlidir. Kimi vardır, leb demeden leblebiyi anlar, kimine ise laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur. En çok, askerlikte bir gece dersinde zorlandım. Şöyle ki: okulda karşındaki öğrencilerin bilgi düzeyi üç aşağı beş yukarı bellidir. Askerlikte öyle mi ya okuryazarlığı olmayandan üniversite terke, hatta Türkçe bilmeyenine kadar karşında bir kalabalık toplanmış. Konuşmanı kime göre ayarlayacaksın? Bu bağlamda mitinglerde konuşan siyasilere bayılıyorum, doğrusu.

            Hani herkesçe bilinir: konferansını bitiren profesör, dinleyicilere sabırla dinledikleri için teşekkür etmiş de alkışlayan tek kişi; “Mecburdum efendim demiş. Ben de gitsem aracınızı kim kullanacaktı?"

            Ağır eleştirileri suç saymıyormuş mahkeme. Siyasete girerken bunları peşinen kabul etmişsiniz gerekçesiyle… Ziya Paşa, “Meydana düşen kurtulamaz sengi kazadan" halkımız ise “Eşeğin kuyruğunu kesme, kimi uzun der kimi kısa" diyerek, ortaya çıkanların eleştiriden kurtulamayacaklarını belirtmişler.

 

            İster siyasetçi olsunlar, ister sanatçı… Fark etmez