STRES YA DA HOBİ BAHÇESİ

İlkin Ankara Tai’de duymuştum. Kurumlar, elverişli tarım arazilerini küçük bölümlere ayırıyor, her türlü alt yapısını hazırladıktan sonra çalışanlarının hizmetine sunuyormuş.

            Hobi bahçesinden yararlanan çalışan, bahçede istediği bitkileri yetiştiriyor. Bakımını yapıyor. Fırsat buldukça bahçesinde ailecek hem çalışıyor, hem de piknik yapıyor.

            Çocuğunun kurumundan ötürü dostum Mehmet Tapar’a da bir bahçe nasip oldu. Böylece küçük de olsa yıllardır özlediği toprakta çalışma fırsatını yakaladı. Artık yaz kış demeden sabah namazından sonra stat turlarıyla beraber hobi bahçesine de gider oldu.

            Önce kendilerine tahsis edilen bahçeyi gördü. Damla sulama borularının döşeli olmasına sevindi. Toprağı hazırladı. Tohum ekti. Fide dikti. Sıkça gidip eserinin yeşerip boy atmasını izledi zevkle. Yağmur yağınca sevindi. Dolu vurunca bazı bitkileri zarar gördü. Üzüntüsünü “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” dizesiyle hafifletti.

            Birkaç domates ve salatalıkla eve gelince yorgunluğunu unutuverdi. Çünkü domates, domates gibi; salatalık, salatalık gibi kokuyordu. Bu duygularını “Şimdiye kadar sebze diye hormon yiyormuşuz” sözleriyle dile getirdi. Devamla, “Hormon yemeye razı olduk ama sebzeler bari sebze gibi koksalardı. Pazardan aldığımız küçücük salatalık buzdolabında birkaç gün bekleyince büyümesini sürdürüp azmanlaşıyor. Hobi bahçesi sayesinde bundan da kurtulacağız inşallah!

            Bir gün yanıma gelen bir adam 14 numaralı bahçeyi sordu. Hemen bitişiğimdeki bahçeyi gösterdim. Sahibi gelemeyecekmiş de sulaması için onu göndermiş. Adamcağız sağa sola biraz su tutup gitti. Suladım diye yemin etse başı ağrımaz. O güne kadar kendi bahçemden başkasını gözüm görmüyordu. Baktım ki komşunun bahçesini otlar bürümüş. Hani adamın biri, fidelerini dikmiş, dibine de can suyu niyetine idrarını yapıp görüp göreceğin bu demiş ya onun gibi, komşumun da ekip diktikten sonra bir daha uğramadığı anlaşılıyor, bahçesinin semtine…

            Hemen kazmayı aldım. Komşunun bahçesine giriştim. Otunu ayıklayıp suyunu açtım. Sulama işi bittikten sonra bahçe, bahçeye döndü.”

                                                                       ******

            Arkadaşımın huyu böyledir: statta koşu parkurunda adım başı çöp kutusu olmasına rağmen, yürüyüşçüler, kullandıkları kâğıt mendili ve su şişelerini işinin bittiği yere atarlardı. Arkadaşım onları bir bir toplar atanların gözlerinin önünde çöp kutularına taşırdı. Utandılar mı ne? Şimdi statta bir tane atığa rastlayamazsınız.

            Yeğeninin muhtar olduğu ilçeye gitmiş. Abdest almak için camiin tuvaleti pislikten girilesi gibi değil. Hemen kolları ve paçaları sıvamış. Ortalığı ter temiz ettikten sonra bakkaldan aldığı el sabunlarını da yerlerine koymuş.

            Şimdi, zaman zaman lavobaların kirlendiğini gören muhtar, hocaya takılıyormuş. Yakında dayım gelecekmiş diye. Artık hoca, muhtarın dayısı gelirse her yeri temizler diye mi seviniiir, yoksa bizi ayıplar diye mi utanır bilinmez.

            Hobi bahçesini anlatacakken can dostum sevgili Mehmet Tapar’ı anlattım. Çalışkan, titiz, Çevreci arkadaşımı her zaman beğenir ve takdir ederim.

 

            Boşuna dememişler: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”