OKUTMAK VE OKUMAK

Her aile çocuğunun gücüne göre eğitim almasını sağlamalıdır. Çocuğun zihinsel kapasitesini artırmak mümkündür. Bunun için ise rahat ortam hazırlanması, arkadaş grubunun iyi olması, okuma alışkanlığı kazandırılması gibi faktörler önemlidir. Çocuk kendisine sağlanan imkanlar çerçevesinde gücünü sonuna kadar zorlamalı su akarken testisini doldurmalıdır. Bu yazımda asıl vurgulamak istediğim ise öğrencilerin başarısındaki en büyük faktör olan okuma alışkanlığıdır.

            Eskiden öğretmenler çocukların kitap okumasına çok önem verirlerdi. Tahsilimin son aşamasına geldiğimde duvarları kitaplarla dolu bir odam olsun ve orada durmadan kitap okuyayım isterdim. Bugünün gençliğini görünce üzülüyorum. İlkokul çağındaki çocukların elinde bir tablet oyun oynuyorlar. Orta Öğretim öğrencilerinin elinde bir telefon başka bir şey görmüyorlar. Kaldırımda yürürken bile bilhassa kızlar önlerine bakmıyorlar. Boş zamanlarını bunlarla değerlendiriyorlar. Bir taşıtta kitap okuyan genç görünce içim gülüyor ama maalesef çok nadir.

            Okuma sevgisi okuduğunu anlama yetisi ile başlar. Harflerin sese dönüştürülmesi okuma değildir. Anlamadan okumanın faydası olmaz. Kur’anın başka dillere çevrilmesini istemeyen din adamları Allah’ın söylediklerini öğrenmemizi istemiyor demektir. Okumak yazılı olanı gözle algılayıp zihinle anlamakla olur. Bu durumda okudukça okuyası gelir insanın. Çok okuyan insanın zekası durmadan çalışır ve büyür. Bu insanların ülkesi de daha çabuk kalkınır. Matbaadan önce Osmanlı devleti kültür yönünden Avrupa’dan öndeydi. O zaman dünyanın da en önemli ve büyük devletiydi. Matbaanın icadıyla Osmanlı yerinde sayarken Avrupa hızla ilerleyip kafa tutmaya başladı. Fatih döneminde bilim ve fene önem verilirken gerileme döneminde okuma dinsel konularla sınırlı kalmıştır. Avrupa İbni Sina gibi İslam alimlerine yönelirken Osmanlılar bunlardan uzaklaşmıştır.

            Osmanlılarda günlük konuşma dili Türkçedir. Yazı dili Türkçe, Arapça, Farsça karışımı olan Osmanlıca hiçbir zaman halka intikal etmemiş halk cahil kalıp sadece küçük bir zümre okur yazar olmuştur. Osmanlıların son döneminde Türkçeye yönelme olsa da dinin etkisi ile bilim ve fene ilgi az olmuştur.

            Cumhuriyetle birlikte Atatürk eğitim yetersizliğini görerek köy öğretmenleri yetiştirmeye çaba göstermiş, eğitim seferberliği başlatmıştır.”Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurla mücadele etme lüzumu öğretilmelidir.” Diyerek eğitim hedefini açıklamıştır. Ülkede görülen son darbe bu düşünceyle yetişen gençler ve askerlerle önlenmiştir.

            İslam dünyasındaki perişanlığı da şu sözleriyle açıklıyor 1922 yılında: “yeryüzünde 300 milyondan fazla Müslüman var. Ne yazık ki tamamı şunun bunun kölelik zincirleri altında. Aldıkları manevi terbiye onlara bu kölelik zincirini kıracak insanlık meziyetini vermiyor, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin amacı milli değil.” Bu sözüyle de eğitimde milliliğin önemine değiniyor.  İsmail Hakkı Tonguç’un yönlendirmesiyle köylerden toplanan zeki çocuklar yeni kurulan Köy Enstitülerine yerleştirildi. Okul sayısı beş binden on yedi bine çıkarıldı. Öğrenci sayısı 380 binden 1,5 milyona yükseldi. Türkiye’de esas okuma alışkanlığını bu okullar kazandırdı. Köy okullarında görevlendirilen bu öğretmenler köylüye gerekli bilgi ve sanatla donatıldığından köylülerin ekonomisine büyük katkıda bulundular. Köy Enstitülerinin kazandırdığı okuma alışkanlığı ile büyük yazarlar yetişti. 1937 – 1950 döneminde yetişen yazarlar diğer dönemlere göre kat kat fazladır. Hasan Ali Yücel döneminde 649 Dünya klasik eseri Türkçeye çevrildi. Yıllarca basılı yayın ve kitaplardan uzak kalan halk harıl harıl okumaya başladı. Okuyan gençlerin özgüveni gelişip demokrasinin gelişmesi sağlandı.

            Gençlerimize tavsiyem hiçbir zaman internetten okumak kitap okumanın yerini tutmaz. Adam olmak için kitap okumaya yönelin. Saygılarımla.

08. 08.2016

Mehmet Tapar

 

Emekli Öğretmen