ŞİMDİ NE OLACAK?

Hain darbe girişimi olalı tam bir ay oldu. Günümüz, saatimiz, dakikamız öylesine yoğun geçiyor ki bir an olsun kafamız boş kalamadı. Sürekli bir meşguliyet, her an kafamızda yaşanan olaylar, düşüncelerimize hücum eden yeni hainlik planları.

            Başka şey düşünemez olduk. En vurdumduymaz olanların bile gündemi hep darbeydi. Olup bitene anlam veremeden daha dikkatli olunması gerektiğine dair sağlam duruşlar sergilememiz gerektiğini hep bir ağızdan söylüyoruz artık.

            Yapılanların özünü unutmamak gerek. Bir hainlikle karşı karşıya kaldık. FETÖ denen örgüt kendi milletini içten vurarak ülkesini kana bulamak istedi. Yüzlerce insanımız şehit oldu, binlerce gazimiz var. Bütün bunlar ortada iken işi magazinsel boyuta çekmek isteyenlere fırsat verilmemeli. Terör örgütünün elebaşının yaşadıklarını anlattırmak, ona karşı bağlılık hikâyelerini dile getirmek bu direnişin ruhunu da zedeliyor.

            FETÖ’den hareketle hiçbir cemaate, tarikata, gruba saldırılmasına izin verilmemeli. Şu nokta önemli. Herkes işini yapacak. Talebe yetiştirmek, gençlere, yurt yuva kurmak, gençlerin ilim irfan tahsil etmesine vesile olmak gibi hizmetleri Allah razısı için yaparak vatanını, milletini seven insanlar yetiştirmek. Buna hiç kimsenin sözü olamaz, olmamalı. Elimizdeki gençlerimizi gönül rahatlığıyla emanet edeceğimiz yerlere her zaman ihtiyacımız var. Gayesi Kuranı anlamaya çalışmak ve anlatmak olanın her zaman yeri olmalı memlekette.

            Hiç kimsenin devlet üzerinde tahakküm kurmasına izin verilmemeli. Herkes işini yaparsa buna da yol açılmamış olur. Devlet milletin bekası için çalışacak, hedefi gençler olan, bu milletin evlatlarını yetiştirmek olan herkes de bunu hakkıyla yerine getirecek.

            Aradan geçen bir ayda soruşturmalar, görevden almalar oldu, olmaya da devam ediyor. Şuna da fırsat verilmemeli; Şunu alın, bunları tutuklayın, bunlar niye duruyor, 17 Aralık’tan önce de bunlarla ilişkisi olanlar niye alınmıyor, bu işin miladı olmaz herkesi alın diyenlere de itibar etmemek gerek.

            Başbakan ne diyor; “Bizim miladımız 17-25 Aralık. Bu tarihlerden sonra hâlâ bunlarla irtibatını sürdürenler suçludur.”  Kraldan çok kralcı olanları da bir an önce susturmak gerek. Yoksa kurmayı hedeflediğimiz birliktelik ruhumuz yara almış olacak.

            Birçok kurumdan şikâyetler var. Asıl alınması gerekenler dururken bunlarla hiçbir ilgisi olmayan kişiler görevden uzaklaştırılıyor deniliyor. Bunu yapanların da paralel olduğu söyleniyor. İçimizden geçen şu ki, hiç kimse haksız yere suçlanmasın, hakkaniyet gözetilsin, bu işin içinde olanlar hak ettikleri cezayı alsın.

            Herkes üzerine düşeni yapmaya çalışacak. İşgüzarlığın lüzumu yok. Gammazlama yarışından bir fayda bekleyenlerin hesapları gün gelir ters yüz olur. İşini doğru dürüst yapmak, gizli hesapların ardına düşmemek, vatanına, milletine bağlı olmak aklıselim herkesten beklenen tutumdur.

İşin edebiyat yanına da eğilmek gerek. Yıllar sonrasına bu yaşananların ulaşması için eli kalem tutan herkesin tarihe not düşmesinde fayda var. Edebiyat dergilerimiz bu süreçte iyi bir sınav verdi. Baskısı yetişen dergilerimizin birçoğu 15 Temmuz özel sayısı olarak çıktı.

            Ayasofya, İtibar, Temmuz, Bir Nokta, Dil ve Edebiyat… dergileri ilk aklıma gelenler. Bunlar hep arşivlik çalışmalar. Eylül ayında Mahalle Mektebi, Bûtimar dergileri de 15 Temmuz vurgusuyla çıkacağını duyurdu.

            Şimdi ne olacak? Duamız güzel günlerin bir an önce ülkemizin köşesine, bucağına yayılması. Derin harp yorgunluğunu yaşadığımız bu vakitlerin bir an önce kara bulutlar gibi üstümüzden dağılması tek temennimiz. Hiçbir ayrım yapmadan Kuran ve hadise sımsıkı sarılarak yolumuzu aydınlatmaya devam edeceğiz. Bütünü tamamlayan bu parçalar bizim de içimizi onaracak yegâne şifacılardır. Müjdemizi, rehberimizi unutmayalım yeter; “Hiç şüphesiz benim velim Kitab'ı indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu  yapar.”(A'râf 196)