SÖYLENENLERDE SAMİMİYET VAR MI?

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ortaya çıkan toplumsal mutabakat fotoğrafı uzun zamandır göremediğimiz bir görüntüydü ve bunun korunması gerekirdi. İnsan ümitlenmek istiyor. Olanlardan tecrübe çıkarılmıştır diye düşünürken hüsrana uğrayabiliyorsunuz. Rüyada mıyız diye de hayıflanıyoruz.

            Bu işlerin sonucunda milletlerin ve devletlerin ne duruma düştüklerini bildiğimiz karışık bir coğrafyada yaşıyoruz. Servet Avcı’nın dediği gibi “Kucağımızda çocukla, yaşanacak başka toprak bulmak için koştururken, ayağımıza bir kameramanın çelme taktığı bir dünya bizim dünyamız olamaz.”

            15 Temmuz ruhunu ilk gün siyasete alet ettiler. Başbakan Rabia işareti ile sahneye çıkarken, Meclis Başkanı da konuşmasında ne Türkiye Cumhuriyetinden ve Türklükten dem vurdu. Konuşmasına İslâm’la başladı, İslâm’la bitirdi. Orada toplananların sanki İslâm’la sorunu varmış gibi… Cumhurbaşkanı da Rabia işareti ile milleti selamladı. Tenkit etsek de Devlet Bahçeli Bozkurt işareti yapmadan elini kalbine götürerek “gönlümüz sizinle” mesajını vererek selamladı. Kılıçtaroğlu da elini sallayarak selamladı halkı…

            Bu hava, bu toprak, bu su bizim, hepimizin…15 Temmuz’un bu anlamda milât taşımasını ve adaletin mutlaka hâkim olmasını dilerken, ümitlerimizi kıran bir haber alıyoruz. Erzurum’dan… Atatürk Üniversitesi rektörlüğüne sandıktan 364 oy alıp birinci sırada çıkan aday değil dördüncü sırada 120 oy alan atanıyor.”

            Bakın! Dicle Üniversitesine üçüncü sıradan Bayan Saraç’ı oturttu, o da 4 yıl boyunca tüm üniversiteye cemaatçileri yığdı ve yolsuzluk iddiaları ayyuka çıktı; 4 yıl sonra birinci sıradan yine atadı!..Her yerden cemaatçi akademisyenler fışkırıyor…

            Adnan Menderes Üniversitesinde 2’ci sıradaki aday, Balıkesir Üniversitesinde 3’cü sıradaki, Celal Bayar Üniversitesinde 2’ci sıradaki, Gebze Teknik Üniversitesinde 2’ci,Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde 3’cü sıradaki, Mersin Üniversitesinde 3’cü,Mustafa Kemal Üniversitesinde 2’ci,Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde 2’ci, Boğaziçi Üniversitesinde ise 0yların %80’nini alan aday değil 3’cü ve Muş Alpaslan Üniversitesinde ise 3’cü sıradaki aday rektör olarak atanmışlardır.

            Tıpkı eski Cumhur Başkanı Abdullah Gül’ün Samsun ve Gazi Üniversitesi’nde yaptığı yanlışlar gibi…

            NİSA suresi 58’ci ayeti: “Allah size emanetleri layık olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hüküm vermenizi emreder. Allah bununla size ne de güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah sözlerinizide, hükümlerinizi de hakkıyla işitir. Bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür.” der.

            İzzet Baysal Üniversitesindeki seçimler ise şaibeli olmuş ve atanan adayın Profesör olması bile tartışma konu olmuş.

            Giresun Üniversitesinde rektör seçimi ise tam bir tiyatro… Seçimde birinci ve ikinci olan adaylar değil, hiç seçime girmeyen şahıs YÖK tarafından belirlenirken, mahalli basının tepkisi sonucu mahkemeye intikal ediyor. Aday istifa ediyor. Yeniden seçim yapılıyor. Seçimde 3’cü gelen İlahiyat kökenli aday rektör seçiliyor.

            Rektör adaylarını Cumhurbaşkanı atıyorsa, seçime ne gerek var? Hem demokrasiden bahsediyoruz ve hem de seçim sonucu birinci gelenleri atamıyoruz. Liyakat değil, yandaş aday aranıyor. Sonuçta da 15 Temmuzu yaşıyoruz. Türk Milletinin açtığı krediyi yine siyasete alet ediyoruz.

            Liyakat esas olmalıdır.

            Yine o sorular akıllara geliyor… Ülke bu kadar sıkıntı içindeyken ve toplumsal mutabakatın yaşatılması gerekirken bunun anlamı ne?

            Başbakan Binali Yıldırım konuşuyor, “Biz Adalet ve Kalkınma Partisiyiz. Kimsenin hakkını yedirmeyiz.2010’da KPSS soruları çalındı. Sizlerin haklarını yediler. Bu mu onların adaleti? Tarafsızlığımızı devam ettireceğiz. Adalet olmayan yerde hak-hukuk olmaz.”

            Cumhur Başkanı da AKP’nin 15’ci kuruluş yıl dönümünde tele konferans konuşmasında, “Ben tarafsız olacağım. Bundan böyle herkesin cumhuru olacağım. 15 Temmuz’dan ders çıkarmalıyız.” diyor.

            Ayrıca cumhurbaşkanı “15 Temmuz öncesi gibi hareket edemeyiz.” diyor.

            Cumhur Başkanı bu konuşmasının arifesinde de Üniversitelere rektör ataması yapıyor. İnsanın adalet nerede diyesi geliyor! Nerede kaldı sizin inandırıcılığınız. Eski hamam eski tas misali aynı durum devam ediyor. Her vakit Hz. Ömer’in adaleti ve Fatih Sultan Mehmet’in hoşgörüsünden dem vururlar.

            Ülkücüler her halükârda, iktidarda kim var, kim yok demeden devletlerinin yanında yer alırken ve ölmeye varken, yönetime talip olduklarında bu üveylik nasıl izah edilebilir?

            Hacı Bektaşı Veli , “Adalet meyveli ağacı sulamak ve zulüm ise dikenli ağacı sulamaktır.” diyor.

            Son günlerde şehit haberleri sık sık gelmeye başladı. Menfaatleri bir kenara bırakıp birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Bunu sözde değil, icraatımızla göstermeliyiz. Allah şehitlerimize rahmet ve geride kalan anne-baba ve eş-dostlarına sabırlar versin! Türk Milletinin başı sağ olsun!