Sivri Biber

Cumartesi günlerinde bu semtte pazar kurulurmuş. Biz bu kente düğüne gelmiştik. Düğün akşama başlayacağına göre şöyle bir pazarı dolaşmak istedik. Bakalım fiyatlar bizimkilere göre nasıl? Yanımdaki bayanların gözü sivri biberden başkasını görmüyor. Kimi kışlık turşusuna koyacak. Kimisi de güneşte kurutup kıyma makinesinde çekip kırmızıbiber niyetine kullanacak. Böylece kırmızıbibere kiremit tozu katılıyormuş söylentisine kulaklarını tıkayacak.

Rastladığımız ilk tezgahta sivri biberin etiketi iki lira yazıyor. Buna kimse inanmadı. Hele bi dolaşalım denildi. Öbür tezgâhlarda fiyatlar dört beş lira arasında değişiyor. Yani, bizim Pazar gibi tek fiyat değil. Hayli tezgâh dolaştık ama aklımız ilk tezgâhta kaldı. Ya diyoruz satıcı saf, piyasadan haberi yok. Ya da aracı bir kaza geçirdi. Ürünü zedelendi. Ucuz fiyata satıp bunlardan kurtulmak istiyor. Belki de biberi yeteri kadar acı değil. “Pahalıdır vardır kıymeti, ucuzdur vardır bir illeti” sözünü aklımızdan hiç çıkarmıyoruz.

Döndük dolaştık yine ilk tezgâhtan almaya karar verdik. Hem ucuz, hem de eve yakın. Taşıması bari kolay olur. Tadına bakar, seçerek alırız.

Kimiz yarım, kimimiz bir alırken biz dört kilo tarttırdık.

-Hesap?

-On altı lira.

-Ya kardeşim kocaman duyurunuzu görmüyor musun? Dört kilosu iki liradan sekiz lira etmez mi?

-Duyuruyu ben hazırladım, görmez olur muyum? Siz görmüyor musunuz?

-Aynı şeyi ikimiz de farklı mı görüyoruz?

-Dikkat ederseniz, yarım kilosu yazıyor.

-Haa, anladım, haklısın. Deyip ücretini ödeyip biberimizi aldık.

Bu bana eski sinema afişlerini hatırlattı. Kocaman afişleri afilli söz ve resimlerle süsler, en görülen yerlerine de büyük ve renkli harflerle RENKLİ VE CİNEMESKOP yazarlardı. Hevesle biletler alınır siyah beyaz filmi izleyenler çıkınca afişe koşarlar ben mi yanlış gördüm. Öyle yazmıyor muydu diye… Aldatıldıklarını ancak fark ederlerdi. Çünkü büyük, göz alıcı yazıların altında küçücük belli belirsiz “Değildir” yazısı okunurdu.

Yolda gelirken düşünüyorum da pazarcı yine insaflıymış diyorum. Kocaman BİR lira deyip altına küçük harflerle çeyrek de yazabilirdi. Öyle ya salatasını tatlandırmak için az, turşu koymak için orta halli, bizim yaptığımız gibi kurutmak için çok alanlar da bulunur. Avrupalılar, domates ve salatalığı tane, karpuz ve kavunu dilim hesabıyla alırlarmış. Az alıp tazesiyle tez almak için. Oysa biz, Pazar arabasını doldurduğumuz gibi elimize birer de poşet alırız. 

 

Gurbette bir pazar anısı böyle başladı, böyle bitti.