EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINA BAŞLARKEN

Karşıt anlamı cehalet olan ilim, toplumları aydınlatan, insanı iyiye, doğruya yönlendiren güzellikler bütünüdür ki, sağlıklı bir eğitim-öğretim bu güzelliklerin temel esaslarını oluşturur.

            Bin 500 yıl önce "İlim Çin'de de olsa onu bulun." diyen Hz. Muhammet'in düşüncelerindeki bu ilahi güzellik, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Hayatta  en hakiki mürşit ilimdir." sözleriyle de taçlandırılmıştır.

            Evet, ilim insana ve insanlığa en doğru yolu gösteren olgular bütünüdür. Yeni öğretim yılının başladığı bu günler toplumun temel taşı olan ailelerin en hareketli, en yoğun, bazen de en sıkıntılı zamanlarıdır hep. Her ne kadar okula yeni başlayan yavrularıyla mutluluk yaşanlar olsa da bu haz ve şevk bir zaman sonra birçok beklentilerle birlikte, telaşa dönüşeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Zira bu süreçler hayatın seyir defteridir.

            Bu seyir defteri ki, tecrübelerle test edilmiş, belgelerle tescillenmiş yaşamdan hikayelerle doludur hep.

            Hele de son yıllara baktığımızda daha anasınıfına kayıt olurken çocuğun öğretmeninin eğitim durumunu, başarı durumunu, hatta hayat hikayesini sorgulayarak başladığımız bir sistemin içerisinde olmak,

            Diğer yanda, ders yılı başlarken çocuklarımız için okul veya öğretmen seçimi, değişen sistem dahilinde çocuğun tercih dışı okullara transferi, ulaşım sorunları, maddi-manevi omuzlara bindirilen yüklerle yaşamak..!

            Tüm bunlar seyir defterinin önsöz bölümlerindendir ki, sonrasında hikayeler başlar. Bitmeyen süreçlerle hayatın akışı devam eder.

            Aile profilinin süratle değiştiği dönemler yaşıyoruz. Televizyon ve bilgisayar kültürü hayatımızı ipotek altına alırken birçok değerlerimizi de kaybettirdi. İletişimsiz bir nesil hızla yayılırken, aileler de çocuklarının başarı durumlarını değişik normlarda değerlendiriyorlar.

            "Anne bugün 90 aldım." diye eve gelen çocuğuna, "Ali kaç aldı?" diye soran velilerin çoğunlukta olması oldukça düşündürücüdür bence.

            Üç beş yılda bir model değiştiren müfredat ve yönetmeliklerin öğrencilerin, öğretmenlerin, ebeveynlerin çıkış noktasını kapatıyor olması da ayrı bir problem yaratıyor sistemde.

            İnsanoğlu yaşadığı müddetçe sürekli iletişim içinde olur. Kültürleri, kültür değerleri ülkenin ulusal güzellikleridir ve yalnız o ülkeye aittir.

            Lakin bilim evrenseldir. Bu evrensellik içerisinde kişi, çevresinden gelen her türlü mesaja açıktır. Bu süreçte kişinin aldığı eğitim çok önemlidir. O kişi doğru tercihlerinde aldığı bilgileri, doğru yer ve zamanda kullanarak yol alırsa onu başarıya ulaştıran en güzel yolu ve sistemi yakalamış olur.

            Maalesef gelişen teknoloji yaşam şeklimizi süratle değiştirirken insanların kendilerine rol modeller seçme durumunda kaldığını da görmek çoğunlukta çevremizde.

            Bazen bir özenti, bazen de mecburiyetten kaynaklanan bu tercihler toplumsal hayatta ailesel ilişkileri etkiliyor. İster istemez kültürümüzde var olan ataerkil aile yapısı, bir anda çekirdek aileye dönüşüyor. Aile içi iletişim zayıflıyor. Kişiler yalnızlığa düşüyor. Bu yalnızlığa düşenler genellikle çocuklarımız oluyor.

            İleri yıllarda çocuklarımız üzerine hedef belirlemede oldukça sıkıntı yaratacak bu durumlar karşısında büyükler olarak tecrübe olayını devreye sokmak zorundayız. Zira çocuklarımız böyle bir ortamda karar verirken doğruları göremeyebilirler. Onlara sevgi ve saygı içerisinde yaklaşıp birlikte en sağlıklı kararları alabilmesi için yardımcı olmak çok önemlidir.

            Çünkü olumlu bir aile desteği, ileriye dönük başarıyı tetikler. Eğitimsiz bir öğretim asla kalıcı değildir. Zaman aşımında yok olur biter. Şu da bir gerçek ki, eğitim sistemimiz birlikte çalışıp, birlikte üreten, birlikte öğrenen öğrenciler değil, ferdi çalışan, ferdi düşünen nesiller yetiştiriyor. Bunu yakın çevremde de gözlemliyorum. Üstelik de her değişen sisteme ve sistemin kaynağına alkış tutan bir toplum olduğumuz için de çok üzülüyorum.

            Esasında eğitim ve öğretim sürecinde her çocuktan akademik başarı beklemek haksızlıktır. Böyle bir kural da yoktur zaten. Çocuğun mutlu olacağı, başarılı yönünü kullanmasında yardımcı olmak en doğru seçenektir.

            Bir başka önemli konu da çocuklarımızla kuracağımız iletişimin bilimsellik açısından önemi büyüktür. Onların nasıl düşündüklerini, neden öyle düşündüklerini bilmek çok önemlidir.

            Onlara "Kim bilecek bakalım?" veya "Kim en önce bilecek?" değil, "Düşünün bakalım ne söyleyebilirsiniz bana" dediğimizde onları bilgi ağırlıklı bilimsel düşünmeye yönlendirmiş oluruz.

            Bilginin saniyede değiştiği günümüzde, bilgileri çocuklara aktarmaktan ziyade, çocuğun o bilgiye ihtiyaç duyması ve o bilgiyi beyninde yapılaştırması önemlidir.

            Bu yüzdendir ki çocuklarımıza her gün yeni bir şey öğretmek zorunda değiliz. Onlar da öğrenmek zorunda değiller. Bu telaş ve uğraşı hem bizi, hem de çocukları yorduğu gibi, doğanın kanununa da aykırıdır. Bilime ve bilimselliğe oldukça terstir.

            Ancak onlara önceden öğrendiklerini bir şekilde hatırlatarak heyecan duymaları ve bunları kullanma fırsatı sağlanmalıdır.

            Değerli Öğretmenler..! Sevgili Anne ve Babalar..!

            Unutmayalım ki öğrenmenin yolu müspet ilimlerle donanımlı, sağlam temellerle oturtulmuş eğitim ve öğretim sisteminden geçmektedir.

Çünkü:

            *Öğrenme, bir eylem, bir süreç, aynı zamanda bir üründür.

            *Öğrenme, sosyal, duygusal, fizyolojik olgulardır.

            *Öğrenmede süre yoktur.

            *Ne öğrendiğimiz önemlidir ama nasıl öğrendiğimiz çok daha önemlidir.

            Yeni eğitim öğretim yılının herkese, her kesime sağlık, mutluluk ve başarı getirmesi dileğimdir.

 

Esen Kalın