ÜSLUP

Şu anda İzmir’de oturan sevili arkadaşım Ercan Bağrıyanık’ın bir yazıma yaptığı yorumu aynen alıyorum: “SEVGİLİ RASİM’İ DİNLERKEN SESİNİN TINISI YAZDIKLARININ OLUŞTURDUĞU ÇAĞIRIŞIM GİBİDİR. OKURKEN SESİNİ DUYDUM. SEVGİLER.”

            Demek ki diyorum kişinin kimi karakteri; işine, konuşma ve yazmasına yansıyormuş. Bunun en açık örneğini öğrencilerimin yazılı yoklama ve ödev kâğıtlarında görmüştüm. Bir köyümüzün insanları, “d” “v” harflerini birbirinin yerine kullanırlardı. Bu alışkanlık yazılı ve ödev kâğıtlarına aynen yansırdı. Örneğin, dağ yerine dav, davar yerine dağar sözcüklerini okuyunca “sen falan köylü müsün?” soruma keskinlikle “Evet” yanıtını alırdım.

            Bu hal yalnız altıncı sınıflarda değil, ileri sınıflarda da görülürdü.

            Yani Ercan öğretmenim. Tokat’tan yazdıklarım vesilesiyle sesimi İzmir’de dinlemiş. Bu özelliğe üslup denir mi ki?

            Aynı yemeği herkes yapar ama annenin yemeğinin tadı başkadır. Çünkü içine anne sevgisi sinmiştir, annenin yemeğinin. Zoraki sevgi olmaz. Öz ağlamayınca göz ağlamaz derler…

            Lise yıllarımda görmediğim bir edebi eser okunsun hemen yazarını söylerdim. Halide Edip, Reşat Nuri, hele Nurullah Ataç hiç sekmezdi… Facebook şairlerimizden Hayrettin Yazıcı, Osman Nalbant, Muzaffer Yıldırm öğretmenlerimi gözüm kapalı bilirim.

            Üslup, yalnız edebiyatta mı? Bir resimde, heykelde, mimaride, hatta el yazısında bile üslup vardır. Bir yapıta bakar bakmaz “bu filanındır” dedirten şey üsluptur, tarzdır.

 

            Bir yorumun çağrıştırdıklarını paylaşmak istedim.