HER GÜN BAYRAM OLSA

Mustafa UÇURUM

 

            Bayram sebebiyle bir evden çıkıp diğerine girdikçe, gittiğimiz her yerde izzet-i ikram gördükçe, herkesin yüzünden mutluluk dolu gülücükler havalandıkça oğlum daha fazla dayanamadı ve “Keşke her gün bayram olsa.” dedi. Çocuk haklı. Mutlu olmamak için kendine sebepler arayan bir toplum olmaya başladığımızdan beri ancak bayramlar bizi sevindirir oldu. Zoraki de olsa ancak bayramlarda birbirimizin kapısını çalıyoruz, halini hatırını soruyoruz.

            Mutluluk oyunu oynamaya gerek yok. Herkesin bir Polyanna maskesi takmasına da gerek yok. Hayatı çekilmez kılan da yaşanır kılan da bizleriz. En küçük şeyleri bile kafasına takıp her an kafasında kırk tilkiyle dolaşan insanların mutlu olması zordur. Hayat denen hengâme, mutlu olma noktasında hassas bir dengeye sahiptir. Ya mutlu olmasını bileceksin, ya da gelip geçici olan her şeyi elinin tersiyle itmesini öğreneceksin.

            Bayram süresince en çok sarf ettiğimiz cümlelerden biri de “Nice bayramlara, Allah daha güzel bayramlara ulaşmayı nasip etsin.” cinsinden gelecek bayramların da mutlu geçmesi için söylediğimiz iyi dilek cümleleri idi. Herkeste güzel günler yaşama arzusu son haddede. Elbette normal olan da bu. Fakat daha normali olan, şimdiyi daha güzel yaşamaktır. Çünkü bir dahaki bayramı kimin görüp görmeyeceği belli değil. Bu anlamda, bayramı bayram gibi yaşamak en güzeli.

            Yaz aylarındaki bayramın tadı da bir başka oluyor. Üstümüzde güneş, üstümüzde ferah giysiler, keyifle gezmek gibisi yok. Birkaç yıl öncesinde soğukları bahane edip de evinden bayramda bile çıkmayanlar için yaz bayramları çok iyi bir fırsat oldu. Tabii ki dışarı deyince sahillere çıkmayı kastetmiyorum. Kapısı çalınacak kim varsa hepsini memnun etmek için bu aylar iyi bir fırsat oldu.

            Şükredecek o kadar çok sebebimiz var ki. Televizyonda bayramı insanlara zehir eden çapulcuların yandaşlarını görünce kendi halimize şükrederken, doğuda yaşayan masum insanlar için dua etmek gerek. Kendi adamları çatışmada öldürülünce bayramı “kara bayram” ilan eden hainler acaba ölenler askerlerimiz olsaydı aynı hassasiyeti gösterebilecekler miydi? Elbette hayır. Çünkü bu güne kadar hiçbir şehit askerimiz için bile göstermelik de olsa iyi dilek cümleleri kurmazken, kendi yandaşları çatışmada öldürülünce, “Kürt evlatlarının aileleri yastayken bayram yapamayız.” açıklamasını gönül rahatlığıyla yaptılar.

            Referandumda boykot zaferini kutlayanların bu boykotu nasıl sağladıklarını televizyonlardan izledik. Yaşlı, genç, kadın, erkek demeden oy kullanmaya gidenleri taşlayanları herhalde herkes izlemiştir. Şimdi oralarda yaşayan insanları düşünüyorum da; seçime katılmak isteyenlerin nasıl tehditlerle sindirildiğini anlayabiliyorum. Çünkü karşılarında gözlerini kan bürümüş bir topluluk var. Halkın iradesinden korkanlar, sandık başına giderse hangi oyu kullanabileceklerini tahmin ettikleri bir ezilmiş, sindirilmiş halkı ancak tehditle sandıktan uzak tutabildiler. Sonra da ekran karşısına çıkıp ahkam kesme bahtsızlığını gösterdiler.

            Referandum falan da önemli değil aslında.  Oralarda yaşayan insanların bayramları bile zehir edildi. Mutlu bir şekilde yaşamak varken bu toprakları kana bulayan, en büyük kozları tehdit olan kişilerin ne ramazandan ne de bayramdan anladığı var.

            Bu toprakların insanları bir maç sevinciyle çılgına dönecek kadar mutluluğa hasret kaldı. En küçük sebebi dahi bayram sevinci gibi yaşamaları da bu yüzden. Her günün bayram sevincinde geçmemesi için hiçbir sebep yokken çizilen felaket senaryoları insanımızı içine çekilmiş bir topluluk haline getirmeye devam ediyor. Referandum sonuçlarından sonra ağzından bal damlayan liderleri herkes izledi. Sanki Türkiye çöktü, yok oldu, karanlık günlere doğru sürüklendi. Halkın iradesine bunların işte ancak bu kadar tahammülü var. İçlerindeki kara senaryolarla bayramı bile hak etmeyenler bayram şekerini halktan aldılar. Elbette, yerlerse!