GÖĞE BAKAN TOPRAKLAR / ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI’NIN ŞAVŞAT’I

“Değerli Ağabeyim Seyit KOÇAKER’e”

            Seyit Koçaker, 1951 Tokat doğumlu. Ailesi yıllar önce Sivas’tan Tokat’a göçmüş. Bizim aile dostluklarımız da buna dayanıyor zaten. Çocukluğumun bazı dönemleri onların -şimdi yerinde yeni bir apartmanın konulduğu-Ardala Sokağı’ndaki iki katlı betonarme evleri ve bahçesinde geçti desem yeridir. Her zaman rahmet ve saygı ile andığım Hüseyin ve Şükriye Koçaker çiftinin en küçük evlatları. Şimdi eşi Nezahat Hanım ve Gazeteci kızı Mihriban’la mutlu bir hayat sürdürüyor. Ara sıra da diğer kızı Esra’dan olan torununu sevmek için kendisini kalın urganlarla saat kulesine bağladığı bu şehirden kopuyor.

            O, iyi bir aile reisi, yıllarca öğrenci yetiştirmiş başarılı bir akademisyen, gittiği ova ya da yaylaklardan pek boş dönmeyen yetenekli bir avcı ve Tokat’taki bazı sanayi iş yerlerine taş çıkartacak kadar evinin altında zengin bir atölyeye sahip bir sanatkâr. Müzik, resim, spor ise çocukluğundan beri içinden hiç çıkmadığı ilgi alanları.

            Seyit Koçaker Ağabeyimin hayatıyla alakalı diğer bir güzelliği daha var. Plevne kahramanı Tokatlı Gazi Osman Paşa’nın adının verildiği yerlerde doğmanın ve yaşamanın haklı gururunu yaşıyor. Tokat Gazi Osman Paşa İlkokulu, Gazi Osman Paşa Ortaokulu, Gazi Osman Paşa Lisesi’nde okudu. Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. Şimdi de Gazi Osman Paşa Caddesi’nde oturuyor.

            Bir yıla yakın oldu Gazi Osman Paşa Lisesi’nin her yıl yayınladığı ALMANAK çalışması için Seyit Koçaker Ağabeylerin evine gitmiştim. Röportaj sonrası çocukluğunda ilkokul kitaplarında da yer alan çok sevip ezberlediği bir dörtlüğü okuyup bu şiirin kalanını ve şairini çok merak ediyorum, araştırdım ama bulamadım şeklinde bizden isteğini dile getirdi.

“Gümüş bir dumanla kapandı her yer;

Yer ve gök bu akşam yayla dumanı;

Sürüler,çimenler sarıçiçekler,

Beyaz kar,yeşil çam yayla dumanı”

            Şiir, özellikle Kemalettin Kamu’nun tarzına çok benziyordu. Zira onun Bingöl Çobanları şiiri bizim de gezebildiğimiz o yöreyi ve yaşayanlarının duygularını ortaya koyan hepimizin yüreğimizin derin pınarlarından akan billur suların akışıyla okuduğu nadide şiirlerden biridir.

            Bana göre bu şiirlerin sahibine yaklaşan ikinci bir şairimiz daha vardı: Ömer Bedrettin Uşaklı. Ancak şairin yazabilmesi, duyguları dağarcığına yüklemesi için genellikle onu yaşaması, gezmesi, görmesi gerekiyordu. Biz de bu açıdan bakınca şiirin kaynağına ve sahibine daha kısa zamanda ulaşabilip Seyit Koçaker Ağabeyimin arzusunu yerine getirdik.

            Bu yıl 14-15 Mayıs 2016 tarihleri arasında yapılan “Artvin Birinci 7 Bölge 7 İklim Şiir Şöleni”nin ikincisi 15 Mayıs 2016'da Şavşat’ta yapıldı. Programda yer alan Şavşatlı şairlerden Yalçın Temizkendi şiirini sunuşu sırasında 1933 yılında Ardahan üzerinden yakın dostu Ardanuçlu Âşık Efkari’yi (Adem Şentürk, 1900-1980) ziyaret amacıyla Şavşat’a gelen Behçet Kemal Çağlar’ın bir şiirinden yaptığı alıntıyı dile getirdi. Behçet Kemal (1908-1969), Yavuzköy (Mamanalis)’den Şavşat’a bakan yamaçları gördüğünde dayanamaz hemen kalemi eline alır." Cennetin direklerinin çürüyüp düştüğü yer olarak Artvin’i düşünür ve bu ünü "Çoruh Destanı" şiirine taşır.

“Kokla gönül Artvin’in gülünden

Şavşat’tan, Borçka’dan,Yusufeli’nden.

Git Hopa’da anla deniz dilinden,

Bak Çoruh namını yayıp geliyor.”

            Ve asıl Şavşat’ın tarif edilemez güzelliğini yansıtan dizeleri:

“Kirazmış, elmaymış, narmış, erikmiş,

Üst üste üst üste köşkler birikmiş,

Gökte iken temelleri çürümüş,

Cennet yere doğru kayıp geliyor.”

            Bir şehrin, bir ilçenin, insanların ruhunu zenginleştiren tabiat güzelliği benim de 1982-1985 yılları arasında görev yapma şansına sahip olduğum Arhavi ‘de denizin maviliği ve Şavşat’ta yeşilin derinliği daha nasıl anlatılabilir bilmem?

            Lise yıllarında bir arkadaşımın hediye ettiği Fakir Baykurt’un görev yaptığı Şavşat’ı anlattığı “Efkâr Tepesi” romanını ne kadar merakla okumuştum ki kader bizi öğretmenliğimizin ilk yıllarında o güzel topraklara sürüklemişti. Eserde adı geçen geçen ve hayatta olan kişilerle görüştüğümde de –tabi iddialar kendine aittir- yazar nedense bazı doğrulardan uzak kalmıştı. Yıllar geçti aradan ama Şavşat’ta eğitim vermeye çalıştığım öğrencilerimle hiç irtibatım kopmadı. Çünkü onlar okumak için karda kışta yürüyerek okula koşup geleceğe aydınlık içinde bakmayı bilen Efkâr Tepesi’nde, Sahara’da, Bilbilan’ın dumanlı yaylalarında çiseyle büyüyen birer cesur yürektiler. Ve bugün her biri bir yerde İstanbul’da, Bursa’da ekmeklerini eline almış, yuvalarını kurmuş memleket hizmetindeler.

            Ömrümün en güzel misafirperverliğini o topraklarda tabiatla, yoklukla mücadele edebilmeyi başaran insanlarla yaşadım. Ruhuma, duygularıma can veren, yüreğimde derin izler bırakan Şavşatlıları unutmam mümkün değil. Biz onların güzelliğini anlatmakta zorlandığımız gani yürekli bu insanlardan Behçet Kemal Çağlar’a geçelim.

            Behçet Kemal’in bu güne ulaşan hatta bir mısraının Artvin Valiliği’nce markalaştırıldığı yukarıdaki şiirinin dışında Artvin’le, özellikle de “Göğe Bakan Toprakların” en yakın olduğu Şavşat’la başka bir bağlantısı yoktu.

            Öyleyse Ömer Bedrettin Uşaklı’ya  (1904-1946)  bakmalıydı. Ve de öyle olup araştırmalarımız onun 1933 yılında kaymakam olarak görev yaptığı Şavşat’ta buluştu.

            1904 yılında Uşak’ta doğan Ömer Bedrettin (Gökbelen, bazı kaynaklarda Belenli soyadını kullandığı da görülmektedir) edebiyata ilgisini Sivas Lisesi’nde iken hocası olan Kozanoğlu Cenap Muhittin’e bağlar. 1924 yılında Mekteb-i Mülkiye’ye girmiş, 1927'de mezuniyetinden sonra  Bursa’da Maiyet Memurluğuyla devlet hizmetine  başlamıştır. İlk asil kaymakamlığı Manavgat’tadır. Bu görevini Ünye, Şavşat, Artvin (Vali Vekili ) ve Edremit’te sürdürür.

             Şair, 1931yılında Bedia (Çandır) hanımla evlenmiş bir kız bir erkek babası olmuştur. 1932-1933 yılları arasında Ünye Kaymakamlığı yaparken ilk çocuğu Ümran burada doğmuş, ancak biricik evladını üç yaşında iken veremden kaybetmiştir. Onun ölümüyle derin bir hüzne kapılmış sonraki yıllarda bu acıyla kendisini de ölüme kadar sürükleyen verem hastalığına yakalanmıştır. (Ünye Kaymakamlığı ve Şavşat Kaymakamlığı’nın resmi sitelerinde aynı görev tarihleri bulunmaktadır. Bilinen bir gerçek varsa şairin kendi eserlerindeki ifadesinde de olduğu gibi Şavşat ilçesine Ünye’den gittiğidir.) Ümran’a: 1936 yılında “Sarıkızın Mermerleri” adlı şiiri yazmış, 1940 yılında yayınladığı “Sarı Kız Mermerleri" kitabını ona adamıştır. Bilahare eşini de kaybeden şair dönemin “Anadolu Şairi” unvanına layık görülmüş, şiirlerine bir hüzün ve iç duyarlığı katmak zorunluluğu hissetmiştir.

Nasıl gitti babasız “bilmediği bir yere…

Nasıl gitti o yavrum karıştı ölülere…”

            Yayla Dumanı eserinde o da Behçet Kemal gibi “Çoruh Akşamları" şiiriyle o bölgeye hem hayat veren hem de alan coşkun nehrine Bayburtlu Zihni’nin koşmasını da duygularına katarak seslenir:

“Kızıla boyanmış koynunda sular

Yandım mı bu gurbet elinde Çoruh?

Bayburtlu Zihni’nin koşması mı var,

Türküler söyleyen dilinde Çoruh?"

            İçine kapanık, çok hassas olan şair tabiata âşıktır. Onun Faruk Nafiz, Orhan Seyfi Orhon çizgisinde şiirleri memleketimizi her yönüyle dillendirir. Çünkü o görev yaptığı yerlerde duygularını köy odalarında, çam ve meşe diplerinde bulup soluklandıktan sonra şiirler yazar. Zaten “Yayla Dumanı” şiiri onun çalıştığı topraklarda çoban ateşinin dumanında hüzünlenen duygularının umutla karışık bir serzenişidir.

            Bunun yanı sıra Ömer Bedrettin Uşaklı, temiz Türkçesiyle memleket gerçeklerini, yalnızlık, gurbet duyguları, tabiat varlıkları, sıla ve sonsuzlukla birlikte kendi hayatından da biyografik kesitleri, Atatürk, Milli mücadeleyi eserlerine konu edinir.

            Yıldızların Altında, Eğilmez Başın Gibi, Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına gibi bestelenmiş şiirleriyle gönüllerimizde taht kuran Ömer Bedrettin Uşaklı’nın 1934 yılında yazdığı “Yayla Dumanı” şiirinin diğer bölümünü Dağların Düşü eserinde yer aldığı gibi aktaralım:

“…

Ben de duman olsam senin yerine,

Dağılsam dağların şu mahşerine

Güzelim saçına ve gözlerine

Ben girsem ben dolsam yayla dumanı.

 

Beni içlerine aldın dağ gibi

Doldu gözlerine bir rüya gibi;

Ben de gören gibi,yüce dağ gibi

İçinde kaybolsam yayla dumanı!

 

İçinde kaybolur insanın eşi

Kaybolur obalar çoban ateşi

Yemyeşil dağların hem yas edişi

Hem de gülüşü olur yayla dumanı.”

            Ve 1943 yılında Kütahya’dan milletvekili seçilen bu değeri görevde iken verem hastalığından 1947 yılında genç yaşta (42 yaşında ) kaybettik.

            Seyit Koçaker Ağabeyime sohbet sırasında sormuştum.“Artvin’e, Şavşat’a gittiniz mi?" diye. Bir tabiat aşığı olan bu saygıdeğer ağabey beklemediğim şekilde “Hayır” dedi. Şimdi ümit ediyorum ki; Ömer Bedrettin Uşaklı “Yayla Dumanı" şiiriyle onu  “Göğe Bakan Topraklara”  Şavşat’a çağırıyor.

 

            Sizi, o topraklarda hâlen kopmadığımız dostlarımız ve cennetin yıkılmış direkleri bekliyor. Ne zaman  isterseniz efendim..