MUHABBET DEDİĞİN

Yazılarımda isim vermekten kaçınıyordum ama bu kez yazacağım: Oturuş sırasına göre, Mahmut Gürel, Mustafa Özcoşan, Rasim Canbolat, Erdal Gülten, Sami Yaman ve Ruhi Çapanoğlu. Bu sıralama aynı zamanda yaşa göre de oluşmuş gibi J

            Düzeyli bir sohbet oldu. Birimiz konuştuk beşimiz dinledik. Burada söz almanın yerine söze girme vardı. Konuşanın sözü dikkatle dinleniyor, hazmediliyor. Konuşmanın çağrıştırdığı bir konuyla bir başkası giriyor söze. Ya fıkra, ya şiir, ya da kısa bir anekdot. Böylece herkes konuştu, herkes dinledi. Balla bile olsa kimsenin sözü kesilmedi. dolayısıyla ne bağırma çağırma, ne de tartışma çıktı.

            Söz arasında bir kısa konuşmamda: Türkçe dersinde konuşma ve yazmayı öğrendiğimiz kadar dinlemeyi de öğreniriz. Sınıfta söz alan arkadaşımızı dikkatle dinleyeceğiz. Varsa noksanını ve arkadaşımıza yapacağımız katkıyı not edeceğiz. Konuşmacı sözünü bitirdikten sonra söz alıp katkımızı yapacağız. O konuşurken biz de konuşmaya başlarsak, yapacağımız iş katkı değil, gürültü olur.

            Televizyonlarda tartışma programlarındaki konuşmacılara bakıyorum da koca koca adamlardan hiç biri Türkçe dersi görmemişler, sanki. Konuşmayı öğrenmişler ama dinlemeyi hiç biri öğrenememiş. Birisi çıkıyor, kim söze başlayacak olsa daha cümlesini bitirmeden lafı ağzına tıkıyor. Öbürü “Ben seni dinledim ama” deyince “Peki peki devam et!” diyerek konuşmasına izin veriyor. Üç cümle sonra sözünü kesme hakkını saklı tutarak. Sanki programı o yönetiyor saygısız(( Böyleleri, hem yöneticiyi yoruyor, hem arkadaşlarını, hem de seyirciyi…

            Şiir, fıkra, anekdotlarla iki saate yakın zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Muhabbet, sanki Türkçe dersinde hedeflediğim gibiydi.

 

            Arzu ettiğim gibi düzeyli muhabbete katkı sağlayan arkadaşlarımı çayla ödüllendirmek de bana düştü, artık. Afiyet olsun dileklerimle hepsine saygı ve sevgilerim tabiidir…