SAFİYE-3-

            Sonra sustular ezanı  baştan sonra dinlediler.Kalktılar . Kahvedekilerle beraber camiye yöneldiler. Muhabbet zamanı bitmiş  ibadet zamanı gelmişti Çünkü. Her şeyin bir zamanı vardı.

           İban Dayı  içine doğmuş gibi   dua zamanı  öyle bir yakarış ile yakarmaya başladı ki,  herkes duasın ı edip de  camiden  çıktığı  halde  çıktığı halde   İban dayı  içten samimi  duasına  kendini kaptırarak    belki de yarım saat   dua etmişti.

          Camide  dua  dakikalarca   dua eden   sadece İban Dayı değildi.  Bir  şeyh   olan  Seyyid  Ali’nin  torunu olan   23 yaşında  iki çocuk  babası  Ahmet’te vardı. O da yarım saati bulan   duasına göz yaşlarını da katmış   biraz önce  hanımının   dayısı olan İban dayı ile tatlı sert   atılmasını   düşünerek   dileğinin kabul olmasını   kendisi okumasa da   çocuklarının özellikle   Hüseyin’in   okumasını   okuyan öğrenen ve  ondan  da okuyup  öğrenen torunlara  sahip olmayı  Allah’tan dilemişti.

         Dualar  bitip de   Allah’in izniyle   dünya  işlerine dönüş başlayınca  hayretle   gördüler ki Camide genç Ahmet  ile   İban dayıdan başka   kimseler yoktu. Koskoca tarihi camide   bunu fark edince  İban dayı  ağlamaktan şişen  gözlerini sildi.   Dua  için  açılmaktan yorulan kollarını  bir   sevgi ile açarak  Ahmet’in yanına  doğru gelerek  kollarını açtı.  Bu yeğeninin   eşini o kadar severdi ki sivri diline rağmen gerçekleri  söylemesine  bazen kızar  çok zaman da  doğruları söylediğinden   dolayı onu  gerçek yeğeni  gibi severdi.

        İban Dayı Ahmet’e o kadar  samimi sarılmıştı ki, Ahmet   bir ara   kemiklerinin kütürdediğini bile  hissetti Ahmet. İban  Dayı   Ahmet’in koluna girerek camiden çıktılar. Merdivenleri indiler.  Kavlağan ağacı altındaki  kahveye  doğru yöneldiler. Bu sefer  öğle  olmasından dolayı   kahvehane boştu. Kahvehanenin   köşesinde   bir köşeye  çekilerek   sohbet etmeye   başladılar.

        İban dayı adete fısıldar gibi merakla Ahmet’e sordu:

       “Yeğen, camide farkına varmadan   ikimizde   uzun uzun dualar ettik.  Ama dualarımızı ne için ettiğimizi   bir biz bir Allah biliyor. Sen  Seyyid bir adamsın . Duan  belki kabul olur. Ya sen ne için dua ettin? Çok merak ettim . Sen ve benim aramda.”

       Ahmet derin bir iç çekti.  O kadar derin bir içi çekişi vardı ki  gören de   Dünyanın  en   derbeder  insanı  Seyyid   Ahmet   sanacaktı.Tüm samimiyeti ile   olgun , dürüst ve  samimi , sır saklamasını  bilen   hanımının  dayısı İban Dayı ya   tüm içtenliği ile anlatacaktı. Bu ah çekişinin  ardından gözyaşlarını tutamadı. O kadar duygusallaşmıştı  ki. Tüm içtenliği ile göz yaşlarını   sile sile   tüm duygularını  İban  dayıya  anlatmaya karar verdi:

      “İban dayı, namazdan  önce  güya şakalaşıyorduk.   Ama işin ciddiyetini  sen de ben de kavrayamadık. Daha küçük   olan  benim oğlum 1 sizin oğlan  daha 7 yaşında ama  bu  saf temiz  çocukların üzerinden sen  ve ben şakadan da olsa üstünlük  taslamaya kalktık. Küçük  çocuklar üzerinden . Şeytan  da  bu  sevgi dolu tatlı sert  atışmamızda   nefislerimizi  şişirdi. Biz ne yaptığımızı   bile bilemeden büyük laflar ettik. Güya  çocuklarımızın   ve   belki de  göremeyeceğimiz  torunlarımızın  yok yazar olmasını  yok   alim olmasını yok  şu olmasını  istedik.  Çocuklarımızın, torunlarımızın    büyük dedelerimiz   Hz.  Hüseyin gibi cesur, takva sahibi olmasını dilemeyi unuttuk.Onlar ın hayırlı evlatlar olmalarını dilemeyi  aklımıza getirmedik. İşte bunu  dua zamanı aklıma getirince  büyük pişmanlık duydum. Bu pişmanlığımdan dolayı Rabbimin beni af etmesini  , şaka olsun diye söylediklerimizin  gerçek olmasını  diledim.”

      Ahmet bunu söylerken  çok duygulanmış ve gözlerinden yaşların akmasına  engel olamamıştı.  İban dayı yeğenine sevgiyle bakarak:

        “Sanki  içimi okumuşsun  sen  yeğen.  Bende aynı duygular ve düşünceler ile  duamı ettim . İnşallah  içten samimi olarak ettiğimiz dualar gerçek olur da    çocuklarımız ve torunlarımız   Allah’ın istediği gibi kullara faydalı  insanlar  olurlar.”

            Çaycı çayları getirdi. Sustular.

             Biraz sonra   İban dayının okul çağına gelmiş olan  patlak gözlü sevimli ve  pelte  pelte  konuşan Sadık geldi. Babasını kulağına bir şeyler fısıldadı. İban dayı telaşla :

             “Kusura bakma yeğen hanımın doğum sancısı tuttu galiba “ diyerek   acele  kalktı.

              Ahmet de   hemen  toparlanarak, Seyyid Ali’den kalma  ve  abisi   Tahsin  ve  kendisine kalan evlerine doğru   yürümeye başlarken   Camide  ettiği duayı  tekrarlıyor ve  “Allah’ım   benim  çocuklarımın da   okumayı seven   ve  torunlarımın da okumayı yazmayı ve insanları aydınlatan insanlar  olmasını nasip eyle diyor “ sonra   dergahta   öğrettikleri zikirleri   tekrarlayarak  eve doğru  koşarcasına  yürüyordu. Bir yaşına basan   oğlu Hüseyin ve  okul çağına gelen   Hasan  Tahsin ile   Peygamberimizin   Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile oynamasını düşünerek  kendisi de  çocukları ile öyle oynamak için gençlik enerjisi ile  hızlı evine doğru yollanıyordu.

              Ahmet   akşama kadar evinde oyalanarak hayvanlarına  bakıp  sonra  eşi güzeller güzeli Rabia ile 7 yaşındaki oğlu Tahsin  ile daha 1 yaşındaki oğlu  Hüseyin ile ilgilendi. Akşama doğru evlerine gelen   komşuları  ona müjde   verdi. Rabia ile konuşken  kulak misafiri  oldu Seyyid Ahmet. Kadın diyordu ki:

           “Kız  İrebiç , duydun mu dayın İban Dayının  bir kızı  daha olmuş. Biraz önce aşağı mahalleden gelenlerden duydum.”

             Ahmet’in karısının adı  Rabia olmasına rağmen herke İrebiç derlerdi. İrebiç beyaz tenli oldukça güzel  ve enerjik yapılı  bir kadındı  neşeli olduğu zaman   herkesin sevgilisi olan bir kadın kızdığı zaman kendi çocukları dahil herkese küfürler savuran  ama namazında  niyazında olan bir kadındı ve  aşık olduğu  Ahmet  ile  evlendiği zaman henüz ergenliğe yeni girmiş 12 veya 13 yaşında bir kızdı. Nüfus kaydında bile ilk çocuğunu  12 yaşında doğurduğu yazıyordu. Şimdi ise 20 yaşındaydı ama 15 yaşında   bir kız kadar güzeldi İrebiç. Güzelliği ile Pazar’da dillere destan  olmuş, çok isteyeni olduğu Halde Seyyid Ali Efendi’nin   oğlu  Ahmet ‘e vermişti babası  Mahmut onu. Annesi Cennet de  bu evliliğe çok sevinmişti. Cumhuriyet  kurulduğu zamandan 1 sene sonra evlenmişler ve   Hasan  Tahsin doğduğu zaman  Cumhuriyetin 2. Yılı kutlanıyordu. Bunlar  Cumhuriyet  çocuğpu olarak büyüyeceklerdi.

              İrebiç 55 yaşında  olan dayısının  bir kızı  olduğunu duyunca:

               “Ya sen şu işe bak ben   henüz  anne olunca daha çocuktum  ama  dayım 55 yaşında yengem 45 yaşında anne oluyor, dünyanın  işine bak “ demişti.

             O zaman bilemezdi ki, dayısının  o gün doğan kızının henüz kucağında emzirmekte olan oğlu ile   ihtiras dolu aşk yaşayacağını. Oğlu yakışıklı Hüseyin  için genç kızların kalbinin küt küt atacağını  ama  O’nun gözünün  Leyla  misali  kara  kuru Safiye’den başkasını görmeyeceğini. 

 

           Gelen Habere  İrebiç sevinmişti.  Herkesin İban dayı dediğine kendisi ve  kız kardeşi de   gerçekten dayı diyerek  çok severlerdi. Allah için İban dayı da  yeğenlerini sever   evlerine gelince onları  deyim  yerinde ise kraliçeler gibi karşılardı. “Dünya güzeli iki yeğene   herkes  nasip  olmaz” derdi. İban dayı  yeğenlerine böyle sahip çıktıkça  onlarda dayılarını daha çok severlerdi.