SAFİYE -4-

            İban Dayı yeğeni Seyyid Ahmet’e derdi sık sık:

          “Yeğen ben seni gerçekten  çok seviyorum .  Sen yeğenimle evlisin.  Ama yeğenim kadar  seni de severim.  Seyyidlerin   duası kabul olur. Namazlarda  bolca dua edelim de  bizim sevgimiz   çocuklarımıza da geçsin. Onlarda  sıkı dost olsunlar.Hatta   torunlarımız  ve onların  çocukları bile…”

             Ahmet dayısının bu sözünü tutarak   her namazda  “Allah’ım  İban dayımın  çocukları da benim çocuklarımı   çok sevsin. Aralarında akrabalık bağları  çok sıkı  olsun . Onları  bize bağışla da      el ele  gönül gönüle hayatın  zorluklarına göğüs gersinler” diye dua etmeye  başlamıştı. Israrla da   dualar etmeye devam edecekti  Seyyid Ahmet..

             Pazar’da hayat devam ediyordu. Tarih ve doğanın kucaklaştığı bu  küçük Nahiye  Yaşilırmak üzerinde  1238 yapımı   Tavukçu  Köprüsü Tarihi Mahperi  Hatun Kervansarayı kaybolmaya yüz tutan   Beyobası Hamamı Sinan Paşa  Camii İlhanlılardan kalma  Halil Bey  Camii ile  Sivas ve Kayseri’den gelerek  Tokat’tan geçip Turhal’dan Amasya   yolu ile   Karadeniz’e açılan tarihi ipekyolu üzerindeydi.Bu yüzden bu nahiye   her zaman Kazova’nın merkezi olarak bilinirdi.  Diğer  dağ köy ve ilçeleri insanlarının  hayranlıkla baktığı  yerdi.        

            Aradan bir  kaç gün daha geçmişti ki, İrebiç   Hanım   yanına  oğlu Tahsin ve  daha yeni  yeni  konuşmaya başlayan  oğlu Hüseyin’i de alarak aşağı mahallede   oturan dayısının  yeni doğan kızını görmeye gittiler. Birini elinden tutarken, Ahmet  çok sevdiği  güzeller güzeli hanımının  yanında  yeni  yürümeye başlayan  oğlu Hüseyin’i  de alarak  aşağı    Sinan Paşa mahallesine   yollandılar.    

            İrebiç   dayısının evine varınca  evlenen  Rabia ( İrebe derlerdi)  evlenmiş   Somuncuların Kemal’e varmış evden gitmişti. Hamide  de 14  yaşındaydı  Ve  Şahinoğullarından   Mehmet ile nişanlıydı. Eve varınca   İban dayı çok   sevdiği  yeğeni İrebiç’e hasretle sarıldı. Daha sonra  Hüseyinê sarıldı en sonra Tahsin ile   Ahmet’e . Daha eve girer  girmez Hasan Tahsin ile Sadık oyuna dalmışları  bile.

       İrebiç   ile küçük Hüseyin   yeni doğum yapan  Fatma  Hanım’ın yanına  yaklaşırken   Ahmet  ile İban dayı da  bir köşeye çekilerek  sohbete dalmışlardı. Daha yeni yürümeye ve konuşmaya   başlayan Hüseyin’in  yeni doğan bebeğe yaklaşarak   bir öpücük kondurması ile  annesine  :

      “ Anne ne  kadar güzel bebek” demesi bir  oldu.

         Herkes hayretle   Hüseyin’e   baktılar. Daha yeni konuşmaya başlayan  ve anne  ve baba laflarından   başka birkaç kelime    öğrenen  Hüseyin’in güzel ve bebek  kelimelerini söylemesine  çok şaşırdılar. Bebek  ve güzellik kavramlarını   o anda  içinden gelmiş gibi söylemişti.  Fatma  Ana ve İrebiç hayretle    Hüseyin’e bakarken bir köşede  muhabbete dalmış  Genç Seyyid Ahmet ile    İban dayı da  bu  saf  ve  temiz  çocuk sözü üzerine   hayretle  Hüseyin’e baktılar.  İban dayı   Hüseyin’in saf ve temiz  “ Anne  ne güzel bebek değil mi?” sözü üzerine    hemen seslendi.:

          “Fatma canım, kıza ad arıyordun bak yeğenimiz   saf ve temiz duygular  ile kızını beğendi. Bizim kızın adını  Safiye koyalım” dedi.

           Genç İrebiç   dayısının  bu  sözü üzerine  dayısının zekasına hayran kalarak  dayısına sevgi ile baktı. Daha 1 yaşındaki çocuğun saf ve temiz duygularını  bile   ciddiye alarak    duygularını  yeni doğan kızına   isim olarak verecek kadar  büyük adamdı şu İban dayı.  İrebiç içinden   boşuna  “İban Dayı” dememişler   ne de  olsa benim dayım  diye geçirdi.

           İban dayının  ağzından çıkan her söz  bir emirdi bu  evde . O yüzden  artık doğan bebeğin adı da   Safiye olarak belli olmuştu ve  öyle  olacaktı.

           Güzel sohbetlerin yapıldığı, çayların içildiği  o gün, kıtlık zamanında gerçekten de İban dayı  cömertçe  yeğeni İrebiç, eşi ve  çocuklarına cömertçe davranmış ve  çok ikramda bulunmuştu.

           Aradan bir  kaç gün geçince,   İban dayının  55 yaşında   sahip olduğu  kızının adını gerçekten de Safiye koyduğunu  İrebiç   komşusundan duymuştu. Dayısının evi kendi evlerine  çok uzak  olmadığı halde    İrebiç  7 yaşında ela avuca  sığmayan 7 yaşındaki Oğlu Tahsin,  henüz yeni yürümeye başlayan ve   halim selim gibi görünen ama  duygulu  Hüseyin’i  evde   kocasına ya da   başkalarına  bırakarak dayısına   gidemiyordu. Genç yaşta anne  olmak problemdi.  Kendisi  ilk kez 15 yaşında anne olurken dayısının  hanımı  4. Çocuğunu  doğurduğu zaman   45 yaşında bulunuyordu. Hayatın  garipliklerine şaşırıyordu İrebiç. Daha gençti  . Zaman gelince hayat  daha  çok  garipliklerini görecekti.

          Bir ara  evde  kocaıs ve çocukları ile otururken   İrebiç:

          “Şu ev işlerinden zaman  bulup da  bir dayımlara  yeni bebeği görmeye gitsek dediğini duyan  Hüseyin’in   “Hadi gidelim “ der gibi ayağa kalkmasına  şaşırmıştı. “Bu çocuk İban dayı gile neden benden çok gitmek ister ki” diye düşünmeden  de edemiyordu.

         Çocukları anlamakta zorlanıyordu  İrebiç  gelin. Yaş genç oluğundan  dolayı hayatı anlamakta da zorlanır. Çok sevdiği eşi Seyyid Ahmet de olmasa   bu yaşta  meselelerin altından kalkması  zor olurdu.                     O Yüzden  bir Anne kadar sevdiği  Dayısının  Hanımı  Fatma Kadın  ona  tecrübeleri ile  sevgisi ile yol gösteriyordu. Buna  İban Dayının  okuması yazması olmamasına  rağmen hayat  tecrübelerinden ve gözlemlerinden öğrendiği bilgece tavrı da eklenince İban Dayı ve Fatma kadın Ahmet Efendi ile İrebiç Kadına adeta  ikinci bir anne ve baba oluyorlardı.

         Zaten akrabalar arasında   yaşça  büyük olan  yani   tecrübeliler   küçük olanlara  yol gösterecek ki nesiller arası  bilgi ve sevgi aktarımı sayesinde  gelecek nesiller  bir önceki nesile  göre daha  bilgi ve sevgi dolu olsun.Bunu  yapanlar  çok az  oluyor ama gerçekten de  etkili bir yöntem .

           İrebiç Hanım  bunu düşündükçe  Dayısı  İban Dayının  ve  kendi çocuklarının samimi  ve  akrabalık   bağlarını güçlendirecek   ilişkiler içinde olması  için  kocası Ahmet gibi namazlarında dualarını  eksik etmiyordu. Bu dualarının  kabul edilip edilmediğini  de ilerde görecekti. Kayınbiraderi Tahsin  Efendi de  dua etmeyi sever ve dualarının kabul olduğunu   söylerlerdi. Seyyid   olan insanların  samimi dualarının   kabul olduğunu    biliyorlardı. Tahsin  Efendiye   Apul derlerdi akrabaları. Çocuğu olmamış  öksüz ve yetim insan olan Selahattin’i evlatlık alarak büyütmek   istemişlerdi.  

          Bu  dua etme  işini ihmal etmeyen  İrebiç Hanım   dualarında   öyle samimi olmaya başladı ki,  dua edince ibadetlerinden  zevk aldığını ve huzurunun yerine geldiğini   hissediyordu.

         Yeni doğan dayısının  kızı Safiye anne ve babası  gibi esmer kara  kuru   bir  kızdı. Oğlu Hüseyin’in O kıza daha 1 yaşında olmasına rağmen  ilgi göstermesini   arada  düşünüyordu.

 

          Babası  Mahmut ve Annesi  Cennet  İrebiç’i dindar yetiştirmeye çalıştılar. Ama o bazen bu dindarlıkta   zaafa   uğruyor,  kızınca     küfür etmeden de  duramıyordu  eşine ve  çocuklarına kızdığı zaman. Kin tutmaz,  ettiği küfürlerden   sonra kızgınlığı geçince  pişman olur hemen tövbe ederdi.O’nun bu   tutumuna çevresi alışmış, espri konusu   bile olmuştu. İrebiç  hanımın   bu tutumuna ilerleyen   yıllarda  kocaman insanlar olacak olan torunları da alışacaklardı .