DEVLETİN MALI DENİZ

Rahmetli Hami İkiz’in anılarından oluşan TÜTMEYEN BACA adlı kitabından çok şey öğrendim. Özellikle alım satımlarında, yaptırdığı işlerde fatura oyunlarıyla belediyelerin nasıl soyulduğuna dair çarpıcı örneklere şaşırdım.

            Yazar iyi bir metal ustası, aynı zamanda belediye meclisi üyesidir. Su işleri elemanları yeni depoya suyu bağlayamayınca, Hami Bey, devreye girer bir elemanıyla uzun ve yorucu uğraşlardan sonra bağlantıyı gerçekleştirir. Emeğinin karşılığı olarak meclis bir rakam belirler. Hami Bey, “Acele etmeyin dükkânda hesaplayayım. Kayda sonra geçersiniz.” der. Dükkânında elemanının ücretine, kullandığı malzemelerin fiyatını ekler, kendi emeğine fiyat koymaz. Çıkan sonuç, meclisin önerisinin ellide biridir. “BENİ SEÇENLERE ARMAĞANIM OLSUN. HİZMET PARADAN ÖNEMLİDİR” diyerek onu da almadım, diyor. Sayfa 156

            İtfaiyeye malzeme alınacakmış Ankara’dan. Aynı malzemelere bir önceki yıl 130 000 lira ödenmiş. Bu yıl 150 000 lira ayrıldı. Reis, yanıma bir şoför katarak beni gönderdi Ankara’ya. Değişik firmalara uğradık. En ucuz fiyat verenle anlaştık. Fatura kesen firma yetkilisi başka ekleyeceğimizin olup olmadığını sordu. Ben hayır deyince şoförümün yüzüne baktı. “O, faturayı kapat, sen eskiye okşama. Bunlar yeni yönetim. Belediyemiz düzgün adamların eline geçti.” deyince fatura kesildi. Fazla fazla aldığımız ve de itfaiye müdürünün çok beğendiği malzemelerin fiyatı, 32.500 lira idi. Sayfa 159

***************************************************************

Malzemeyi aldıktan sonra şoför, pavyonlarda eğlenmelerini önerdi. Benim “Paramız benzin almaya anca yeter.” İtirazımı şoför, “Biz her gelişimizde en az üç dört gün kalırız.  Yeriz içeriz. Para işini faturaya yansıtırız ve parasını da belediyeden alırız” sözleriyle karşıladı. Sayfa 157.

**************************************

Bunları okuyunca okulda anlattıklarımızla hayatın gerçeklerinin uyuşmadığını acı acı fark ettim. “Öğretmenin hayat tecrübesi, okuttuğu öğrencilerinin düzeyi kadardır.” Sözüne kızardım. Meğer bal gibi doğruymuş.

Okuduklarımla bir arkadaşımın anısını hatırladım. Şöyle ki:

            “Burgaz adasının kampının müdürüydüm. Adanın suyunu İstanbul’dan gemi getirip sarnıçlara basıyordu. Kaptana rüşvet verirsen seni susuz bırakmaz dediler. Rüşvet parasıyla kaptan köşküne çıktım. Elimdeki parayı nasıl vereceğimi düşünürken kaptan elimden alıp cebine attı. Böylece bir yükten kurtulmuştum. Çünkü şimdiye kadar ne rüşvet vermiş, ne de almıştım. O nedenle rüşvet vermek bana büyük bir yük geliyordu.”

 

Yaşa yaşa gör temaşa derler. Bakalım daha neler göreceğiz…