TARİH YARATAN RUHLAR

“Kuvvetli iradesi, soğukkanlı ve nesnel aklı, mantıklı düşünüşü ve alçak gönüllü oluşu onu zamanın büyük adamlarından biri olarak öne çıkarmaktadır. Eğer Avrupa’daki devlet adamları böyle bir adamı ve onun önderlik ettiği halkı düşman olarak değil de dost olarak emin vaziyette tutmayı beceremezlerse bir facia olur…” 4 Mart 1923 günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile görüşen Daily Mail gazetesi muhabiri Ward Price bu paragrafı koymuştu gazetesinin başlığına.

Bütün hayatı mücadele içinde geçen Gazi Mustafa Kemal Atatürk 78 yıl önce bir 10 Kasım’da aramızdan ayrıldı. Henüz elli yedi yaşındaydı. Yarım yüzyıla sığdırdığı fitri yücelik ve kahramanlıklarla dolu bir yaşam fani bedenini yormuştu.

1937 yılının sonlarına doğru bozulan sağlığı Hatay sorununu çözmesini engelliyordu. Lakin o pek önemsemiyordu hastalığını. Doktorların dinlenmesinin şart olduğunu söylemelerine rağmen 1938 yılı Mayıs’ında güney illerine geziye çıktı. Özellikle de Hatay’a komşu illere geçerek oradaki birliklere tatbikat yaptırdı. Düşmanlarına sağlıklı ve güçlü olduğunun mesajını vermekti amacı.

Ancak bu geziler onu çok yıpratmış, yormuştu. İstanbul’a gelerek doktorların gözetimine girdi. O, iyileşme umudunu asla yitirmemişti.

Cumhuriyetin 15. kuruluş yıldönümünün kutlandığı 29 Ekim 1938’de Ankara’ya giderek törenlere katılmak en büyük arzusu idi. Söylevini bile hazırladığı bu bayrama ne yazık ki katılamadı. Buna çok üzülmüştü.

1 Kasım 1938 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışına ilk kez katılamayan Mustafa Kemal’in açılış nutku Başbakan Celal Bayar tarafından mecliste okundu.

İyice ilerleyen hastalığı onu yatağa bağlamıştı. 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 9’u 5 geçe son sözü ‘saat kaç?’ olurken solgun dudakları arasından dökülen “Selamünaleyküm” sözcükleriyle sonsuzluğa göçtü. Kimeydi bu selam…! niçindi…? Yaverinin ve doktorunun bire bir şahit oldukları bu selamlama kimeydi? Tarih yazan o yüce ruh kimi selamlamıştı?

Ölüm haberi yurtta ve dünyada büyük yankı uyandırdı. Hiçbir önderin ölümü milletinde bu denli büyük üzüntü yaratmamıştı. Bu büyük kaybın tüm dünyada uyandırdığı yankı da büyük olmuştu.

-“Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın büyük adamlarından değildir. Biz Pakistan’da onu, geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. O askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtseverdi” diye açıklama yapıyordu Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han.

Mustafa Kemal ile tanışamamanın ızdırabı ile dolu olan Hintli düşünür Muhammet İkbal,

- “ Bir milleti vardı ki, biz onun hikmet, akıl ve idraki sayesinde takdirin gizli âlemindeki sırlara vakıf olduk. Bizim aslımız, rengi uçmuş bir kıvılcım iken, onun bir bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan güneş haline geldik.”  sözleriyle ona hayranlığını dile getiriyordu.

16 Kasım günü Dolmabahçe Sarayında katafalka konulan Mustafa Kemal’in naşı, üç gün üç gece aralıksız onu seven halkının ziyaretine açıldı. Milleti, göz yaşları içerisinde onun huzurundan geçtiler.

            19 Kasım günü Profesör Şerafettin Yaltkaya tarafından kılınan cenaze namazı sonucu Yavuz zırhlısı ile İzmit’e taşınan cenaze, binlerce vatanseverin göz yaşları içinde trene konularak Ankara’ya getirildi. Ankara’da Etnografya Müzesine konulan Atatürk’ün naşı on beş yıl sonra 10 Kasım 1953 tarihinde Türk Milletinin atası için yaptırdığı ANITKABİR’e taşındı. Türk milletinin, Türk milliyetçiliğinin, bağımsızlığının ve Türk inkılabının sembolü olan Anıtkabir, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümsüzlüğünün de bir sembolüdür.

            Bundan böyle o ülküdür genç beyinlerde, desturdur dillerde, umuttur yüreklerde. Ana teması vatan ve millet sevgisiyle donanımlı bilimsellik ruhu, onun söylemlerinde, eylemlerinde ve isteklerinde asla isabetsizlik yapmamıştır.

            İşte bu ruh ve bu sevgi ki, ülkenin işgal dönemlerinde girdiği çıkmazlardan kurtulmak için yaşanılan her olguya isyan etmiştir.

            Öyle ki, kurtuluş için hareketlenen Müdafa-i Hukuk önderlerinin hepsi onurlu yaşamanın temel koşullarını isyan olarak belirlemiş, benimsemiş devası ruhlardı.

            “… Mazlum bir milletin fertleri olan Müdafa-i Hukukçuların felsefesi, bir anlamıyla isyan zihniyetiydi. Bu isyanlar önem sırasıyla şu insani olumsuzluklara karşıydı. Zulüm, despotizm, işgalcilik, sömürü, emperyalizm, riyakârlık, ümitsizlik, cehalet, Allah ile aldatma, miskinlik, sünepelik, korkaklık, tembellik, hainlikti…” diyor büyük usta Yaşar Nuri Öztürk Kuran penceresinden Kurtuluş Savaşına Bakış adlı eserinde. Ve şöyle devam ediyor.

            “İşte buradan hareketle tarih yaratan ruhların kimliği açısından, bir başına sergilediği devrimlerle çağların rotasını değiştiren o büyük ruh,

            -Ben, tarih önünde isyanım kadar büyüğüm..!” derse kim ne diyebilirdi ki… diye sonlandırıyor paragrafını.

            Bugün 10 Kasım… Onun ölümünün değil, ölümsüzlüğünün 78. yılı.

            Kader arkadaşı, yoldaşı, sırdaşı, silah arkadaşı II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü şöyle sesleniyordu yol arkadaşına:

            “Bütün hayatında bize ruhundaki ateşle canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran sönmez meşale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır. Vatan sana minnettardır.”

            Ulus olarak bu söylemlere yürekten katılırken bu vatan için canlarını veren tüm ülke sevdalılarının ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyoruz.

            Esen kalın.