DİL VE DÜŞÜNCE KÖPRÜSÜ, KÜLTÜR DERGİLERİNDE VUSLAT...

Şimdi güz ortasında yavaş yavaş kendi sessizliğimizde güneşin ışınlarına aldırmadan, gölgeye sığınmadan, harama uzanmadan geceyi gündüze karmış yürüyoruz.

Umutları toplayıp başucumuza koymuşuz, ne kadar gül varsa hiç ayrım yapmadan hepsine uzanıp gönül almış, yıldızlar toplamışız akşamdan sabaha, özlem koymuşuz yüreğimize, kanatlanıp uçar olmuşuz, hüzünlü saatleri zincire vurmuş, leylaklarla dost olmuşuz, gözlerimiz aydınlanır olmuş, doğanın tüm güzelliklerine el uzatıp nefes nefes ciğerlerimize çekmişiz, bir sevda türküsü tutturmuş gecenin derinliğinde akan olmuşuz.

Adını sevda koymuşuz. İlmek ilmek sevgi ile süslemek niyetiyle gönül dostluğunun ötesine doğru yürümek muradıyla kümbet altında toplanmışız.

Kâğıt kalem neslinin enflasyonunda ad yazma korkusunu aşmış, hakikati ney eşliğinde dostlara sunmuşuz.

“İnsan vücudunda acı başka, ağrı başka başkadır” denmiştir.

Kapılar açılacak tüm kilitlerin şifresini çözerek.

Gönüllerde yatan sevginin dozu nedir ki hakikat yolunun ortasında yer bulsun.

Hangi tohumu hangi tarlaya ekeceğimizi, biçme vakti tamam olduğunda ambarımıza ne akacağını bilmekten daha  güzel  ne ola ki…

“Dağlar ki ne kadar yüce olursa olsun aşacak yol verir” denmiştir.

1999 yılı Ocak-Şubat sayısıyla bismillah dediğimiz Eğitim-Kültür –Sanat ve Edebiyat dergisi KÜMBET’le başlayan yıllar.

İşte gün o gündür Kümbet’le güne merhaba demiş, Kümbet uykuya dalmışız.

On yılımızı tamamlamış, ilk günün aşk ve şevkiyle yolumuza devam ediyoruz.

Tarihin derinliklerinde, millet hayatına etki eden çok önemli maddî ve manevi olayların ateş yanmışlığında yüreklerle bütünleşip gönül dağlarını teslim alışının kelimelerle süslenişinde dergileşip ölümsüzleşmesinin bedeli ne ise ona hazır kalem sahiplerinin daima var oluşu tarihî olayları anlatan öykülerin, destanların ve tiyatro eserlerinin, şiirlerin ve dahi yazılan her şeyin edebiyatı derinden etkiler, çünkü edebî eserler toplumdaki olayların aynası durumundadır. Edebiyat tarihi, edebiyat biliminin alt dallarından biri olmakla birlikte, genel tarihle de ilişkisi olan bir bilim dalıdır. Dün ve bugünü isteyerek ve severek birleştiren gönül erleri edebiyatı ve milli hayatları sıkı sıkıya birbirine bağlamışlardır. Tarih mi edebiyattan önce yoksa edebiyat mı tarihten öncedir sorusu tarihçiler arasında bile tartışılmaya devam etse de tarihi insanlığın tüm geçmişi olarak ele almak, edebiyatı ise geleceğe ait açılımlarda bulunduğunu kabullenip, Edebiyat yoluyla insan zihni geleceğe ait ön görüleri ve insanlığın ortak sorunlarını tespit edip huzurlu yarınlara yön verebilirken sağlıklı düşünmesine de katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Bir milletin edebiyatı, tarihinden gelen millî ruhu ve millî hayatı göstermek, yeni nesillere aktarmak gibi önemli bir sorumluluğu da taşımaktadır.

Anadolu’nun dört bir yanından yükselen sesler tarihin derinliklerinde yayınlandıkları dönemlerde çok önemli görevleri yerine getirdiklerinin haklı gururuyla edebiyat dünyasında tartışmasız olan yerlerine oturmuş olacaklardır.

Her dergi bir okuldur.

Sürekli üretir.

Kümbet’in yayın hayatı boyunca edebiyatın hemen tüm alanlarındaki hizmetlerini şimdiye kadar hiç kimseyle tartışmadım.

Kim nerede nasıl ve niçin kazanıyorsa kazansın. Biz kültür dergileri çıkaranlar güzel Türkçe’mizi yüceltmek, zenginleştirmek ve kültürümüzle bütünleşen bize ait ne varsa okuyucularımızla paylaşacağız.

Dilimizi doğru kullanacağız.

Rahmetli Ahmet Kabaklı hocam yanı başında oturan bir dostuma “Kümbet çıkmalı… Anadolu kurumamalı” diye söylerken Anadolu’da bin bir çeşit problemlere rağmen yayın hayatına devam etme mücadelesi veren Alperenlere işin ciddiyetini de hatırlatıyordu. “Anadolu kurumamalı”…

Yavuz Bülent Bakiler Türkiye Gazetesi Köşesinde yıllar önce “Erciyes ve Bizim Külliye Kapanıyor, Kümbet ses vermiyor”  diye yazdığı günlerin takibinde ne oluyor diye onlarca telefon almıştım. Çok şükür bugün Erciyes, Bizim Külliye ve Kümbet dergileri yayınlarını  sürdürüyor.

Tabii dergiler magazinleşiyor, holdingleşiyor dahası küreselleşiyor. Ama Türk Milletinin kültürüne hizmet etmiyor. İşte, nice büyük şairler yetiştirmiş Türk şiiri, son elli yıldır, hem toplumsal hem de sanat alanında, toplumu derinden etkileyecek, peşinden sürükleyecek büyük şairler çıkarmada zor günlerini yaşıyor.

Anadolu’nun dört bir köşesinde nice cevherlerin kendilerini keşfedecek yayınları yok.

Her şeye yatırım yapan kendi iş adamlarımız kendi kültürüne hizmet için dergi çıkarmıyor. Çıkanlar da kültüre hizmet etmiyor.

Şunu asla unutmamak gerekir ki Türk Edebiyatında son asırda adından söz ettiren ne kadar şair, yazar, hikâyeci, denemeci, fıkracı, makaleci varsa hemen hepsi dergilerin hediyesidir.

Ahmet Kabaklı’yı, Bekir Sıtkı Erdoğan’ı Türk Edebiyatı’ndan, Alim Gerçel ve Nevzat Türkden’i Erciyes’ten, Ü.Fehmi Sorgunlu, Vedat Ali Tok’u Berceste’den, Nazım Payam, Ömer Kazazoğlu’nu Külliye’den Osman Baş, İsmail Polatçı, Ünal Kar, Mustafa Erol’u, Mustafa Berçin’i Kümbet’den Sezai Karakoç’u Diriliş’ten, İsmail Özmel’i Akpınar’dan, Mustafa Kutlu’yu Dergâh’tan ayrı düşünemeyiz. Beşir Ayvazoğlu, İsgender Pala, Nurullah Genç, Bahattin Karakoç, Rıfat Araz vb. birçok yakından tanıdığım ve Kümbet’te yazıları ve şiirlerini yayınladığım bu değerler kimin ürünüdür dersiniz.

Ayrı düşünemeyeceğimiz daha çok dostumuz var elbet.

“Dergi, hür tefekkürün kalesi” demiş Cemil Meriç.

Kümbet altında dergisi bu ruh coğrafyasının sanat ve düşüncede bugünkü temsilcilerindendir

Beşir Ayvazoğlu; dergileri değerlendirirken; Ciddiyet, itina, tutarlılık, okuyucuya saygı, zamanında bayide olmak… diyor.

Yaptığımız iş çok zordur. Zora talip olmak da zordur.

Semamızı süsleyen yıldızlar gibi sanat ve edebiyat dünyamızı aydınlatan bütün bu insanları dergiler ortaya çıkarmıştır. Konuyu bu bakımdan ele alırsak sanat ve edebiyat dergilerinin en büyük özelliğinin yetiştiricilik olduğunu söyleyebiliriz. Kümbet dergisi bu noktada çok önemli mesafeler kat etmiştir. Bünyesinden Bakan, Diplomat, danışman, akademisyen, yönetici, araştırmacı, şair ve yazar çıkarmıştır.

Elbette dergilerin en büyük fonksiyonlarından biri de sanatçılara düşünce dünyasının yoğun ortamlarında bulunma, yaşama, kavrama, yeni sanat ve edebiyat çevrelerinde bulunma imkânının sağlanmasında katkıda bulunmaktır.

Dergi samimiyettir. Kendini anlama, kendine varma işidir. Dergi söyleyecek sözü olanların ihtiyacının karşılanmasıdır.

Dergi, ulaşılmaz ufukların yakınlaşması, farklı dünyadaki insanların buluşmasıdır.

Uyumluluk içinde uyumu yakalayabilmek, düşünce sırlarını sır olmaktan çıkarıp, herkesin, her kesimin malı yapmaktır.

Dergi, birlikte olma duygusunun hazını yaşarken, yaşatırken mutlu olmak ve içinde yaşadığı topluma mutluluk aşılamaktır.

“Dergi, şair ve yazarların yeryüzü şahitliğidir.

Birlikte varolmaktır. Birlikte paylaşmaktır.

Dergi, verimdir, fedakârlıktır. Dergi, birikimdir.

Başlamaktır, sürdürebilmektir.

Ve zamanı gelince bırakmasını bilmektir.(Bu farklı bir sevda, aşk olduğu için biz bunu yapamadık)

Tanımda asla zorlanmadım. Yaklaşık on bir yıldır devam ve dünyanın en zor ve pirim yapmayan mesleği yada işi olarak her yerde ifade ettiğim Kültür dergisi yayını ile ilgili üç haneli rakamlarla ifade edilen cümleler kurabilir duygularımı her soru için ifade edebilirim.

          Zaman ki geceye teslim olmayan yüreğin ay vaktinde isyanıdır...

gecenin tamamında isyanın izleri üşütür teni... geceye leylaklar mühür vururken.

          Sonra zamanı ılık bir yağmur teslim alır.

          Isınmak için damla damla..

          Gün güneşe yakınken... Yanışın dozu tarifsizdir.

          Okunanları yazmak için bir kültür dergisinin nesi varsa tamamını  görmek, yaşamak, dokunmak, çilesini çekmek, en yoksul gününde lahmacun ikram etmek okuyucularına, kelime kelime okumak, tek tek poşetlemek, postaya salmak, velhasıl nesi varsa hücre hücre yaşamak ölümüne.

         Dergi çıkarmak, yokluğun güdül ekmeğine bandığı sanayisiz şehirlerde elimizi değil tüm vücudumuzu taşın altına koymaktır.

Sözdür, sözlüktür.

Dergi, görmektir, farkına varmaktır, farkına vardırmaktır.

Dergi, maddenin manaya geçişidir.

Dergi kolektif bilincin ilk ve son aşamasıdır.

Bir tanım ve tanımlama işidir. Kuşanmaktır, kuşatmaktır.

Okumak, yazmaktır. Dergi bir emektir. Dergi erişilmez bir güzelliktir.

Bir sevdadır bir aşktır.

Dergi, bir tutumdur, tavır alıştır, samimiyettir.

Gönüllerden gönüllere uzanan bir dil ve düşünce köprüsüdür.

Dahası Türkçe’dir.

Güz akşamlarının kışa aktığı gecelerin öteki yarısından şafağa ulaşmanın, şafak tutmanın, şafak olmanın ve bozkırdan vatan ufuklarına açılmanın güzelliğini yaşamanın heyecanının ötesinde yarınları tutmanın mutluluğuna dönüşen güzel günlere merhabayla başlayan Kümbetli günler...

Özellikle Anadolu’nun unutulmuş köylerinde, kasabalarında, şehirlerindeki sanat ve edebiyata sevdalı gençlere sahip çıkmak; onlara sanat vadisinin dikenli yollarında yol göstermek, ellerinden tutmak; sanat çevrelerinde yer almalarını sağlamak, gönül ve düşünce ufuklarını okşayarak, daha iyiye, daha güzele ulaşmalarını sağlamak, bizim olduğu gibi bütün dergilerin de görevi olduğunu düşünüyorum.

Anadolu’da, yayın hayatını bin bir güçlükle sürdüren dergilerin varlık sebebi olan “ilke”lerinin ilkesizliğe dönüşmeden, bir başka ifadeyle kendi kimliklerini kaybetmeden sanat ve edebiyat vadisinde hayatlarını devam ettirmeleri son derece önemlidir.

Birbirimizi anlamak, tanımak, kavramak, destek vermek, birlik kurmak, Türkiye’miz, Türk-İslam Dünyası ve insanlık için yeni güzelliklere, yeni hedeflere birlikte ulaşabilmek, elbette yüreğimizdeki sevda ateşini birlikte yakmak durumundayız.

Sürekli haberleşmek, paslaşmak, birbirimizi desteklemek, sevdalarımızı, aşklarımızı paylaşmak durumundayız.

Dünyayı yönettiğini söyleyen güçlerin kilidini başka türlü nasıl açar, şifrelerini çözer, bu topraklarda yaşamanın acısız ve sancısız bedelini yoksa nasıl öderiz.

Edebiyatın derinliklerinde ne kadar gönül dostu varsa beraber yürümenin tadını ve lezzetini tatmak gerek düşünüyorum.

Yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız bir birine çok benzer şeyler olduğunu biz kültür dergisi çıkaranlar biliyoruz.

Adını sevda koymuşuz. İlmek ilmek sevgi ile süslemek niyetiyle gönül dostluğunun ötesine doğru yürümek muradıyla kümbet  olmuşuz. Kümbetler altında gönül köprüsünde sevda türkülerine teslim olmuşuz.

Adı her ilde bir başka olmuş. Olmuş ya sevdası, türküsü, kaderi hep aynı olmuş. Bu oluşun ötesi sessiz mutluluk…

Ötesi Vuslat…

Gönüllerden gönüllere uzanan bir dil ve düşünce köprüsü...

Dahası Türkçe’dir.

 

Osman BAŞ

Kümbet altında dergisi

Genel yayın yönetmeni