BİR EĞİTİM NEFERİ TÜRKÇE ÖĞRETMENİM RASİM CANBOLAT KÜREP PINARI’NDAN AKAN DUYGULAR

Tokat İbn-i Kemal İlkokulu’nda çok değerli bir eğitimci –Allah rahmet eylesin-Nezihe Kiper’in öğrencisi olmakla her zaman gurur duydum. Beş yılın sonu artık ortaokul yolu görünüyordu. Ömer Ağabeyimin de mezunu olduğu bir üniversite gibi eğitim veren Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi Orta Bölümüne gitmek en büyük hevesim. Çünkü ilkokulda hep onun tarih ve coğrafya kitaplarını okuyup bazı ödevlerimi onlardan yapmak beni nedense büyük sınıflara özendirmişti. Baba yok, anne işte, dolayısıyla bizimle ilgili okul işlerini takip edecek bir veliye ihtiyaç var. Yılların aile dostu, rahmetli babamın arkadaşı Yazmacı Emin Efendi’nin kızı Ev Ekonomisi Öğretmeni Nebahat Diker annemin ricasını kıramayınca kayıtlarda liseyi bitirinceye kadar resmi velim oldu.

Anne sütü almadan büyüdüğüm için yaşımla boyum pek örtüşmüyor. Akranlarıma göre boyum ve kilom biraz eksik. Ve kendimi asker sandığım, hatta ilk İstiklal Marşı töreninde ellerimi tereğine uzatarak selam durduğum, özenle başıma taktığım ay yıldızlı şapkam. Behzat Semtinde Kunduracı Hayri Çaycı ağabeyden alınan bir çift siyah kunduram ve içinde herkes görsün diye ikide bir pantolonumun paçasını yukarı çekerek göstermeye çalıştığım sağa sola kayan beyaz çoraplarım. Demek ki ortaokullu olmamıza rağmen çocukluktan ve ilkokul havasından henüz kurtulamamışız.

Gazi Osman Paşa Lisesi’nin orta bölümüne işte bu heveslerle başladık. Ancak lise ile de beraber olduğumuz için büyüklere uyum sağlamaya denge tutturmaya çalışıyoruz. Öğretmenlerin hemen hepsi tecrübeli –kelli felli dediklerinden- içlerinde genç olanı neredeyse yok gibi. O yıllar rehberliğin adı var kendisi yok. Bu yüzden problemlerimizi anlatacak öğretmenlerimizi zor buluyoruz ya da onlara gitmekte çekiniyoruz. Zaman, zaman bizlere daha sıcak bakan, gözlerinin sadakasını gülebilmesiyle veren, verdiği dersiyle birlikte gülümsemesini bilen öğretmenlerimize bir liman gibi sığınmaya çalışıyoruz. Elbette bizlere emek veren nice öğretmenlerimiz geldi geçti GOP Lisesi orta bölümünde dolayısıyla hepsine şükran borçluyuz. Bu yazımda işte sığındığımız bu limanda yüreğini bize açan Türkçe Öğretmenim Rasim CANBOLAT’tan kısa da olsa 29 Eylül 2016 tarihinde Tokat Öğretmen evinde yaptığım görüşmenin ışığında bahsetmeye çalışacağım.

Rasim CANBOLAT Hocam,1940 Çorum-Alaca Küre Köyü doğumlu. Babası Hasan Efendi, annesi Satı Hanım. Peş peşe gelen üç kız üç erkek kardeşin beş numarası. Annesini beş yaşında kaybeden küçük Rasim içine kapanınca yakınlarının tavsiyesiyle oyalansın diye aynı yıl kendi köyünde ilkokula başlamış. Tabi boyu ve yaşı küçük olduğu için öğretmeninin” Gödek Çavuş” unvanını kazanmış. Sonrasında dört yıl isteksizce yaptığı çiftçilikten kurtulmasına Çorum Maarif Müdürlüğünde çalışan memurlardan Hasan Bey sebep olmuş. Ortaokulu okumak üzere Bolu Düzce Yetiştirme Yurduna verilmiş. Çünkü nereye el attıysa eli boş çıkmış. Çankırı Astsubay Okulunu kilo ve boyunun yetersizliğinden kaybederken, Hasanoğlan İlk Öğretmen Okulu’nun sınavını kazanamamış. Ankara Yapı Sanat Okuluna ise imkânsızlığı yüzünden gerekli raporu alamayınca girememiş. Bunu Bolu Erkek İlk Öğretmen Okulu izlemiş.1962 yılında gencecik bir öğretmen olarak mezun olmuş.

İlk görev yeri Konya Yunak Karabıyık Köyü İlkokulu olmuş. Hayatta mücadeleyi bırakmamış ve bu görevde iken Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü kazanmış. Kemal Demiray, Mehmet Turgut, Kaya Bilgegil ve Sami Öngör gibi değerli hocalardan ders almış. İki yıl başarılı bir eğitimden sonra mezun olunca kurada Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’ni çekmiş. Kuradan sonra ilgi çekici bir becayiş teklifi ile karşılaşmış. Kızı Sungurlu’da olan emekli bir şahıs 2500 TL vereyim de becayiş yapın demiş, ama okul öğretmenlerinden Şakir Erdem Bey’in: Bu okulun imkânlarını nereden bulabilirsin Rasim? Uyarısı üzerine teklifi kabul etmemiş.

Sözü burada değerli hocamıza bırakalım:

Okula ilk geldiğim günleri, ilk derse girdiğim anları hatırlıyorum zaman, zaman. Derse girmeden önce Coğrafya Öğretmeni Ercan Süsoy: “Derste süklüm püklüm durma. Herkes seni dinleyecek hazırlıklı gir derse” diye beni uyardı.

Beden Eğitim Öğretmeni Şakir Erdem Bey de: “Okulda kırk elli öğretmen var, herkesle selamlaşırsın ama samimi olabileceğin arkadaş sayın üçü geçmez” dedi. İkisinin de öğüdünü tuttum ve faydasını gördüm. Okula geldiğimde çok gençtim öğrenciler boylu poslu idi. Öğrenci zannetmesinler diye istemesem de sigara içmeye başladım.

Daha sonraki yıllarda İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bakanlık Müfettişliği yapan Hamdi Gökalp okula müdür olarak geldi. Öğrenci karşısında kesinlikle sigara içilmeyecek dedi. Alışkanlığımdan dolayı unutmuşum. Sınıfa girerken koluma girdi. Gel bir kahve içelim sigara ile iyi gider diyerek beni odasına götürdü. Tabi anlamıştım vaziyeti, kırmadan uyarmıştı beni.

Saim Sakaoğlu ile okul pansiyonunda bize tahsis edilen odada belletici idik. İkimizde yeni ve bekârdık. Bazen tuttuğumuz bir faytonla şehrin güzel bir mekânı olan Kümbet’i şiirler okuyarak turlardık. O, Yurdanur’la nişanlanınca bana bir kız var gel seninle tanıştırayım dedi. Nasıl tanışacağız deyince bankaya gidip hesap açtıracağız böylece görüşmüş olursun deyince kabul ettim. Bankaya gidip bankoya dayandık hesap açtıracağım memur hanım teklifim üzerine o bana Rasim Canbolat diye hitap etti çok şaşırdım.

Nereden biliyor Saim Bey adımı? Deyince ikisi de geçen yıl GOP Lisesi son sınıfta aynı sınıfta idiler. İkisi de mezun olunca bankaya memur olarak girdiler dedi. Dünürlüğe Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı olan Veli Yıldız Beyi alarak gittik. Sonrasında sordum ne oldu diye. Seni araştırıyorlar diye cevapladı. Nihayet kabul gördük ve 16 Nisan 1966’da nişanlanıp üç ay sonrası 23 Temmuz 1966 tarihinde düğün yaptık. Harman zamanı idi dolayısıyla köyümüzden kimseyi çağıramadım. Annemi beş yaşında babamı dokuz yaşında kaybetmiştim. Kendi kaderimi kendim çizmiştim adeta.

Tokat İş Bankası’nın karşısında bir ev tuttuk ama evde tüp var içi boş, demlik boş. Ekmek alınacak, hep yatılı okuduğum için çarşıya çıkıp bir ekmek almamışım. Hanımı dışarı çıkaramıyorum geline ekmek aldırıyor derler diye çekiniyorum. Ben çıkamıyorum kılıbık derler duygularına kapılıyorum. Sonra kayınvalide durumu anlamış olacak ki, eve bir tepsi yemek geldi. O ara Samsun’a gittik dönüşümüz sonrası yavaş, yavaş bu işlere alışıp kasap, manav, fırına mecburen adapte olduk.

Askerliğimi 1970–1971 yıllarında yedek subay olarak Ankara Sancaktepe ve Tekirdağ Saray ilçelerinde yaptım.

Bu mutlu birlikteliğimizden 1977 yılında Eren,1980 yılında Hasan Emre doğdu. Çocuklar büyüdüler, iş ve eş sahibi oldular. Bugün Eren İş Bankası’nda, Hasan Emre adliyede görev yapıyor. Her ikisinden de dünyalar tatlısı ikişer kız torunumuz var.

Yedi yıl GOP Lisesi’nde, yirmi yıl da Plevne Ortaokulu’nda görev yaptıktan sonra 1991 yılında emekli oldum.

Çetin ALTAN: “Hazineden beslenen var. Bizler, memurlar hep ondan besleniriz oysa sanatkâr bileğinin gücüyle, emeğinin karşılığını alır. Valilik, milletvekilliği meslek değildir. Öğretmen dış ülkelere gitse karnını doyurur ama vali ya da diğerleri gitse iş bulamaz” derdi. Bu sözler hep kulağımda küpe oldu.

Çocuklarım okullarından mezun olunca üç şeye karışmayın diye nasihat ettim. Ailevi sorunlara, siyasete ve dini konulara.”

Öğretmen olur da hatıra defteri boş olur mu? Bunlardan birini anlatmasını rica ediyorum:

“Gazi Osman Paşa Lisesi’nde iken bir günün sonunda dersler bitti ve zil çaldı. Öğretmen kürsüsünün önünde iki öğrenci oturuyordu sohbete başladık. Kimin çocuklarısınız? Deyince, çocuklar:

—Biz amca çocuğuyuz dediler. Sonrasında gereksiz bir cümle sarf ederek:

—Neden birbirinize benzemiyorsunuz? Diye sordum ama susup cevap vermediler.

Ertesi günü okula çocuklardan birinin babası kavgaya gelmiş. Öğrenci akşam eve gidince sınıftaki sessizliğini bozup durumu ailesine anlatmış. Zaten çocukluğundan beri içini kemiren:

—Söyleyin artık bana evlatlık mıyım, neden bana söylemiyorsunuz?

İsyanı üzerine derin bir tartışma açılınca gerçeği söylemek zorunda kalmışlar. Tabi olayın haklı olarak faturası bana kesilince de soluğu hemen okulda almışlar. Sağ olsunlar, o dönem müdür yardımcısı olan Leman Kayalar ve Necmiye Sayın, veliyi zorla ikna edip beni de kurtardılar. Onun için çocuklarıma verdiğim nasihatlerden biridir aile işlerine karışmamaları.”

Rasim Canbolat Hocamız duygularını, hatıralarını ve memleketi ile ilgili yaptığı çalışmaları Tokat’taki matbaalarda kendi imkânlarıyla yayınladığı dört eserde toplamış.

Aydınlığa Doğru (2007): Kendi hayat hikâyesinden kesitlere yer vermiş.

Kalem Dostlarının Yorumları İle( 2011): Yayınladığı bazı yazıları ve o yazılara yapılan yorumları ihtiva ediyor.

Küre Köyü İnsanları ( 2008 ): Doğduğu memleketi Çorum-Alaca /Küre Köyünde yaşayan insanların lakapları ile ön plana çıkmış bazı şahsiyetlerin ilgi çekici hikâyelerini yansıtıyor.

Düzey (2005) : Hatıralarını ve Tokat’ta mahalli gazetelerdeki yazılarından örnekleri almış.

Bu eserleri okurken zaman, zaman bizi de öğrenciliğimizin dününe götürdü.

Eserlerindeki yurt hayatından hatıralarında yer eden çadır tiyatrolarından bahsederken çocukluğunun ve memleketine hasretin etkisiyle belleğinden silinmeyen Erzurumlu Emrah’ın:

“Gönül gurbet ele varma

Ya sevilir ya sevilmez

Her güzele meyil verme

Ya sevilir ya sevilmez. “ dizeleriyle;

“Aydınlığa Doğru “ eserinin 37.sayfasındaki Irgatlıkta Çocuklar başlığındaki yazısında çok sevdiğim düğünlerde mehterlere ısrarla çaldırmadan edemediğim bir türkünün adını okuyunca şöyle bir gülümsedim. Burçak türküsü ve hikâyesinden dem vuruyordu.

“Elimi salladım değdi dikene

İntizar ederim burçak ekene

Eğdirme kaşını kalkar giderim

Evini başına yıkar giderim.”

Öyleyse biz de yöremizin bu türküsünden yola çıkarak sözlerimizi tamamlayalım artık:

Bu dünyada bizi yönetenler eğitimcilerin kaşını eğdirmesinler yeter. Çünkü onlar, Cumhuriyetimizin kurucusu Başöğretmen Atatürk’ün dediği gibi şartlar ne olursa olsun “ Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister ” sözüne sadık kalarak öğrenci yetiştirmeye devam edeceklerdir.

Evet, eli öpülesi öğretmenlerimiz, bize ışık veren siz değerleri anlatabilmenin zorluğunu biliyoruz. Ne desek, ne yazsak eminim azdır sizler için.

Saygıdeğer Rasim Canbolat Öğretmenimin şahsında bütün eğitimcilerimizin “ 24 Kasım Öğretmenler Günü “nü en kalb-i duygularla kutluyor, esenlikler diliyorum.