ÖĞRETMENİM

Bu gün 24 Kasım Öğretmenler Günü… Kaçıncı defa kutlanıyor bilmiyorum. Fakat “Öğretmenler Günü” adına 23 Kasım 1982 tarihinde yazdığım iki yüz beyitlik manzum bir hikâye aklıma geldi. Hikâyede, bütün hayatını ve kendini bir köyde öğretmenlik yapmak için adayan, şehit öğretmenin ağıtı anlatıyor. Aslında şiirin tam adı da “Öğretmene Ağıt”…  “Gönülden Gönüle” adlı ilk şiir kitabımda yayımlandı bu şiir. Okudum, bir kez daha, bir kez daha okudum. O günleri hatırladım, yüreğim sızladı yeniden, geçmişin acıları uzandım sessiz ve derinden…

 “İlk adım, ilk heyecan, titreyen ellerim,

Hangi köy çıkacak diye çarpan körpe yüreğim

 İşte ıslak avucumun arasında bir köy!

Artık öğretmenim, öğretmenim oy oy!...”

 Şiirim böyle başlıyor…

 “-Niçin düştün bu köye, adın nedir bey?

-Böyle soru mu olur, hele dur, o nasıl şey?

 -Benim adım, sadece öğretmen Mehmet!

Ya senin adın, ne çatık kaş, bu surat?

 -Bak, burada çoktur dağlar, taşlar, dereler…

Bana bu yerde, Hasan Dayı derler!

 -Buralar nasıl yerdir, biraz anlatsana?

Şu garibin gönlünü aydınlatsana!

 -Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdir.

Biliyorum senin de kaçacağın beldedir.

Kimse kalmaz oldu garip köyümüzde,

Ne yol kaldı bizde, ne derman dizde…

-Çoluk çocuk ne yapar, ne eyler?

-Ya çobandır, davar güder,

Ya dağlarda odun eder.

Kimi çelik çomak oynar,

Kimi sokakları boylar…

Kimi, hastadır yatağında,

Kimi kaybolur dağlarda…

Her gün bir ölüm kalım savaşı

Biter mi bir gün zulümlerin yarışı?

İnşallah sen olursun bize ışıh!

İnşallah, sen olursun bize aşıh!...”  diye manzum hikâye devam eder.

                Öğretmen köydeki çocuklara sımsıkı sarılır.  Bir anda köy onun, o köyün sevdalısı olur. Bir gün karakış çöker dağların arasından. Köyün dünya ile irtibatı kesilir. Bu arada bir bulaşıcı hastalık çocukları yatağa düşürür.  Öğretmen, bir bir sararıp solan çocuklarını kurtarmak için çırpınır durur.  Fakat bir şey yapamaz. En sonunda çocuklardan birini sırtına alıp kasabaya götürmek için yola çıkar. Yolda kurtlarla boğuşur. Hem köy muhtarı, hem çocuk, hem de öğretmen şehit olur.

Manzum hikâyem, şöyle nihayete erer:

“Saatlerce kurtlarla boğuşmuştu öğretmen,

Sonunda Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu öğretmen!

Bu kudret nerden geliyordu?

Bu inanç nasıl oluyordu?

Sormayın söyleyemem;

Şehitler için ben ağlayıp dövünemem!...

Fakat ben bir ruh tanırım,

Onu size anlatırım…

Sevgi filizleriyle yeşermiş,

Her nefeste insanlık devşirmiş,

Nurla dolup, nurlar saçmış,

Hammış, pişmiş, pişirilmiş,

İnsanlığa tac edilmiş…

Sen öğretmenim, sen ne büyüksün!

Sen gönüller okşar, sevgi sunarsın;

Sen bütün ruhlara ilaç, hastalara şifasın,

Sen öğretmenim, sen ne büyüksün!

Değil bir köy, bir tek insan için,

Gözleri çapaklı, burnu sümüklü için,

Ayağı çarıklı, sırtı yamalıklı için,

Bin canın olsa, binini verirsin biri için,

Sen öğretmenim, sen ne büyüksün!

Gökten yıldızlar inse, seni sevindiremez

Ay ve güneş senin olsa seni sevindiremez…

Ama bir öğrencin, bir tek harf öğrense;

Ruhunda ışıklar yanan senin öğretmenim!

Gülüp oynarsın, Canım Öğretmenim,

Sen öğretmenim, sen ne büyüksün!

Kâinatın sen, devşirilmez gülüsün!...

                Bütün Öğretmen Arkadaşlarımın “Öğretmenler Günü” Kutlu Olsun!

MEHMET EMİN ULU