ÖĞRETMEN GİBİ ÖĞRETMEN

Evimizin bütün pencereleri ve balkonumuz okulun yoluna bakar. Plevne İlköğretim Okulu’nun yani bizim okulun. Yirmi seneye yakın hizmet verdiğim bu okulla ruhsal yönden öyle bütünleşmişim ki onunla ilgili bir söz açılsa “bizim okul” diye konuşurum. Tıpkı “bizim köy, bizim ev” der gibi… O yüzden bizim okulla ilgili her değişiklik dikkatimi çeker, başarısıyla övünür, olumsuzluğuna üzülürüm. Şükürler olsun şimdiye kadar bir başarısızlığını ne gördün ne duydum.

                Bizim okul son üç yıldır ilköğretim okulu oldu. Birinci sınıfa kaydedilen ilk öğrenciler bugün üçüncü sınıfta. Onların bir sınıf öğretmeni var ki dışarıdan gördüğüm kadarıyla öğretmen diye ben ona derim. Öğretmen gibi öğretmen.

                Kendisini yakinen tanımam. Bir mecliste bile beraber bulunduğumuzu anımsayamıyorum. Ama şahsen gayet iyi tanıyorum. Nerdeyse ilkokul öğretmenim İsmail Şahin kadar…

                Şimdiye kadar bir dolu öğretmen tanıdım ama en çok ikisinden etkilendim. Bunlardan birisi ilkokul öğretmenim İsmail Şahin, ikincisi adını dün öğrendiğim Osman Bulut’tur.

                İsmail Şahin köyümüzden yetişen otuza yakın öğretmenden biridir. Öğretmenliğini öğrencilerine kabul ettirdiği gibi köylüye de kabul ettirmiştir. Şöyle ki gerek köyümüzden yetişen, gerek başka yerlerden gelip köyümüzde görev yapan yani yerli ve yabancı bir hayli öğretmen varken köylümüzün gözünde öğretmen unvanı yalnız  İsmail Şahin’e  yakışır. Söz gelişi “ öğretmen geliyor “ denilse  insanlar hemen kendisine çeki düzen verip İsmail Şahin’i beklerler. Bu bir ayrıcalıktır. Bu, köylümüzün gözünde ve gönlünde  O’na ayrılmış bir yüce makamdır. Peki bu makamı  hak etmek için ne yapmıştır İsmail Şahin?

                Doğu Anadolu’nun köylerini at sırtında dolaşarak görev yapmaya çalışan  öğretmen Avar ne ise İsmail Şahin de köyümüzde O’dur. Tokat’ta okul içinde ya da okul dışında hatta, kale burçlarındaki öğrencilerini dürbünle izleyen Halis Cinlioğlu ne yaptı ise İsmail Şahin de onu yapmıştır.

                Görevinde o kadar ciddi ve taviz vermezdi ki; bir gün ders esnasında sınıfa paldır-küldür giren ağabeyini terslemiş, resmi dairenin  kapısının vurulmadan girilmeyeceğini, önemli bir konuda görüşmek istiyorsa teneffüsü beklemesini söyleyerek sınıfı derhal terk etmesini istemişti. Bu kesin tavır karşısında ağabeyin, neye uğradığını şaşırıp, süklüm püklüm, kör pişman, süt dökmüş kedi gibi dışarı çıktığını hatırlarım.

                Öğrencilerini dışarıda da izlerdi. Bir gece ansızın başında kasketi, elinde yuvarlak başlı cep feneri ile herhangi bir evin kapısını çalar, öğrencisini kastederek.”

- Ahmet yattı mı, ders mi çalışıyor?” Diye sorar, eğer ailede okur yazar birisi varsa ona  Ahmet hakkında bilgi verirdi. Örneğin “Ahmet bölme işlemini kavrayamadı. Bu konuda  yardımcı olun “ gibi.

Kendisinden dinlemiştim:

                “Bağ bozumunda devamsızlık arttı. Bunun nedeni, heveslenen öğrencileri büyüklerin bağ bozumuna götürmeleriydi. Birgün jandarma gibi bağların yolunu tuttum. Köyün ileri  gelenlerinden bir aile, kadınlı erkekli yanlarına aldıkları kağnıyla bağ bozumuna gidiyorlar. Kafileyi durdurup; Şemsi’nin nerde olduğunu sordum. “Okula  gitti, yanıtı üzerine çeten’in içindeki çulu kaldırdım ki Şemsi çulun altında boylu boyunca yatmakta. Onlara bu yaptıklarının suç olduğunu söyledim. Şemsi’yi de okula gönderdim. Bu olayın duyulması ile okulda devamsızlık sorunu büyük ölçüde azaldı. Dışarıda okuyanlardan çoğumuz O’nun öğrencileriyiz.

                Çocukluk yıllarından bugüne kadar köylümüzün öğretmene karşı saygısı artarak devam etti, devam edeceğine de inanıyorum. Köyde O geçerken kadın erkek, büyük küçük herkes ayağa kalkıyor, saygıda kusur etmemeye çalışıyor.

                Osman Bulut’a gelince O’nu balkondan ya da pencereden tanıyorum. Üç senedir öğrencileri O’nu yolda bekliyorlar. Öğretmenleri görününce kelebek gibi uçuşarak kimisi ellerinden, kimisi ceketinden, pantolonundan tutarak, kimisi gözünün içine bakıp laf yetiştirmeye çalışarak bir sevgi yumağı oluşturuyorlar.

                Osman Bulut okula bu yumakla geliyor. Evine bu yumakla uğurlanıyor. Ondan başkada okulda sınıf öğretmenleri var. Diğerlerine bir şey diyemem ama Osman Bulut’un şahsında öğretmen Avar’ı, Halis Cinlioğlu’nu, İsmail Şahin’i görüyorum.

                Eskiden yılın öğretmeni seçilirdi. Yılın öğretmeni kim olsun diye bana sorulsa adayım, kesinlikle Osman Bulut olurdu. Öğrencileriyle dışarıda bile bu kadar kaynaşan bir öğretmen sınıfta nasıldır kim bilir. Boşuna dememişler… “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz. “

                Öğretmenler gününde ne mutlu Osman Bulut’a, ne mutlu Osman Bulut gibi öğretmenlere.

 

                Ne var ki böyleleri ne müdür olabiliyor, ne de yılın öğretmeni seçilebiliyorlar...)