O Gün Bugün

Günlerden bugün, haftalardan bugün, aylardan bugün, yıllardan bugün, ömürden bugün. Kaç zamandır duygularımı ifade edebilmek için elime kâğıt kalem alayım diye aklımdan geçirsem de ancak bugüne nasip oldu.

                Çok uzun bir süredir suskunluk denilen biz şair, yazarların çok sevmediği ve yakalanmak istemediği amansız hastalığı sayılan bir dönemin pençesine düştüm. Böyle zamanlarda canınız bir şeyler yazmak ister ama asla başaramazsınız. Bu beceriksizlik midir yoksa kolaya kaçmak mıdır bilmem ama ben başaramadım bugüne kadar.

                İşte o gün bugün oldu. Ömür değirmen taşı gibi zaman denilen bir öğütücü ile bizleri parçacıklara ayırmaya ve tüketmeye devam ede dursun biz bu yok oluşun farkında bile değiliz.

                Anlamsızlıklarla dolu bir döngünün içerisinde anlam bulma telaşı içerisindeyiz. Anlam bulmak için her tarafa bakıyoruz. Her taşın altına, her dağın ardına, her yolun ucuna kadar. Bu telaş ve koşturmaca içerisinde bulmak istediğimiz o anlam ne ise bir türlü bulmayı başaramıyoruz. Veya bulduğumuzu zannederek kendimizi avutuyoruz. Tekrar bir arayış içerisine girdiğimizde anlıyoruz ki bir önceki bulduğumuz anlamsızlıkmış.

                Öyle ya etrafımızdaki her şey nasıl anlamsız olabilir. Mutlaka bir anlam olmalı, mutlaka bir şekil ve çerçeve içerisine girmeli. Cisim ve nesnelerin şekli gibi bizlerde soyut kavramları şekillendirme uğraşı ve telaşı içerisinde oluyoruz.

                Aslında temel sorunda burada başlıyor. Biz hayata anlam yükleme çabası ile kan ter içerisinde uğraşırken hayatın umurunda sanki. Hiçbir şeye hiçbir şekilde bir anlam yüklemek gibi görevimiz yok aslında.

                Anlam esasen kişinin kendisidir. İşte bu noktada kendimizi keşfetmek ve anlamak yerine bizim dışımızda var olan her şeyi bir çerçeve içerisine sokarak şekillendirme çabası içerisindeyiz. Öyle olunca da koskocaman bir sıfırı kendimizle birlikte her yere taşıyıp durmaktayız. Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz saçma sapan bir hayatı yaşamakla yüz yüze kalmaktayız. Bu döngüde peşinden yetişemediğimiz bir hayatın içerisinde sürekli kendimizi yetersiz hissediyoruz. Deney farelerinin bir dönme dolapta sürekli koşmalarına rağmen aynı noktaya sabitlenmeleri ile bizlerin durumu aslında aynı anlamı ifade etmektedir.

                Kendi icadımız olan yönlendirmeler ve mecburi istikamet levhaları bizleri çıkmazlara sürüklemekte ve bırakın geriye dönüp bakmayı düşünmeye bile fırsat vermemektedir.

                Var olanın kıymetini bilmek yerine, kıymet vereceğimiz bir şeyi var etme hayali sonuçta bizleri mutsuzluk ve aç gözlülük gibi amansız bir hastalığa itmektedir.

                Öyleyse var olan nedir?

                Var olan; kişinin yaşadığı zaman dilimidir ki bu nefes aldığı, gülümsediği, ağladığı, dokunduğu, hissettiği ve her ne yapıyorsa o eylemi gerçekleştirdiği andır.

                Nefes aldığı o an dilimindeki bedeni, ruhu, duyguları anlamın ta kendisidir.

                Bunu biraz daha açacak olursak; mesela sağlıklı birisinin sağlığını kaybettiğinde tekrar kazanmaya çalıştığı sağlığı değil midir anlam?

                Var olan insani duyguların harap olup yerle bir olmasından sonra aradığımız o insani duygular değil midir anlam?

                Kıymetini bilmediğimiz ve bizlerden uzaklaşmasına neden olduğumuz dostlukların, arkadaşlıkların, komşulukların tekrar aranır olması anlam değil midir?

                Örnekler yüzlerce, binlerce çoğaltılabilir.

                Görüldüğü gibi her şeyin düğün noktası yaşadığımız zaman dilimine sahip çıkıp çıkmamakta saklı.

                Yaşadığımız toplumdaki kargaşa, vurdumduymazlık ve aymazlığın ortadan kalkmasının da yapılacak tek bir çözüm yolu bulunmaktadır. O yol kişinin kendisine olan saygısı, inancı ve güvencidir. Bu kendi anlamını bulması ve kendisini yaşaması ile mümkün olacaktır.

                Kişi önce kendi içerisindeki kargaşa, vurdumduymazlık ve aymazlığı ortadan kaldırdığında iç huzura ulaşacaktır. Bu huzur yaşadığı zaman diliminin ne kadar anlamlı ve değerli olduğunu görmesini ve de aldığı her nefesin keyfine varmasını sağlayacaktır.

                Yazımın başında söylediğim gibi hepimiz için o gün bugün olmalı. Bugün kendimizi görmek ve anlamımızı keşfetmeye başlama günü olmalıdır.

                Bugün mü?

                Evet, bence o gün bugün…