ASUDE DOSTLAR

 “Gözüm tirdim yollara behledim dünen gece

Gözüm yollarda galdı gelemedin, gelmedin

Aras kimin sohuldum ben Hazar’a gizlice

İçimde doğan bahar geldi geçti bilmedin”

                Memleketime geleli çok olmadı. Fakat havasını, suyunu, taşını, toprağını hele birbirinden güzel insanlarını ne çok özlemişim, ne çok özlemişim… Ne zaman şehre insem; bir dostla, bir arkadaşla, bir gönlü ve yüzü güzel insanla karşılaşsam içimde bilmediği fırtınalar kopuyor, sanki bin yıllık bir tarihin verdiği ayrılıkla dostlarla,  şehrimin insanlarıyla kucaklaşıp, o uhrevi sohbetin derinliklerinde ulvi güzellikle devşirmek istiyorum…

                Daha dün Garipler Camiine bir vakit namazı için gittim. Allah’ım bu camii geçmişin derinliklerinden gelen zamanı ve mekânı kucaklayıp bize bütün Anadolu toprakları için şehit olmuş atalarımızın kokularını getiriyor? Sanki bu camideki hava, bu sessizliğin ve sakinliğin sütunlarla fısıldayışı bin yıllık bu topraklarda yaşayan milletimin macerasını anlatıyor.  Sanki altımdaki halı başımdaki kubbe, sırtımı dayadığım duvar, geçmişin cennet kokularını bana kadar getiriyor… Hoş kokulu mekânın içindeki mahzun sakin dolu insanların yüzlerinde, iyilik ve sakinlik akıyor. Biliyorum bu şehrin insanları tarihin her döneminde huzurun, mutluluğun ve sakinliğin sembolü olmuşlardı.  Alpaslan’ın Anadolu topraklarına ayak bastığı günden itibaren Tokat, her daim devleti-ebed müddet anlayışının mihenk taşı olmuş bir şehirdir.

                İşte bu olgu bile insana huzur vermeye yetiyor.  Namaz öncesi ve namaz sonrası bu dost yüzlü insanlara şöyle bir baktım.  Hemen hepsinin yüzünde garip fakat insanı cezbeden bir tebessüm vardı.

                Hemen hepsi de sanki: “Allah’ım senden başka sığınacak kimsem yok… Her şeyi var eden, her şeyi yok neden Sensin.

                İnsanların kalplerini çeviren Sensin…

                Sen, Sana sığınanlara merhametinle muamele et. Eşimi dostumu, vatanımı, milletimi, devletimi koru.  İnsanlığın üzerindeki zalimlerin tasallutu kaldır, beni ve dostlarımı imanımıza daldır. Aramızdaki, kini, nefreti, hasedi, kırgınlığı, küskünlüğü kaldır Allah’ım, kaldır!” duasında bulunuyorlardı.

                İçimde bir ilahinin:

                “Topladım gülleri düştüm yollara

                Yolum yine uzar patikalara,

                Mevla’m Rahmeyliyor bütün kullara

                O yüce resule ben gidiyorum.

                Açılsın da yollar sana geleyim

                Öyle özledim ki seni ey Resul” güftesi nağmeyle dile gelmeye başladı. Her biri bir gül, her biri bir gönül dostu olan bu şehir, bir gülistandan başka nedir? Diye kendi, kendime sordum. Allah’ım şehrim ne güzelmiş, şehrimin insanları ne güzelmiş!... Diye yanaklarıma yakıştıramadığım gözyaşlarımı içime attım. O damlalar, yüreğimde önce küçük bir çay oldu, sonra ırmak oldu. Çağladı dağlardan ovalara doğru…  Hâlâ çağlıyor, çağlamaya devam ediyor… Erenlerden, Şeyhi Şirvani’ye; Gıjgıj Babadan, Alp Gaziye doğru…

                Evet dostlar, şehrimizin ve şehrimizde yaşayan dostlarımızın kıymetini bilelim. Bu güzel insanların her biri bahasız bin bir altın değerindedir. Altın yere düşmekle kıymetinden bir şey kaybeder mi?

                Asla!

                Öyleyse, kiminin sazına, kiminin sözüne bakarak dostlarımızdan asla vazgeçmeyelim. Onları yalnız bırakmayalım… Aramıza kara kediler girmesin…

                Tıpkı Azeri şair Bahtiyar Vahapzade’nin şiirinde olduğu gibi; Hazar gibi dostların gönlüne gizlice Aras gibi sohulalım… Birilerinin söylediklerine gulah asmayalım. Yoksa bir gün o dostumuz, rıhlet kervanına takıldığında; yanımızdan gelip geçen ne baharın, ne de yazın farkında oluruz. Ondan sonra da ömrümüz “Keşke?!... denen pişmanlık nidasıyla hep güze döner…

                Sözü ve sohbeti asude şiir gibi olan dostlar ve dostluklar; “keşke”lerin arkasına bırakılmayacak kadar kıymetlidir.

M.E.U                 

 

Bir Garip Şehrin Aşığı