YANGIN

30 Kasım 2016. Bugün Adana’da bir kız yurdunda yangın çıkmış. On bir öğrenciyle bir yönetici vefat etmiş, maalesef. Ölenlere gani gani rahmet, yakınlarına sabır dilerken bu acı olay, içinde bulunduğum bir yangını anımsattı. Sabah sabah anlatacak kimseye ulaşamadığım için bari yazayım diye düşündüm.

                Yanılmıyorsam 1960-61 öğretim yılı olmalı idi. Bolu Erkek İlk öğretmen okulunda yatılı öğrencilerdik. Okulumuz U şeklinde iki katlı bir bina idi. Binanın alt katları dersanelere ayrılmış, üst katın bir bacağı, yatakhanemizdi.

                Sabahın beş sularında bir ses okulun yandığını acele dışarı çıkmamızı uyardı. Uyku sersemliğiyle kendimizi dışarı attık. Giysilerimiz, koridorda sıralanan çelik dolaplardaydı. Yangın, çatıda başlamış, henüz odalara inmemişti. O yüzden rahat rahat giyindik. Bu arada bazı komik görüntüler de yok değildi hani. Ağlayanlar, -neyin ne olduğunu anlayamadıklarından olmalı-  gülenler, arananlar… Hele birisi ayaklar altında yana yakıla bir şeyler aranıyor. Sonra anlaşıldı ki elinden düşürdüğü yirmi beş kuruşu arıyormuş.

                Kimimiz tam giyimli, kimimiz pijamasının üstüne çektiği paltosu ve çorapsız ayağına taktığı terlikle kendini dar atmış dışarıya. Böyleleri uyanamadığından mı, yoksa bir an önce canını kurtarmak istediğinden mi böyle kaçtı bilinmez. Bolu sabahının keskin ayazında titreyerek yangını izliyoruz. İtfaiye işaret parmağı kalınlığındaki suyu ile camları serinletiyor. Bir ses, “Şundaki akıla bak arkadaş. Camı kırıp suyu içerdeki alevlere tutmuyor da sanki camları yıkıyor!”

                Derken pencerenin birinden önce bir yatak, peşinden iki valiz atıldı dışarıya, sonra iki arkadaşımız peş peşe atladılar yatağın üstüne… Yangını üzüntüyle izleyen seyircilerden büyük bir alkış koptu. Serinkanlı arkadaşlarımızın akıl dolu hareketi, toplu elemi bir anlık sevince çevirmişti.

                Kara haber tez ulaşır derler. Sabahın köründe bu kadar insan nerden haber almış da böyle bir kalabalığı oluşturmuştu? Toplandılar da ne yaptılar sanki seyretmekten başka.

                Yangın söndürüldükten sonra okulda hal kalmamıştı. Çarşıya çıktık. O gün tüm yiyecek içecekler, öğretmen okulu öğrencilerine bedava. Dükkânlardaki duyurular, o günkü kazançlarının öğretmen okuluna bağışlanacağını bildiriyordu.

                Yatılı öğrencilere harçlıklar verip evlerimize gönderdiler. Tatil dönüşü onarılan okulumuz hâlâ is kokuyordu.

                Bir öğretmenimizin  “Yangın, en büyük zeka testiydi. Eşyasıyla kurtulandan bir terlikle kendini dışarıya ancak atabilene doğru sıralandı.” sözü hâlâ kulağımdadır.

 

                Yangınlar da deprem gibi, sel gibi büyük felaketlerdendir. Allah, beterinden korusun…