GÜZEL ÜLKEMİN GÜZEL İNSANLARINA NELER OLUYOR..!

Biz Türk Milleti, Türk Ulusuyuz. Ülke ve millet olarak ortak geçmişimiz, gelecek içinde ortak ülkülerimiz, kederde, sevinçte, tasada ortak duygularımız vardır.

            Bu duygulardır ki; Çanakkale’de, Aziziye Tabyalarında hiçbir etnik köken gözetmeksizin vatan savunmasında şahlanarak tek bir yürek olmuş, bu topraklar ve bu bayrak için savaşıp ağır bedeller ödeyerek bir milletin yeniden doğuşuna sebep olmuştur.

            Bu duygulardır ki; Vatan tehlikede olduğunda Milli Mücadeleyi başlatmış, top yekün vatanı müdafaa mecburiyeti doğurarak ülkeyi cumhuriyete taşımıştır.

            Bu duygulardır ki; Bağrında Seyit Onbaşı-ların, Nane Hatunların, Elif Kızların, Halide Ediple-rin, Mustafa Kemal’in ve daha birçok ölümsüz kahramanların çıkmasına sebep olmuştur. Her karış toprağı onlarca bedel ödenerek sahip olduğu-muz bu güzel vatanımızın güzel insanları olarak ülkemizdeki birlik, beraberlik, kardeşlik duygularını da sonsuza dek yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde birileri için zaman ve mekan uygunluğu doğacak, ülke kargaşa içine sürüklenerek böl, parçala, yoket zihniyeti meydan bulacaktır.

            Millet olarak yüreğimizdeki sevgi ve acıma duygularının yüceliği, dini inançlarımızın evrenselliği istismar edilmeye çok müsaittir.

            Bu yüzdendir ki çok uyanık  olmak, kovanımıza çomak sokanlara fırsat vermemek en hassas görevimiz olmalıdır.

            Ne yazık ki son zamanlarda insanlarımızın kavgalarını, bağırtılarını, akla hayale gelmeyen onur kırıcı suçlamalarını yazılı ve görsel basından izleme durumunda bırakılıyoruz. Hatta öyle ki günlük yaşantımızda da bire bir karşılaştığımız bu görüntü kirlilikleri yaşam biçimine dönüşmüş bir durum arzediyor.

            *Pazar yerlerinde satıcılar, müşterilerle...

            * Bankalarda memurlar, sıra beklemeyi ihlal edenlerle, sıra bekleyenler...,

            * Hastanelerde hasta yakınları ile görevliler...,

            * Toplu taşıma araçlarında yolcularla, sürücüler...,

            * Çocuk parklarında çocuklar değil, anne ve babalar...,

            * Siyasette birbirleriyle ve halkla kavgaya tutuşan seçilmişler...

            Avaz avaz bağırarak nezaret kurallarını aşan didişmelerle öfke nöbetlerine giriyorlar. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

            Ne yazık ki bunların içinde en düşündürücü olanı en sonuncusu olan seçilmişlerin kavgalarıdır. Çünkü onlar genç kuşağın önündeki rol modelleridir.

            Ülkenin geleceği olan bu gençlerimize sevginin oluşturduğu saygın değerlerimizi yitirmiş, insani ilişkilerin hiçe sayıldığı bir toplum modeli bırakacağız galiba... Beni korkutan da bu...

            Nerede hata yapıyoruz diye sormuyorum. Düşünmüyorum da.

            Çünkü herşey açık, görüntü net..! Ailelerden tutun da, kamu kurum ve kuruluşlarında, sivil toplum örgütlerinde çalışan herkes, sokaktaki baloncu, simitçi, dondurmacı, oyuncakçı, işportacı, çok sevdiğimiz bakkal amca dahil herkes suçlu...!

            Ne oluyor benim güzel ülkemin güzel insanlarına!

            DEMOKRASİ insanın doğasına en uygun yaşam biçimidir. Ama bu güzelliği doya  doya yaşamak istiyorsak kurallarına uymak zorundayız. Birbirimizi anlamıyor, haklarımıza, düşüncelerimize saygı duymadığımız gibi bağırıyoruz, çağırıyoruz, tehditler savurup saldırganlaşıyoruz.

            Ama neden...? Paylaşılmayan ne var! Gözlemlediğim herkes mutsuz, doyumsuz, hırçın tavırlarıyla umutsuzluklara doğru gidiş içindeler. Her bakımdan sağlıksız bir kuşak çığ gibi büyüyor. İnsanlar sıkıştıkları yerde şiddete, öfkeye başvuruyor hemen.

            Dedim ya bu ülkedeki hoş olmayan görüntülerden seçilmişler çok daha suçlular, sorumlular. Çünkü onlar yetmiş milyonun Türkiye’de değil, dünyadaki temsilcileridir. Çözümsüzlüklere çözüm üreten, mutlu ve mesut yaşama koşullarının yapıcıları, insanca yaşamın koruyucuları, adaletin savunucuları olmak yeminiyle seçilmişlerdir.

            Ülkelerde makamlar geçicidir, emanettir. Daim olan devlettir, ülke bütünlüğüdür. Millet yapısında en büyük ve önemli emanet milleti idare edenleri seçerken işi ehline vermektir. Bu devlet başkanından, mahalle muhtarına varıncaya kadar idari sistemin her kademesinde geçerli olan ilahi emirdir. Bu olgu temel hakların korunmasında da çok önemlidir. “Adalet Mülkün Temelidir” sözleri bunu onaylamaktadır. Zira adaletin olmadığı yerde ahlak kurallarından asla söz edilemez.

            Hayatın baştan sona sınav olduğu yaşam süresinde olaylar bazen lehte, bazen aleyhte tecelli eder. Hayata canlılık verende budur. Ama tüm bu aktiviteleri olumlu yönüyle görmek, olumsuzluklarda da hatayı kendimizde aramak zorundayız. Aksi durumda yukarıda bahsettiğim kavgalar, didişmeler devamlılık gösterecek sağduyu ve insani değerler bastırılacaktır. Bu durumda da güzel ülkemin güzel insanlarının canı acıyacaktır.

            Kazanmak da, kaybetmek de yaşamın ikiz kardeşleridir. Kazanılan her başarı insanı şımartır, gurura kapı açar. Bu insanın doğasındadır. Böyle durumlarda mütavazilik, sevecenlik, olgunluk ve tecrübe olğularının devreye sokulmasıyla başarıyı, başarılıyı alkışlamak, olumsuzluklar karşısında dik durmayı bilmek en büyük erdemliliktir. Bağırmakla, birbirini suçlamakla, kavgacı uslüplarla bir yere gelinemediği gibi, birilerini sevindirmek, mutlu etmekten başka bir şey kazandırmaz bizlere. O birileri ki yüzyıllardan beri var, bugün de var, yarın da olacak...

            Bu yüzdendir ki, ülke bütünlüğü ve cumhuriyet için çok ağır bedeller ödemiş olan güzel ülkemin, güzel insanları bu ülkede yaşamanın farklılığını ve hazzını yüreğinde duyacak; demokrasiyi özümseyerek hür ve bağımsız yaşamayı herşeyin üstünde tutarak aydınlık yarınlara koşmayı görev bilecektir...!