YARALANMIŞ TÜRKÜLER

Umuda kurşun işlemez. Umudu, hayal olanlar gelecekte yaşamak, görmek ister. Türküler de bir ulusun geçmişten geleceğe tutulan ışığıdır, umududur. Umudu olmayanın ya yaşamda gözü yoktur veya da ölüdür.

Öğretmenler evinde edebiyat öğretmeni Sami Yaman’la oturduk sohbet ettik. Konumuz türküler olunca çantasından bir kağıt çıkardı, okumaya başladı. Okurken hayallere dalıyor, düşüncemi seslendiriyordu. Sami Hocama “Sayın hocam bu yazılarınızdan bir bölüm alabilir miyim, gazete de yayınlayalım, dedim. Sami hocamda yazının tamamını bana vererek, istediğin yerden, istediğin bölümü alıp yayınlayabilirsin, dedi. Yazıdan bazı bölümler şöyle:

“Yorum sözcüğünün bir anlamı da bir müzik parçasının orijinal bir teknikle sunulmasıdır. (Türk Dil Kurumu-Türkçe sözlük) Son kırk-elli yıldan beri, müzik dünyamızda bir yorum furyasıdır, sürüp gidiyor. Önüne gelen türkü yorumluyor. Bakıyorsunuz yıllar boyu ruhumuzu coşturan bir türkümüz, kendi kendine ünvan veren sözde bir sanatçının ağzında tanınmaz hale gelmiş. Türkünün ne ezgisi, ne rengi, ne sesi, ne de nefesi kalmış. Bir dinliyorsunuz, soğuk bir duş alıyorsunuz. Ne kadar acıdır, bugün neredeyse otantiği bozulmamış, tek bir türkümüz bile kalmadı… Öbür yandan, böyle bir garabet, dünyada başka bir ülke de yaşanıyor mu, doğrusu pek merak ediyorum.

Türkülerimizin büyük bir bölümü, milletimizin ortak vicdanından fışkıran anonim ürünlerdir. Anonim ürünlerinde dokunulmazlığı vardır. Tıpkı atasözlerimiz gibi, tıpkı deyimlerimiz gibi. Deyimlerimizdeki atasözlerimizdeki bir kelimenin ne kendisini, ne yerini, ne de sırasını değiştirebilirsiniz. Değiştirdiğimiz taktirde, sözün anonim vasfı kaybolur. Söz gelimi “akıl yaşta değil baştadır.’’ atasözünde ‘’baş’’ sözcüğü yerine “kafa” sözcüğünü getiremeyiz. Getirirsek, söz, atasözü olmaktan çıkar.

Yine hepimiz biliyoruz ki türküler saz eşliğinde söylenegelmiştir. Günümüzde olduğu gibi, yabancı enstrümanlar eşliğinde değil. Her müzik türünde olduğu gibi, onun da kendine has bir geleneği, bir disiplini, özelliği ve güzelliği vardır. Bunu bozmaya kimsenin hakkı yoktur.

Bunun gibi, hiç olmazsa, anonim türkülerimize bari dokunmayalım. Onları özünden, sözünden, sesinden, nefesinden, kısaca kökünden koparmayalım. Malumdur ki, ağaç kökü üzerinde yükselir.

Tabi ki, türkülerimiz okumak için vardır. Tabi ki okunsunlar ve gönül tellerimizi titretsinler. Onlar bunun için yakılmışlardır. Sanatçımız çıksınlar ve türkülerimizi okusunlar. Fakat, onların ezgilerini değiştirmesinler, tadını, lezzetini bozmasınlar. Farklı bir tarz, farklı bir yorum getirmek istiyorlarsa, bunu kendi ürettikleri eserler üzerinde ortaya koysunlar. Üretken olsunlar. Üretken olmak, hazırdan harcamak değildir.

Bence türkülerimiz, çok değerli kültür mirasımızdır. Taşlar ses vermez, çizgiler konuşmaz, ama türkülerimiz oluşturdukları dönemlerin en canlı tanıdıklarıdır. Onlar da geçmişin bütün seslerini, değerlerini, kederlerini, sevinçlerini, olaylarını en gerçek ifadeleriyle bulabiliriz. Kim olduğumuzu öğreniriz. Bu yönüyle türkülerimiz, aynı zamanda kültürümüzün ve tarihimizin de en canlı kaynaklarıdır. Dünden bugüne, bugünden yarına kurulan en sağlam köprülerdir.

Öyleyse (yorum yapıyorum) diye, önüne gelenin türkülerimizin sesiyle, nefesiyle hele de ezgisiyle oynamasına izin vermeyelim. Böyle bir kayıtsızlığa geçit vermeyelim. Bütün sanat eserlerimiz, kültür varlıklarımız gibi, yıpratmaktan, yaralanmaktan korumuş; hem bu alandaki istismar, kolaycılık, kurnazlık kapılarını kapatmış, hem de yeni yetişen sanatçılara dinamik, üretgen ve en önemlisi etik bir yol açmış oluruz.

Ben bir türkünün yorumlanmasını, daha doğrusu yorumluyorum diye ezgisinin değiştirilmesini, yol kıyısındaki bir kır çiçeğinin hoyratça koparılmasına ya da acımasızca üzerine basılmasına benzetiyorum. Bundan da büyük ızdırap duyuyorum. Bu nedenle, kültür bakanlığımızdan bu milli, sosyal ve kültürel konuya eğitilmesini, var olan yasal boşlukları tez elden doldurarak, türkülerimizi aşınmaktan, yaralanmaktan kurtulmasını umuyor ve bekliyorum.

Sami Yaman hocamızın bu duygularına içtenlikle katılıyorum. Bu yazısıyla sessiz çığlıklarıyla binlerce kişi haykırmaktadır. Özümüzden gelen bu duyguların sesleri yüzyıllardan beri söylendi. Benden sonra ki yüzyıllarca da söylensin. Türkülerimize sahip çıkmak özüne sahip çıkmaktır. Kültürel değerlerimize, milli onurumuza sahip çıkmak demektir. Bizi biz yapan milli harcın adıdır türkülerimiz.

Türkülerimiz bozulursa kültürümüz bozulur. Töreler incinir. Geçmişteki acıları, sevinçleri yaşayanlar üzülür. Asıl tat geçmişi doya doya yaşamak. Geleceğe daha iyi hazırlanıp, üstün medeniyetlerde yerimizi almamız gerekmektedir. Sanatla, kültürle, bilim ve ilimle sevgi yolumuz açık olsun. Nerede bir yaralanmış, hırpalanmış türkü bulur, görür, duyarsanız yaralarını sarıp sarmalayınız…

 

Süleyman ERKAN

08 Aralık 2016

Bedestenlioğlu-Tokat