ÇAMLIBELİN YANIŞI

1945 yılından önce adına yakışır gibi bir Çamlıbel vardı. Çamlıbel’e tırmanmaya başladığınızda bir serinliğin, orman kokusundan gelen değişik kokuları ciğerlerine çektikçe bambaşka duyguları kafanızdan geçirirsiniz. Yüz, iki yüz yıllık pelitler, gürgenler, meşe ve bunların sayısının beş katı da çam çeşitleriyle kaplıymış. Soğuğu, karıyla meşhur olan Çamlıbel, ormanının içinde yaşayan hayvanlarıyla da meşhurmuş. Ayısı, kurdu, tilkisi, geyiği, yüzlerce çeşit kuş türleri, arıları meşhurmuş Çamlıbel’in. Her çeşmesinin tadı, lezzeti ayrıymış. Yaylalarından yayılan koyunlarından, ineklerinden yağ, arıların çiçeklerinde topladığı çiçek özünden bal, yer altı kaynak sularından her derde deva olacak sular çıkarmış. Yoksulluk, açlık Çamlıbel’in kıyısından köşesinden bile geçmezmiş. Hele siz Mayıs’ta açan çiçeklerin, otların, ağaçların kokusunu, dağların her bir köşesinden şakırdayan suların sesini bir duyun, yaşayın; yaşam neymiş görürsünüz. Güz gelende harmanlar bitende, unluklar su değirmeninde üğütülüp gelende, keteler, gömbeler yapılanda bir görün. Kış için kavurmalar küplere basılmış, yağlar çam küleklere yerleştirilmiş, çökelikler, peynirler sıra dizilmişse, hayvanların samanı, kışlık odun da yığılmışsa köyün ağası sensin. Gelen de yesin giden de yesin bahara kadar.

            Kış günleri uzun olur ya, hikayeler, maniler, orta oyunları, ibadetlerini bahada kadar doya doya çocukça yaşarmış Çamlıbel eteklerindeki köylüler. Kışın en sessiz günlerinde, rüzgarla, ağaçların dalları seslenirmiş tabiat anaya. Çamlıbel yalnız değilmiş, kol kola giren ağaçları ve içinde yaşayan canlıları kardeşçe yaşarmış. Geçit vermezmiş ormanı, ırmağı. Her güzelin bir sonu her zenginin bir yoksul oluşu olurmuş ya Çamlıbelin de böyle bir kara günü başlamış. Zaman, temmuzun ortaları, ekinler biçiliyor, köylüler canı burnunda. Güneşin doğumu ile kararmasına kadar çalışıyorlar. O yıl yeterince yağmurlar da yağmamıştır. Otlar nane gibi kuru. Çeşmelerden sular az akmaktadır. İnsanların dikkatsizliğinden midir, şimşek düşmesinden midir bilinmez, Çamlıbel bir köşesinden alev alır. İnsanlar köy köy akın ederler. Ellerinde anadut, dirgen, testilerle su getirirler ama nafile. Bir kere o devasa çamlar, pelitler yanmakta. Mevsim yaz, havada fazla rüzgar yok. Çamlıbel feryatta, insanlar ağlamakta. Seyretmekten, üzülmekten başka elden bir şey gelmez. Eee köydeki işler de geri kalmaz.

            Kızık’tan Hüseyin Şenol, Hamit Gürbüz, Halil İbrahim Aksoy, Balibeyinden Memiş Ateş, Mustafa Erkan, Buzer Eroğlu’nun anlattıkları veya ağızlardan duyup söyledikleri şöyle:

            “Öyle bir yangın ki görülmemiş… Dağ taş ateş olmuş yanıyor. Yüz yıllık ağaçların feryadı, çatırtısı dağda taşta yankı oluyor. Yardımına koşan yok. Köylüler günüzleri gün ışığında geceleri ormanın yanan ateşinin ışığından ekin biçerler, yığın yığarlar, öküzle düven sürerlerdi sabaha kadar. Bazıları yabayla saman bile savuruyorduk. Uyku yoktu bizlere.”

            İşte böylesi acı günleri gözleri dolarak anlatırlarmış.

            Yangının bir aydan fazla sürdüğünü söylerler. Yangından sonra hayat devam etmiş. Ama yoksulluklar, kavgalar, hırsızlıklar da yavaş yavaş başlamış. Yangın 1945’te olmuş. Bu yıldan sonra yokluğun ve yoksulluğun pençesine düşen insanlar gurbet yollarına düşmeye başlamışlar. Bu yangınla Çamlıbel’in beli kırılmış, çıplak dağlardaki topraklarına sahip çıkamaz, üzerinde yaşayan canlıların karnını doyuramaz olmuş. Bugün bile dağdan nereyi eşerseniz eşin bir yanık kütük izine rastlarsınız. Çamlıbel’in eski ormanlarının onda birine rastlamanız mümkün değildir şimdi. Yeni yeni dikilen çamlar olsa da eski gününe yetişmesi yıllar alacaktır.

            Şimdilerde Çamlıbel soğuk, boynu bükük, kimsesiz. Balıbeyindeki ziyaret tepesinin başındaki Köroğlu mezarı Tokat’a, Sivas’a ve Türkiye’ye “hey heyyy yine de heyy heyyy” diye sesini, narasını duyurur. O naraları işitir gibi olursunuz.

            Çamlıbel tekrar endemik iklimine uygun bitkisinin yetişeceği günü, Köroğlu’nun ayağa kalkıp zalimlere kılıç sallayacağı günü bekliyor.

 

 

Süleyman Erkan / 13.12.2016 / Bedestenlioğlu-Tokat