MÜSLÜMAN BİR İNSAN NASIL TERÖRİST OLALABİLİYOR?

                Allah insanı en kutsal varlık olarak yaramıştır. Onun canını almak da ona aittir. İnanan Müslüman bunu bildiği halde nasıl olur da bir insanın canına kıyabilir. Canı alan da odur veren de odur.

               İnsanlığın babası Hz. Adem’in yaradılışını düşünelim. Hz. Âdem yaratılır yaratılmaz önce kendine bakmış ve ahsen-i takvim üzere yaratılmış olduğunu görünce  “yüce kudretiyle beni yaratan Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir.” demiştir. Oysa şeytan kendine değil, muhatabına baktığı için Hz. Âdem’de “toprak”tan başka bir şey görememiş ve Allah’ın, melekler için “Âdem’e secde edin” emrine karşı çıkarak “çamurdan yarattığın kimseye secde mi ederim.”diye mukabelede bulunmuştur. Kibir ve benlikten Allah’a ilk karşı çıkan şeytan olmuştur.

              Kur’ân-ı Kerim de insanın ilk atası olan Hz. Adem (a.s)’ın iki oğlu Hâbil ile Kâbil arsındaki öldürme olayını Mâide süresi 27-28-29-30 ‘cu ayetleri şöyle açıklar:

“(Ey Resûlüm!)Onlara Âdem’in iki oğlunun (Hâbil ve Kâbil’in) haberini hakkıyla oku! Hani bir kurban takdim etmişlerdi de birisinden (Hâbil’den)kabul edilmiş, diğerinden (Kâbil’den)ise kabul edilmemişti. Kâbil, Habil’e “Seni mutlaka öldüreceğim!”dedi.(Habil ise;)Allah, ancak takvâ sahiplerinden (amellerini)kabul buyurur dedi.

            “Yemin olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini (kötü bir niyetle) uzatsan da,ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim.Şüphesiz ki ben,âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

            “Doğrusu ben isterim ki, (seni) kendi günahın ile benim günahımı da yüklenesin de ateşin ehlinden olasın! İşte zalimlerin cezası budur!”

            “Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi hoş (ve kolay)gösterdi de onu öldürdü; bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.”

            Uhud harbinde İbn-i Kamle adında bir müşrik, Hz Mu’sab(r.a)’ı şehid edince, onı Peygamberimiz (Asm) zannederek geri döndü ve: “Muhammed’i öldürdüm!”diye bağırdı. Bir rivayete göre şeytan da: “Dinleyin, Muhammed öldürüldü!”dedi. Bu söz, müminler arasında yıldırım tesiri yaptı. İşin hakikatinden habersiz olanlar büyük bir hüzne düşerek başlarını eğdiler ve bir kısmı da ümitsizliğe kapılarak dağılmaya başladılar. Bu esnada Resûl-i Ekrem (asm): “Ey Allah’ın kulları, bana! Ey Allah’ın kulları, bana!”diye ashabını çağırıyordu. Bu kargaşada bu daveti duyabilen 30 kadar sahabe, sayılarını yeterli görerek müşrikler dağılıncaya kadar onu himaye ettiler. Kur’ân-Kerim’in Al-i İmrân Süresi 144’cü Âyet-i bu hadise üzerine nâzil olmuştur.

           145’ci Ayet’te “Hem vadesi belli olan bir yazı (bir kader) olarak, Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimsenin ölmesi mümkün değildir. Artık kim dünya mükâfatını isterse, ona ondan veririz. Kim de âhiret mükâfatını isterse ona(da) ondan veririz. Şükredenleri ise mükâfatlandıracağız.”

           Daha önce Müslüman olan Ebu Sübyan’ın eşi Hind’li, yakınlarının Müslümanlar tarafından öldürülmesi nedeniyle Peygamberimize ve Hz. Hamza’ya büyük kin besliyordu. Uhud savaşında Hindi’li, köle Vahşi’yi öğütledi. Onu azad edeceğini ve hediyeler vereceğini söyledi. Vahşi Hz. Hamza’yı yakından takip ederek onu öldürdü. Ciğerlerini çıkartarak onu Hindi’liye götürdü. Hind’li Hz. Hamza’nın ciğerlerini parçaladı ve yedi. Diğer parçalarını da yanında bulunan kadınlara ikram etti. Hind’linin gözünü kan ve intikam bürümüştü.Hind’liyi Peygamberimize götürdüler.Peygamberimize Hindli getirilir.Peygamberimiz Hindi’liye “Bir zaman gözüm görmesin.”der.Hz. Hamza’nın intikamını almayı düşünmez.

           Dinimizde intikam diye bir duygu yoktur. Peygamberimizin bu davranışı bütün Müslümanlara örnektir.

               Türk Milleti tarihinin hiçbir döneminde esir aldığı veya aman dilediği insanları ister yaşlı, ister genç, ister kadın, çocuk ve ne olursa olsun öldürmez. Bunun örnekleri tarihimizde çoktur. Mesela, Yunan Generali Trikopis Kurtuluş Savaşında esir edilir. Atatürk’ün huzuruna çıkartılır. Atatürk Yunan Generaline saygı gösterir. Onu bir düşman gibi karşılamaz. Onu daha sonra serbest bırakır ve Yunanistan’a gönderir.

               Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Pakistan’da, Libya’da ve diğer Müslüman ülkelerde, Müslümanın Müslümanı boğazladığı ve hiç uğruna akıttığı kanlar neyin nesidir? Ülkemizde son zamanlarda vahşice yapılan bombalı saldırı sonucu yüzlerce günahsız çoluk-çocuk, genç, ihtiyar, askerler ve hiçbir şeyden haberi olmayan masum insanlar kendi din kardeşi tarafından vahşice katlediliyor.

              Son zamanlarda Suriye nedeniyle Rusya ile Türkiye arası bozulmuştu. Bunun tamir edilmesi gerekiyordu. Rusya’nın Ankara Büyük elçisi Andrey Karlov Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri düzeltmek için az uğraşmamıştı. İki ülkenin arasını açmak ve düşmanlıkları körüklemek için kiralanan katil polis memuru Rus elçisini öldürdü. Herkesin sevdiği bir insan olarak bilinirdi. Öldürme nedeni de Halep’te katledilen Müslümanların intikamını almaktır. Müslüman terörist olur mu?

            Canımızı yakan her vahşet, toplumsal barışımıza kurulmuş bir tuzaktır; bu ülke için az bedel ödemedik ve ödemeye de devam ediyoruz. Bunun sonucu nereye varacak! Birlik ve beraberlik olma zamanıdır. Siyasi düşünceleri bir tarafa bırakıp aklımızla hareket etmeliyiz.

.           Yetkililer toplumu gerecek konuşma ve davranışlardan kaçınmalıdır. Ülkenin içinde bulunduğu şu bulanık ortamında Rize’de Atatürk’ün heykelini kaldırmak da neyin nesidir. Toplumu germek ve ikilik çıkarmak değil midir. Gündemi sık sık değiştirmek ülkenin ekonomisine ve sosyal dokusuna zarar vermektedir. Bu gibi davranışlardan kaçınmak gerekmez mi?

           İstanbul’da, Kayseri’de ve Suriye’de şehit düşen asker ve polislerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk Milletine sabırlar dilerim. Nur içinde yatsınlar. Şehitlerimizin yakınlarının ve Türk Milletinin başı sağ olsun!