SIRLAR SIRRI

Âlemde ardı arkası kesilmeden akıp giden hadiselere can gözüyle baktığımızda, tüylerimiz diken diken oluyor. Her olayın, her varlığın, her hareketin, zerreden küreye sırlarla dolu olduğunu görüyoruz. 

                Ceylan, arı kuş, böcek, keklik, karınca, sinek, serçe, şahin, güvercin ve daha nice varlıkların ayakta olmasının tek sebebi;  Allah Ü Zül-Celalinin ilahi kudreti ve azameti sayesinde olduğunu idrak ediyoruz.  Bizler bile O’nun çemeninden istifade etmekte, O’nun mülkünde mekân tutmaktayız.  Yaşayan O’nun fazl u Keremiyle ömür zincirini sürüklerken, ölenler O’nun emriyle toprağa serilmektedir.

                Kâinatta, O’nun izni olmadan hiçbir nesne kılını bile kıptırtamaz. Biz insan olarak bu sırların sırrını idrak edemezsek, akıl nimetinin kıymetini nereden bileceğiz. Akıl nimetinin kıymetini bilmeyenler de nasıl insan vasfına bürünebilirler? Hayatı bir rastlantı, bir tabiat kanunu gören insanların bilimin geldiği noktadaki gizemleri, İlahi sanatın yüceliğini nasıl görmezler. Ressamın resmini bin bir övgü yapan aklı evveller, ressamı yaratanın neden bilmezler?

                Hele Kur’an-ı Kerim’in şu mübarek âyetindeki gönülleri pırıltılı şelaleler gibi aydınlatan Rabbimizin kudretinin nasıl farkında olmazlar?

                “-Şüphesiz ki göklerin ve yerlerin yaratılışında, gece ve gündün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeyleri denize denizde akıt(ıb taşıy)an o gemilerde, Allah’ın yukarıdan indirip onunla yeryüzünü, ölümden sonra, dirilttiği suda, deprenen her hayvanı orada üretip yaymasında, gökle yer arasında (Hakkın emrine) boyun eğmiş rüzgârları ve bulutları evirip çevirmesinde aklı (başında) olan bir kavim nice âyetler (Allah’ın varlığına, birliğine ve kemâl kudretine del3alet eden bire çok alâmetler) vardır.” Bakara,164

                Evet, diller O’nu övmede, kullar o’nu bilmede her zaman aciz kalmıştır. Bundan sonra da aciz kalacaktır. Asıl övgüyü, asıl bilgiyi Kendisinden başka kimse bilemez. Çünkü gerçek Âlim, elbette Allah’tır.  Zira bu kadar namütenahi sırlar sırrını akılların idrak etmesi bahis konusu değildir.

Bir şairin:

“Bulut, yağmur, dolu, şimşek,

Kar, sana şahid Allah’ım.

Sensin Hâlık sensin tek,

Har, sana şahid Allah’ım!

              

Melek, hurî, insan, cin hep,

Ceylân, arı, keklik, akrep,

İnkâra yok ki bir sebep,

Mâr, sana şahid Allah’ım!

 

Sen var ettin, çifti, teki,

İmkânsızdır, inkâr ne ki?

Yumurtanın içindeki,

Zar, sana şahid Allah’ım!

 

Güneş, ay, yıldız, hava su,

Bülbül sesi, gül kokusu,

Bütün âlemler dolusu

Nar, sana şahid Allah’ım!” dediği gibi her şeyin Mutlak Hâkimi ve Mutlak Sahibi Allah’tır.

Bize düşen O’nun yolunun yolcusu olmak, Resûlullah (s.a.v) Efendimizin yağanının türabı olmaktır. 

Mekke’nin Fetih gününde Müminlerin gayri İslami davranış içinden olmalarından daha büyük hezeyan mı olur.

Allah u Teâlâ, rıza hazından bir kez su içip bir daha susamayı bize nasip etmesin!...

Selam, bütün Sırlarının Sırrına talip olanların olsun…

 

Mehmet Emin ULU