SAVAŞTA KİM KAZANIR?

Savaşta kim kazanır sorusuna kesin ve emin olarak şunu söylemeliyim ki savaşanlar kaybeder. Ayrıca savaşanların komşuları, taraf olanlar da kaybeder. Benim bildiğim bir şey kazanır. Dostluk, sevgi, kardeşlik, yardımlaşma, paylaşma, kısacası barış kazanır.

            Barışta huzur vardır, güven vardır. Üretmek, paylaşmak, refah vardır. Peki savaş öyle mi? Yok etme, öldürme, var olan yapıları, binaları, eserleri yakıp yıkmak vardır. Arkasında gözyaşları, umutsuzluk, çaresizlik, kin, nefret, intikam… Sonunda öksüz, yetim, dul insanları görürsün. Savaşın izi ve acıları yüzyıllar geçse de unutulmaz. Yüreklerden çıkmaz. Savaş insanlık suçu denir ya, az bile denir.

            Son yıllarda Arap baharı diye bir huzursuzluk çıkardılar. Öldüler, öldürdüler. Yaktılar yıktılar. Ülkeler şimdi de kendi yaralarını kendileri sarıyorlar. Kaç yüzyılda sarılır, bilinmez.

            Bir ateş da kapı komşumuzda başladı. Irak yandı, vurdu, vuruldu. Saddam asıldı. Demokrasi gelecek derken bir türlü gelemedi. Terör odakları boy boy güç gösterisine girdi. Halk mı, kim düşünür ki… Derken bir de Suriye’de yangın ateşleri başladı. Devlet kurmak isteyenler, meshep derdine düşenler, aşiretler, şıhlar, şehler kendilerini göstermeye başladı. Yönetenlerse halka acımasız davrandıkça halk ne yapacağını bilmiyorlardı.

            Allah adına insanları kesiyor, gözlerini kırpmadan yıllarca komşuluk yaptığı komşularını öldürmekten çekinmiyorlardı. İslam adını kullanan bu caniler birer terör örgütleriydi. (PKK, PYD, YPG, DEAŞ) Emperyalist güçleri de arkalarına alıp her yerde kan, gözyaşları aktıkça akıyordu. Güzelim yerleşim yerleri yakılıp yıkılıyordu. Halep, Şam, Bağdat ticaretiyle, güzelliğiyle meşhurdu. Taş taş üstünde, yaşayanların da başı baş üstünde kalmamıştır. Kaçanlar canlarını kurtarmışlardı.

            Savaş insanların canlarını almıştı. Yaşayanların mallarını mülklerini hayallerini almıştı. Kimisinin eşlerini, çocuğunu, kimisin kardeşini, babasını, anasını yaşamdan almıştı. Çocukların geleceklerini, oyunlarını, eğitimlerini ellerinden almıştı. Kısacası bir ülkenin geleceği yok oluyordu. Canını kurtarıp Türkiye’ye sığınanlarsa göz görümcemiz oldu. İşçi olarak zor alanlarda çalışanlar, çöpten ekmek toplayanlar, dilenenler görülünce içlerimizin acımaması mümkün mü?

            Yaşayan mutsuz vatansızlar çok iyi bilirler, başka ülkede yaşamanın zorluğunu. Dil bilmez ki sorununu anlatsın. Kışın acımasız soğuğu, yazın kızgın sıcağı sırtından ve yüreğinden geçerken savaşa bin lanet okur gözlerindeki duygular.

            Bilinmez nedendir yanı başındaki İslam ülkelerine gitmezler. Türkiye’ye yerleşmeye çalışıyorlar. Buradan da kara ve deniz yoluyla Avrupa ülkelerine gitmeye çalışırlar. Sanırım Avrupa ülkelerinde daha iyi bir yaşam bulacaklarından. Kelebeklerin ışığa koşmaları gibi demokrasiye, düzenli yaşamaya, insan haklarının olduğu yerlere topluca gitmeye çalışıyorlar. Giderlerken denizlerde botların batması nedeniyle yüzlerce insanın ölümünü haberlerde duyar, izler olduk.

            Ülkenin zenginlik kaynaklarına çöreklenmek isteyen güçlü ülkeler kendi paylarını ne kadar çoğaltırım diyerek kanlı terör örgütlerini beslemeyi, kayırmayı, yandaş çıkmayı, el altından yardım etmeyi kendilerinin asıl görevleri diye sayıyorlar. Yeri gelince de insan haklarını kimseye bırakmazlar. Suriye’de yaşayan sünnisi, şiisi, arabı, kürdü, yezidisi diye gruplar hoşgörü ve kardeşlik hukukunu ön plana çıkarsalardı savaş olur muydu? Omuz omuza verselerdi emperyalist güçler istedikleri gibi ülkelerinde at oynatırlar mıydı?

            Yıllar sonra sorgulanmayacak mı? Neden bu savaş çıktı? Kazanan kimdi? İki yumurtayı birbirine vurursanız birisi kırılır, diğeri çatlar. Sizce hangi yumurta sağlam çıkar?

            Suriye’de savaş bitse vatandaşları ülkelerine döndüğünde kaç nesil geçmelidir ki o yerleşim yerleri eski güzelliklerine kavuşsun. Öksüz, yetim kalanların acıları nasıl unutulur? Savaş nedeniyle uzvunu yitirenlere ne demeli? Neyin bedelini ödemiş oldular. Gözümüzün önünde yaşanan bu acımasız olaylardan ders çıkarmalı. Adaletin, demokrasinin, hukukun olmadığı bir yerde savaş vardır. Savaşmak ve kavganın kimseye bir yarar getirmeyeceği, aksine insanlığa büyük yaralar ve zararlar getirdiği ortadadır.

            Peki savaşın ana nedenleri nelerdir? Bireylerin yetişmesinden başlar. Birey kıskanç, bencil, cahil, ben bilirim, fırsatçı yetişirse kendini güçlü görür. Bu kişiler toplum yönetiminde bir görev aldığında, toplum gücünü, maddiyatını da arkasına alarak daha fazla kazanmak için başkalarıyla savaşmaktan kaçınmazlar.

            Hak etmedikleri hakları elde etmek, daha fazla kazanma hırsıyla diktatörlük yapanlar savaş çıkartırlar. Çıkan savaşta halkın acısı, gözyaşı vardır. Bozulan düzende acı, kin, nefret ve uzun yıllar silinmeyen izin adına savaş denir.

            “Zorunlu kalmadıkça savaş cinayettir.” K. Atatürk’ün sözünün de ne kadar haklı olduğunu görmezden gelemeyiz.

            Nefret ekenler savaş biçerler. Sevgi ekenler kardeşlik, barış biçerler. Dünyamızda savaşsız bir yaşam dileklerimle.

 

 

Süleyman Erkan / 29.12.2016 Saat 00.01 Beyoğlu / Hasköy İstanbul